ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN ÇÖZÜM HALİNE GELDİĞİ TOPRAKLAR: KEŞMİR BÖLGESİ
Hindistan, Afganistan, Pakistan ve Çin Halk Cumhuriyeti’ne sınırdaş olan Keşmir Bölgesi, 15 Haziran 1947 tarihinde kabul edilen “Hindistan Bağımsızlık Bildirgesi” ile Hindistan Krallığı’ndan koparak bağımsızlığını kazanmıştır. O tarihten itibaren Pakistan-Hindistan ilişkilerinin en temel açmazlarından biri olan Keşmir sorunu günümüzde de geçmişteki önemini korumaktadır. Toplam yüz ölçümü 222.236 km² olan bölge;
a)1947’den itibaren Hindistan tarafından kontrol edilen 101.378 km²’lik Jammu-Keşmir,
b)1947’den itibaren Pakistan’ın kontrolü altındaki 78.114 km²’lik Azad Keşmir,
c)1962’den itibaren Çin’in işgali altında olan 42.735 km²’lik kuzeydeki Shakhgam Vadisi ve doğudaki Aksa-i Çin bölgelerinden oluşmaktadır. (
Tıkla 1)
Keşmir’in bağımsızlığını kazanması gibi, varlık sebebi ve kime ait olacağı sorusu bugün de belirsizliğini sürdürmektedir. İngiliz İmparatorluğu’nun Güney Asya ve Afganistan’dan çekilmesini takiben bölgede oluşan güç boşluğu, uluslararası arenaya çıkan Pakistan ve Hindistan tarafından doldurulmaya çalışılmıştır. Keşmir de bu iki devletle eş zamanlı olarak bağımsızlığını kazanmıştır. Keşmir’in bağımsızlığını tanımayan Pakistan’ın Ekim 1947’de Jammu-Keşmir’e gerçekleştirdiği saldırının ardından, Keşmir’in yönetimini 1947–1951 dönemleri arasında elinde tutan Maharaja Singh, Hindistan’dan yardım istemiştir. Hindistan, Keşmir’in kendisine bağlanmayı kabul etmesi durumunda yardım edeceğini ifade etmiştir. Böylece 26 Ekim 1947’de imzalanan antlaşma ile Keşmir Hindistan’ın egemenliğine girmiştir. (
Tıkla 2) Hindistan’ın Keşmir halkına verdiği plebisit sözü ise hiçbir zaman tutulmamıştır. Tüm bu faktörler 1947–1948 Hindistan-Pakistan Savaşı’nı tetikleyen nedenleri oluşturmuştur. Bu savaşının ardından Keşmir sorununun uluslararasılaştırılması süreci başlamış ve BM Barış Gücü Kuvvetleri, Jammu ve Keşmir’de güven ve istikrarın temini için çalışmalar yürütmüştür. BM Güvenlik Kurulu, 1948 tarihinde “39 No’lu Kararı” çıkarmış, Hindistan-Pakistan arasında arabuluculuk komisyonu kurularak konunun araştırılmasına dönük katkılarda bulunmuştur. Hindistan’ın Pakistan’ı Jammu ve Keşmir’de “yıkıcı faaliyetlerde bulunduğu” iddiasıyla BM Güvenlik Kurulu’na şikâyet etmesi üzerine aynı yıl “47 No’lu Karar” çıkarılarak Pakistan’ın Jammu-Keşmir bölgesinden birliklerini çekmesini ve Hindistan’ın da söz verdiği plebisiti yerine getirmesi uyarısında bulunulmuştur. (
Tıkla 3) 1971 yılında Doğu Bengal’deki krizin ardından yaşanan ikinci Hindistan-Pakistan Savaşı’nın ardından 1972’de Simla Barış Antlaşması imzalanmış ve Keşmir’de ateşkesin sağlanmasına dönük “Sınır Kontrol Hattı” (Line of Control) oluşturulmuştur.
1979’da SSCB’nin Afganistan’ı işgalinin ardından “Sovyet Komünizmi’nin Güney Asya’ya yayılmasını engelleyecek yegâne ülke” olarak seçilen ve Batı Bloğunda yer alan Pakistan, SSCB’nin yenilgiye uğraması ve ABD’nin söz konusu coğrafyadan çekilmesiyle büyük miktarda silah yığınağına sahip olmuştur. 1971 yılında Hindistan’la yaptığı savaşı kaybederek ikiye bölünen ülke için bu silahlar büyük önem arz etmiştir.
Keşmir üzerinden yürütülen bölgesel hâkimiyet ve egemenlik mücadelesi her iki ülkenin nükleer silah kapasitesine sahip olduğu 1998’nin ikinci yarısından itibaren farklı bir seyir izlemeye başlamıştır. Her iki ülke de Asya’da nükleer kapasiteye sahip ülkeler olmalarına rağmen dış güvenlikleriyle orantısız ve tehdit algılamalarına doğru orantılı biçimde silahlanma yarışına girmiştir. 1999 yılında Hindistan’ın Keşmir’deki militanlara karşı başlattığı harekât, bölgede büyük huzursuzluğa neden olmuş, Hindistan ve Pakistan’ı bir kez daha savaşın eşiğine getirmiştir. 1999 yılından itibaren Pakistan-Hindistan ilişkileri ve Keşmir sorununun çözümüne dönük barış görüşmeleri, nükleer silahların gölgesinde yürütülecek ve her iki devlet de geçmişin aksine konvansiyonel veya topyekün bir savaşa neden olacak büyük ölçekli krizleri başlatmaktan çekineceklerdir.
