"Minare yasağı"nın referandumda büyük bir çoğunlukla kabul edilmesi ile Avrupa'yı sarsan İsviçre'de Friburg ve Vaud kantonlarında çok uzun bir süreden beri tartışmalara yol açan okullarda "türban takma" konusu "türban yasağı" talebiyle birlikte yeniden gündeme geliyor. Konu, iki kantonun parlamentolarınca görüşülecek. (Tıkla-1)
İsviçre’de öğretmenler için yasak olan türbanın şimdi öğrenciler için de yasaklanması gündemde. Friburg Kantonu’nda sosyalist parlamenter Erika Schnyder, kantonun bir ilkokulunda sekiz yaşındaki bir kızın okula başörtülü olarak gelmesi üzerine ilkokullarında türbanın yasaklanmasına ilişkin bir önerge sundu. Konu, gelecek ay parlamentoda ele alınacak. Bu arada, aynı doğrultuda bir önerge, Lozan’ın en büyük kenti olduğu Vaud kantonunda da sağcı UDC partili Pierre-Yves Rapaz tarafından da gündeme getirildi. Ancak Rapaz, türbanın sadece ilkokullarında değil, mecburi eğitim veren tüm okullarda yasak olmasını istiyor. Le Temps gazetesinin haberinde benzer girişimlerin önümüzdeki aylarda başka kantonların parlamentolarında gündeme gelmesinin beklenebileceği belirtildi.
Erika Schnyder, önergesini savunurken "Bu, bir eşitlik meselesidir. Küçük kızlara türban kullanmaya zorlamak bir cinsin diğer cins üzerinde hâkimiyet kurması demektir" dedi. İslam’a bir saldırının söz konusu olmadığını da söyleyen Schnyder, "Okullar nötr olmalı" ifadesini de kullandı. Pierre-Yves Rapaz ise, "Bir aile, kızını türbanla okula gitmeye zorlarsa, bugün itibariyle bunu kimse önleyemez" derken sadece türban değil tüm dini sembollerin de yasaklanmasını istediğini ifade etti.
Önce minare sonra türban yasağı, açılan kapının ardından daha hangi misafirlerin girmek isteyeceği merak konusu. İşin ilginç yanı ise son günlerde yoğun olarak hissedilen İslam karşıtı davranışların sadece İsviçre’ye özgü olmamakla beraber, tüm Avrupa’yı simgeleyen ve ‘İslamofobi’ sebebiyle hayat bulan tavırlar olma özelliği.
Ortada bir din var, ötekileştirilmeye çalışılan bir din, itilmeye, dışlanmaya, ayrı tutulmaya hazır muhafızlarca başında beklenen bir tutsak gibi, Avrupa sınırları içinde yaşama umuduyla yollara düşmüş ama 2.-3. sınıf sıraları bile kendisine çok görülmüş, okuldan atılmak istenen beyazların arasındaki ‘kara’ kimliğine büründürülmüş bir din. Bu dine bakan çevreler siyasi mi, psikolojik mi yoksa dini bütün bir gözlük mü takmışlar bilinmez ama yakın yerine uzak, uzak yerine yakın gözlüğü taktıkları gerçeği şüphe götürmez, şöyle ki, söylenen sözler atılan imzalar, sessiz duruşlar bile yakını uzağa, uzağı daha da uzağa itmekten öteye gidememektedir.
Görünen o ki, Müslümanlar; Avrupa tarafından oyundan atılmaya devam edecek, dışlanan çocuk kostümü üzerine dar geldikçe hırçınlaşacak, gündüz yerine akşam oyun sahasına çıkmayı tercih etmeye bir bakımda itilecektir.
(Elif Altun, Asistan)