Irak’ın Kuzeyindeki Seçimler ve Türkiye ile İlişkiler
2003 yılının Mart ayında ABD'nin Irak'ı işgal etmesinden sonra Irak'ta, terör olayları başta olmak üzere birçok gelişme baş göstermiştir. Irak'ın kuzeyindeki gelişmeler ve Irak'ı üçe bölme senaryoları, gerek Iraklıları gerek Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerini derin kaygılara sevk etmiştir. Bu bağlamda, ABD'nin Irak'ta desteklediği Kürt gruplar, deyim yerindeyse, Irak'ın sahibi veya hamisi haline gelmişlerdir. Bu nedenle Kürtlerin, işgal sonrası Irak'ta yapılan iki seçim ve anayasa referandumunda büyük kazanımlar elde ettikleri aşikârdır. 2003’ten sonra, Irak'ta yapılan söz konusu seçimleri boykot eden Sünni grupların yerine, güçlü bir Kürt olgusu ortaya çıkmıştır. Kürtler, Irak anayasasıyla birlikte, hem Irak kaynaklarından yüzde 17'lik oranda bir pay elde ettiler hem de Irak’ta 'Kerkük Sorunu' gibi birçok soruna sebebiyet verdiler. İşgal sonrası Irak'taki durumun Kürtlerin lehine seyrettiği görünse de onlar için bu sürecin işlemesinin hiç de kolay olmayacağı, zaman içinde anlaşılmıştır. Söz konusu meseleler, başta 'Kerkük Sorunu' olmak üzere, Kürtlerle Bağdat Hükümeti arasında önemli sorunlar haline gelmiştir. Başta petrol yasasında olmak üzere, Kürtler ile Maliki Hükümeti arasındaki gerginlik hâlâ devam etmektedir. Bu nedenle, Irak’taki siyasi süreç, başlangıçta Kürtlerin lehine işlese de, sürecin bugün Kürtlerin aleyhine döndüğünü görüyoruz.
1. Körfez Savaşı’ndan sonra ABD'nin Saddam yönetimine ve bölge ülkelerine karşı kullandığı 'Kürt Kartı'nın, Irak'ın işgaliyle son bulduğunu görmekteyiz. Bunun yerini PKK terör örgütü ve 'Kerkük Kartı'nın aldığını söyleyebiliriz. ABD, her iki kartı hem Irak'taki Araplara ve Türkmenlere karşı oynamış, hem de başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerine karşı psikolojik bir tehdit unsuru olarak kullanmıştır. Bugün ABD'nin Irak'ta uyguladığı politikanın ne kadar doğru veya ne kadar başarılı olduğu, tartışma konusudur. ABD'nin Irak politikasının başarılı olmamasını düşündüren iki neden vardır: Birincisi, El-Kaide başta olmak üzere, Irak'taki direniş gruplarının başlattığı şiddet ve kaos ortamıdır. Bir diğer neden ise, İran'ın Irak'taki Şii grupları üzerindeki etkisi ve yürüttüğü nükleer programı çerçevesinde ABD'ye karşı sergilediği tutumdur. Bütün bunlar, Irak'taki siyasi süreç ve iç dengelerin değişmesine sebep olmuştur.
Ocak 2009'da Irak'ta yapılan mahalli seçimleri Maliki'nin kazanması ve Sünnilerin, seçimlere büyük oranda katılması, Kürtlerin kaybetmesine neden olmuştur. Ayrıca, en önemli gelişmelerden biri de ABD’deki seçimleri kazanan Obama olmuştur. Bütün bu yaşananlar, Irak'taki dengeleri altüst etmiştir. Obama'nın ABD'nin başına geçmesiyle birlikte, Irak'ta da birçok şey değişmiştir. ABD’nin 2011 tarihinde Irak'tan asker çekeceği yönündeki açıklamalar ve sonucunda Irak'ta meydana gelecek boşluğu kimin dolduracağı tartışması da böylelikle gündeme gelmiştir.
Irak'ın yerel seçimlerinden çıkan düşük oy, Kürtler arasında bir hesaplaşmaya neden olmuştur. Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) yönetici kadrosundan üst düzey görevli beş kişi istifa etmiş ve KYB, büyük kan kaybına uğramıştır. Bu istifalar, Kürtlerin güç kaybını göstermektedir.
Irak'ın Kuzeyindeki Seçimler ve Önemi
1992'den bugüne kadar Irak'ın kuzeyinde birkaç kez seçim yapıldığına şahit olduk. Ancak hiçbirinde 25 Temmuz 2009 tarihindeki seçimler gibi Kürtler açısından olumlu bir sonuç alınmamıştır. Kürtler, hem bölge ülkeleri hem de uluslararası arenada hiç bu kadar sesini duyurmamıştı. Irak'ın kuzeyindeki yönetim, BM'nin gözetiminde ilk defa böyle bir seçim gerçekleştirmiştir. Ayrıca, Irak'ın kuzeyindeki seçimler sonucunda, Kürt yönetimi bakımından önemli bir değişim yaşanmıştır. Bunlardan birisi, yıllardır Kürt halkı arasında tek yönetim şekli olarak bilinen Talabani ve Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği ve Kürdistan Demokrat Partisi (KYB ve KDP) ortaklığın, az da olsa bölge üzerindeki etkisini kaybetmiş olmasıdır.
