Havayoluyla 22 Kasım 2009’da İzmir’e gelen DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ü karşılamak üzere oluşturulan araç konvoyundakiler Basmane’deki DTP İl Binası’na gitmek üzere yola çıktı. Konvoydaki DTP’lilerin ilk önce zafer işareti yapmasıyla başlayan gerilim daha sonra Üçyol’da PKK’yı simgeleyen paçavraların açılmasıyla tırmanışa geçti. Bu duruma çevrede bulunan vatandaşlar büyük tepki gösterdi. Sözlü atışmalar kavgaya dönüştü.
Bu sırada konvoydaki araçlardan birinin hızlı bir şekilde ve adeta kasıtlı olarak yolun kenarında tepkilerini gösteren vatandaşların üzerine gitmesi ve bir vatandaşa çarpmasıyla taşlar sopalar havada uçuşmaya başladı. Gerilimin hemen ardından bölgeye çevik kuvvet ekipleri gönderildi. Ahmet Türk’ü karşılayan konvoyun arka bölümünde bulunan araçlar, kavga çıkması ve polisin yolu kesmesi nedeniyle DTP İl Binasının bulunduğu Basmane semtine geçemedi. Üçyol Kavşağı’nda toplanan vatandaşlar konvoydakilere tepki göstererek, “Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez” şeklinde slogan attı ve İstiklal Marşı’nı okudu. Bu sırada bazı vatandaşların konvoydakilerin üzerine yürümesi üzerine, polis havaya ateş açtı. Konvoydaki araçlarla polis araçlarının bazılarının camları atılan taşlarla kırıldı. (Tıkla 1)
Olaylar daha sonra terör örgütü PKK’nın kuruluş yıldönümü bahane edilerek ülkenin farklı bölgelerine ve illerine yayıldı. Diyarbakır, Batman, Mersin, Antalya ve Yüksekova’da provokatörler devreye girdi. Terör örgütü yandaşları yasadışı yürüyüşler düzenledi, polise, karakollara, kamu binalarına, işyerlerine ve sivil halka saldırdı.
Hükümetin defalarca ve ısrarla terör örgütünü muhatap almayacaklarını ifade etmesi, bu anlamda DTP ile görüşmesi ve süreci işletmesi başta teröristbaşı olmak üzere onun DTP içerisindeki destekçilerini ciddi anlamda rahatsız etmektedir. Türkiye’nin bölgede ABD başta olmak üzere Irak merkezi hükümeti, Kuzey Irak bölgesel yönetimi, İran ve Suriye ile çok iyi ilişkiler geliştirmesi, bu sorunun ortadan kaldırılması noktasında bu güne kadar olmadığı ölçüde bir görüş birliğinin ve kararlılığının olması da ayrıca Öcalan başta olma üzere bu sorunun devam etmesini isteyen kişi ve gruplarda büyük rahatsızlık meydana getirmektedir.
Nitekim Öcalan’ın, sürecin dışında kalma, etkinliğini kaybetme ve zamanla tamamen saf dışı kalma korkusuna kapıldığı gözlemlenmektedir. Bu psikoloji içinde hareket eden Öcalan avukatları aracılığıyla yapmış olduğu açıklamalarla süreci sabote etmeye çalışmaktadır. DTP başta olmak üzere Kandil’e, PKK yandaşlarına ve PKK’nın siyasi ve şehir yapılanması olan KCK’ya süreci zora sokacak hatta sona erdirecek provokatif eylemlerin yapılması konusunda talimatlar verdiği görülmektedir. Bu yönüyle, meydana gelen olayların tamamen KCK tarafından tertiplendiği söylenebilir.
Tabii burada bir diğer önemli soruna da işaret etmekte yarar bulunmaktadır. Hükümet gerçek anlamda büyük riskleri göze alarak Demokratik Açılım sürecini başlatmıştır. Hükümet’in ülkenin dört bir yanına başta bakanlar olmak üzere çok sayıda milletvekilini sadece bu açılımı anlatmak, halkı aydınlatmak üzere görevlendirdiği, bu konuda çalışmalara başladığı bilinmektedir. Bu proje sadece hükümetin çabaların ile sonuçlanacak, başarıya ulaşacak bir proje değildir. Muhalefet partilerinin tamamen karşı çıkmasına rağmen işin başından beri DTP de bu projeyi desteklemekte, bu yönde açıklamalar yapmaktadır. Ancak DTP’nin açıklama, görüş ve temenni bildirmenin dışında Kürt kökenli vatandaşları bilgilendirici, aydınlatıcı herhangi bir yapıcı tutum ve uygulama içine girdiği görülmemektedir. Bu çok ciddi bir sıkıntı kaynağıdır. DTP üzerindeki vesayet gölgesini kaldırmalı, yasal bir siyasal parti olarak kurumsal bir kimlik kazanmalıdır.
Meydana gelen olayların, provokasyonların bir de başka bir boyutu var. İzmir’deki DTP konvoyuna saldırılar, terör örgütü PKK’nın kuruluş yıldönümü bahane edilerek farklı illerde yapılan gösteriler ve eylemler ile demokratik açılıma ve hükümete karşı olan bazı gruplar arasında gizli bir ilişki olduğu görülmektedir. İzmir’deki olaylar öncesi Basmane`deki DTP İzmir İl Teşkilatı binasına 4 Kasım’da saldırı yapılmış, bu olay aydınlatılmadan, olayın arkasındaki sis perdesi aralanmadan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk`ün İzmir’e gelişi ve konvoydaki bazı tahrikler bahane edilerek konvoya saldırı gerçekleştirilmiş, olaylar büyümüştür.
İzmir’deki olaylar 22 Kasım Pazar günü meydana gelmiştir. Normalde sokaklarda fazla insanın olmadığı bir Pazar günü çok sayıda kişinin bir araya gelmesi, planlı bir şekilde konvoya yönelik sözlü, el hareketli ve daha sonra da kavgaya dönüşen bir tepki göstermesi ve saldırıda bunması kendiliğinden gelişen sıradan bir süreç olarak görülmemelidir. KCK doğu illerinde PKK yandaşlarını sokağa dökmeye, polisle çatışmaya sokmaya çalışırken bazı kişi ve grupların da batı illerinde Kürt kökenli vatandaşlara karşı kini ve nefreti körüklemeye ve linç eylemlerini gerçekleştirmeye çalıştıkları, halkı bu yönde tahrik ettikleri görülmektedir. Benzer tahrik ve provokasyonların daha önce Sakarya ve diğer illerimizde yapılmaya çalışıldığı unutulmamalıdır.
Meydana gelen bu olaylar tesadüfî değil. Hükümetin yürüttüğü Demokratik Açılım süreci farklı zemin ve zamanlarda toplumun farklı kesimlerinin direnişi ile karşılaşmaktadır. İnsanların hükümetle bu konuda aynı görüşü paylaşması şart değil. Demokrasilerde böyle bir zorunluluk yok. Ancak karşı düşüncede olmanın ve bu şekildeki görüşü açıklamanın da yolu yine demokratik çerçevede olmalıdır. Bu vazgeçilemez bir temel ilkedir. Burada asıl sorun demokratik açılıma karşı olan vatandaşların genel anlamda bireysel tepkilerini ortaya koyması ile ilgili değildir. Sorun, hükümete ve demokratik açılıma karşı olan bazı örgütlü grupların farklı konuları kullanarak sistemli bir şekilde toplumu provoke etmeye çalışmasıdır.
(Doç. Dr. Aytekin Geleri, Savunma - Güvenlik - Terör Masası)