1999 yılı sonrasında Keşmir’in hâkimiyetini elde etmek için sürdürülen mücadele düşük yoğunluklu savaş biçiminde sürmektedir. Pakistan’ın silahlandırdığı militanlar sınır noktalarından Keşmir’e sızmaya çalışmakta ve kontrol noktalarındaki Hindistan birlikleriyle çatışmaktadırlar. Son olarak 23 Eylül 2009 tarihinde Keşmir’de militanlar ve Hindistan askerleri arasında yaşanan çatışmada sekiz kişi hayatını kaybetmiştir. Bu ölümlerle birlikte resmi rakamlara dayanılarak Keşmir’de yaşanan olaylar neticesinde bugüne kadar 43 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir. Pek çok NGO ve insan hakları örgütü ise bu rakamın iki katı kadar insanın öldüğü görüşündedirler. (
Tıkla 4) Keşmir Bölgesi’nde istikrarsızlık günümüzde de sürmektedir. Keşmir’de faaliyet gösteren militan gruplar arasında Hizb-u Mücahidin, Leşker-i Tayyiba, Harkut’ul Mücahidin, Tehrik-i Cihad ve menşei tam olarak bilinmeyen Jammu-Keşmir Özgürlük Cephesi yer almaktadır.
1947’den itibaren Hindistan ve Pakistan’ın Keşmir üzerindeki tezleri fazla değişikliğe uğramamıştır. Pakistan tezine göre Keşmir’in nüfusunun büyük çoğunluğu Müslümandır ve Keşmir halkı, Hindistan’a özgür tercihleri dışında bağlanmıştır. Hindistan tezi Keşmir’in 1947 Bildirgesi ile Hindistan’ın bir parçası haline geldiğini savunmaktadır. İki devletin Keşmir üzerinde irredentist politikaları sürerken, Keşmir’de üçüncü bir hareket ortaya çıkmış, Pakistan veya Hindistan egemenliğini reddederek bağımsız Keşmir devletini kurmayı hedeflemektedir.
Pakistan 1947 yılının aksine, Keşmir konusunda İslam ülkelerinin ve Batı’nın desteğini kaybetme noktasına gelmiştir. Militanların faaliyetleri sonucu Müslüman Keşmirlilerin de can ve mal kaybına uğraması, 1979 Sovyet işgalinde Afganistan’daki direnişe destek veren Pakistan’a yapılan yardımların son bulması, Pakistan’ın Batılı devletlerle istikrardan yoksun ilişkileri ve özellikle ABD’nin Güney Asya coğrafyasındaki çıkarlarına zarar verebileceğini düşündüğü herhangi bir Hindistan-Pakistan gerginliğini istememesi, Keşmir bağlamında Pakistan’ın zemin kaybetmesine neden olan temel faktörler arasında sayılabilir.
Uluslararası kamuoyu da Hindistan ve Pakistan’a ilişkilerini düzeltme konusunda baskı yapmaktadır. İki devletin temsilcileri, Keşmir sorununu diplomasiyle çözme yolunda adımlar atmaktadır. Pakistan başbakanı Yusuf Rıza Gilani, New York’ta düzenlenecek olan “Demokratik Pakistan’ın Dostları” (DPD) toplantısında Hindistan başbakanı Mahmohan Singh ile Keşmir ve su paylaşımı konularını görüşeceklerini ifade etmiştir. Keşmir’in iki devlet ilişkilerini şekillendiren temel konulardan biri olduğunu ve bu sorun çözülmeden bölgede kalıcı bir barış ortamının sağlanmasının olanaksız olduğunu vurgulamıştır. (
Tıkla 5) Gilani gibi Zerdari de Keşmir konusunun bölgenin istikrarı için sahip olduğu önemi vurgulamıştır. BM güçlerinin 61 yıldır Keşmir’de güvenlik ve istikrarı sağlamak için bulunduğunu dile getirerek ve Hindistan’ı DPD toplantısına katılmaya davet etmiştir. Pakistan liderlerine cevap yine Mumbai meselesi üzerinden verilmiş, Hindistan dışişleri bakanı Krishna, Keşmir’de de faaliyet gösteren Leşker-i Tayyiba Örgütü ile bağlantısı olduğu iddia edilen Hafız Sayid’in yargılanmasının ardından karar vereceklerini söylemiştir. (
Tıkla 6) Keşmir sorununun çözümüne faydası olacağına inanılmasa da Pakistan’ın İslam ve Arap ülkeleri nezdinde destek kaybettiğine somut bir örnek teşkil edecek konuşmayı Libya lideri Muammer El-Kaddafi yapmıştır. Kaddafi, 24 Eylül 2009 tarihinde BM Güvenlik Konseyi’nden yaptığı konuşmasında Keşmir ile ilgili ifadelere ilk kez yer verirken; “Keşmir’in ne Hindistan’a ne de Pakistan’a bağlı olmayan bağımsız bir devlet olması gerektiği ve sorunun artık bitirilmesi için çaba harcanması” gerektiğinin altını çizmiştir.
Keşmir sorununun günümüzde ancak diplomatik yollarla çözülmesi kalıcı barışı sağlayabilecektir. Pakistan ve Hindistan’ın Keşmir nedeniyle bir kez daha karşı karşıya gelmesi, zaten sağlam temeller üzerinde durmayan Güney Asya coğrafyasında tamiri zor yaralar açabilecek ve istikrara en çok ihtiyaç duyulan şu günlerde büyük sıkıntılara neden olabilecektir. Her iki tarafta irredentist politikalarından vazgeçerek iyi niyete ve karşılıklı güvene dayanan adımlar atarak yaklaşık 60 yıldır süren bu soruna barışçıl ve kalıcı bir çözüm bulmalıdırlar.
(Ali Erhan Ertan, Asya-Pasifik Masası, Kıdemli Asistan, 26.09.2009)