Uzun süren bir duraksama ve etraflı durum değerlendirmesi sonunda, Başkan Barack Obama, Afganistan genelinde Taliban ve El-Kaide güçleri ile yürütülen mücadelenin güçlendirilerek etkinleştirilmesi amacı ile aldığı kararları, 2 Aralık 2009 tarihinde, West Point Askeri Akademisi’nde, açıklamıştır.
Bu açıklamayı yapmadan önce, istişarelerde bulunduğu müttefik ülkeler üst düzey yetkilileri arasından, “Stratejik Ortak” İngiltere’nin Başbakanı Gordon Brown, 1 Aralık 2009’da, Parlamento önünde, Başkan Obama’nın alacağı kararın çeşitli yönlerini yansıtan bir konuşma yapmış ve adeta Dünya kamuoyunu konuya hazırlamak görevini yerine getirmiştir.
Brown’un ifadelerinden, askeri alandaki amacın, Taliban’ı zayıflatırken, Afganistan silahlı kuvvetlerini ve güvenlik güçlerini eğitip ortaya çıkartmak, böylece Afganistan genelindeki sorumluluğun giderek bu ulusal kuvvete teslim edilmesi suretiyle geri çekilmenin yollarını açmak olduğu zaten anlaşılmakta idi. Nitekim Obama’nın dünkü West Point konuşmasından çıkan sonuç, Brown’ın vermek istediği bu mesajları doğrular nitelikte olmuştur.
40 bin ilave asker gönderilmesi talebinde bulunan, Afganistan’daki NATO ve Amerikan Kuvvetleri Komutanı Stanley McChrsytal’ın, bu talebine karşın, Obama 30 bin ilave asker gönderme kararı almıştır. Ancak bu kararını açıklarken, aynı zamanda, Temmuz 2011 tarihinden itibaren Afganistan’daki Amerikan kuvvetlerinin geri çekilmesi işlemine de başlanacağını açıklamak suretiyle de, iç politika bağlamında üzerine çekeceğini bildiği şimşeklerin etkisini azaltma çabasına girmiştir.
Hangi yolu denerse denesin, Obama’nın ilave asker gönderme kararının, çeşitli olumsuz yorumları beraberinde getireceği bütün çevrelerde bilinmekte idi. Demokrat Parti saflarından dahi, Obama’nın bu kararının müşkül durumu düzeltip düzeltmeyeceği kuşkusu yanında, belki de şartları daha da kötüleştireceğine ilişkin yorumlar gecikmemiştir.
Cumhuriyetçi Parti’nin en kıdemli üyesi olan Senatör John McCain de, Obama’nın Temmuz 2011 tarihini geri çekilmenin başlangıcı olarak ilan etmesine şiddetle karşı çıkmış ve bunun Afganistan’daki muhalif güçlerin mevcut potansiyelini devreye sokmayarak beklemeye gedebilecekleri olasılığından söz etmiştir. McCain, “bu savaş kuşkusuz bir gün bitecektir ancak bu bitiş yapılan mücadele ile hedeflenen amaçlara vardıktan sonra olmalıdır” demiştir.
Ülkede ortaya çıkan genel kanı, Obama’nın uygulamak istediği uzlaşıya dayalı formüllerin hiç kimseyi ziyadesiyle memnun etmediği şeklindedir.
Kuşku yok ki, devlet başkanı sıfatıyla bu konuda alınan bir kararın uygulaması çok zor ve meşakkatli olacaktır. Bu vesile ile gözler önüne serilen gerçek, ABD’nin, “bir milleti yeniden yaratmak” ya da “demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri getirmek” gibi bahanelerle, kendinden önceki Amerikan yönetimlerinin, ABD’nin vazgeçilmez hedefleri şeklinde takdim ettikleri fazla iddialı ve sınırsız savlara artık sıcak bakmadığıdır. Obama, Ülkesinin, “başka ülkelerin içişlerine karışarak oralardaki halkları millet yapma sevdası yerine kendi milletinin karşı karşıya bulunduğu zorluklarla uğraşmasının gerektiği” görüşündedir. ABD Başkanına göre, savaş her açıdan çok pahalıya malolan bir eylemdir ve uzun vadede, milletler yaratmak gibi beklentiler Amerika’nın imkân ve kabiliyetlerini aşmaktadır.
Obama’nın Afganistan konusunda verdiği kararın, kendisi açısından ağır bir siyasi ve askeri faturasının olacağı bugün daha da açıklıkla görülmektedir. Ancak Amerika’nın “stratejik ortağı” olduğunu öne süren Türkiye’ye, aynı zamanda ABD’nin NATO’daki müttefiki olarak, bu yüklü faturadan pay düşeceği keza açıkça anlaşılmış bulunmaktadır.
Obama, 30 bin ilave asker gönderme kararını açıklarken, NATO üyesi ülkelerden de 5 ila 7 bin dolayında muharip asker göndermeleri talebini ortaya koymuştur.
Geçtiğimiz haftalarda. Türkiye ile yaptığı temas ve görüşmelerde, bu konuda uzun süre sessiz kalmayı yeğleyen Amerikan Yönetimi’nin, bu kez konuyu NATO çerçevesine oturtarak gündeme getirmesi ve üstelik bunun Sayın Başbakan’ın ABD ziyaretinin hemen öncesine rastlaması, anılan faturadan, Türkiye’nin de, diğer NATO müttefik ülkeleri gibi, nasibini almasının kaçınılmaz olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Başkan Obama’nın dünkü açıklamalarından hemen sonra, Ankara’daki ABD Büyükelçisi, bir demeç vererek, “Türkiye’den Afganistan’a daha çok asker göndermesini istediklerini ve bu taleplerini Türk yetkililerle en üst düzeyde paylaştıklarını” açıklamıştır.
ABD’nin müttefiklerinden beklentisinin, Büyükelçi James Jeffrey’e göre, “ilave birlik sağlamaları ve özellikle de Afgan Halkının korunmasına yönelik ek görevler almaları” şeklindedir. Daha da önemlisi, gönderilecek birliklerin görev tanımında “daha çok esneklik ve daha az rezerv” beklenti ve talebi vardır.
Bu durumda, hemen önümüzdeki günlerde, müttefikleri ile de yakın istişare halinde, Türk yetkili makamlarının yeni bir karar almaları ve muharip güç gönderme bağlamında sürdürdükleri çekimser tutumu gözden geçirmeleri kaçınılmaz olacaktır.
(Büyükelçi (E ) Nüzhet Kandemir, ABD Masası)