İkincisi ise şudur: Irak'ın kuzeyindeki bugüne kadar gerçek bir muhalifin olmaması, Talabani ve Barzani'yi güçlü kılmıştır. Ancak son seçimlerle beraber, KYB ve KDP'ye karşı Nawşirvan Mustafa başkanlığındaki GORAN (Değişim) listesinin ikinci olarak çıkması, bölgede Talabani ve Barzani'nin prestij kaybına uğradığının bir göstergesidir. Irak'ın kuzeyinde daha önce yapılan seçimlerde dini eğilimli gruplara karşı bir rekabet vardı. Ancak son seçimlerdeyse, tamamen KYB VE KDP’ye karşı bir alternatif oluşturulmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu nedenle Irak'ın kuzeyinde istenilen duruma gelindiği söylenebilir. "Irak'ın kuzeyinde istenilen durum neydi?" diye kafalarda soru işareti olabilir. Vurgu yapılmak istenilen durum, Irak'ın kuzeyinde Talabani ve Barzani'ye karşı alternatif bir zeminin hazırlandığıdır. Bunu Irak halkı da, bölge ülkeleri de istemektedir. Irak'ın kuzeyindeki seçimlerinden sonra, gidişatın bu yönde olduğu söylenebilir. Çünkü bölge halkı, yıllardır Talabani ve Barzani'nin Kürtlere yaşattığı siyasi kriz ve idari yolsuzlukların had safhaya ulaştığını düşünmektedir. Irak'ın kuzeyindeki halk, artık bilinçlenmeye başlamıştır ve GORAN listesine oyunu vermiştir.
Seçim Sonrası Talabani ve Barzani İttifakı
KYB ve KDP ortaklığı, daha önceki seçimlerde Irak'ın kuzeyindeki yönetimi kendi aralarında bölüşmüşlerdir. Ancak 25 Temmuz seçimlerinde, karşılarına Kürt milliyetçisi olan Nawşirvan Mustafa çıkınca, hemen stratejik ittifaka geçmişlerdir. Bütün bu sebeplerden dolayı, hem Talabani hem de Barzani, birbirlerine rakip olma durumundan çıkarak, müttefik haline gelmeyi seçmişlerdir. Çünkü her iki müttefik de Irak'ın kuzeyinde kan kaybına uğramıştır. Bu bağlamda, yıllardır Irak'ın kuzeyinde yönetimi elinde tutan Barzani ve Talabani ortaklığının, 25 Temmuz seçimlerinde yüzde 57,34 oranında oy kazanmaları, her iki grubu da şaşırtmıştır. Ayrıca KYB ve KDP'nin aldığı yüzde ellilik oy oranı, her iki partiyi de moral bozukluğuna uğratmıştır. Her iki parti de, son seçimlerden oyların yüzde 70'ini alarak çıkacaklarını zannederek büyük hayal kırıklığına uğramıştır. Çok ilginçtir, GORAN listesi, Talabani'nin kalesi olarak bilinen Süleymaniye bölgesine bağlı 14 ilçeden, 11’inde birinci sırayı elde etmiştir.
GORAN Listesinin Kazanması ve Bunun Kuzey Yönetimine Etkisi
Koyu Kürt milliyetçisi ve KYB'nin eski Başkan yardımcısı Nawşirvan Mustafa başkanlığındaki GORAN (Değişim) listesi, 25 Temmuz Irak'ın kuzeyindeki seçimlere katılarak oyların yüzde 23,75'ini kazanmıştır. GORAN listesi, altı ay içerisinde, bölge halkına yepyeni vaatlerde bulunarak, kısa sürede güçlü bir muhalefet olarak Irak'ın kuzeyindeki yönetime katılmıştır. Daha önce, bu duruma alışık olmayan Barzani ve Talabani’nin, seçimlerden sonra ortaya çıkan tablodan oldukça rahatsız oldukları görülmektedir. Başka bir ifadeyle, Talabani ve Barzani, iki lider olarak birbirlerine tahammül edemeyip, yıllarca silahlı çatışma içinde yaşamışlardır. Bu nedenle, Irak'ın kuzeyindeki Kürtlerin, üç lider (Talabani, Barzani ve Nawşirvan Mustafa) bir arada yönetimde bulunmaları oldukça zor ve de sancılı olacaktır. Eğer seçimler sonrasında Irak’ın kuzeyindeki yeni yönetimi oluşturma konusunda taraflar, herhangi bir anlaşma sağlayamazlarsa, Irak’ın kuzeyi küçük çaplı da olsa bir çatışmaya gebe olduğu söylenebilir. GORAN listesinin şimdilik muhalefet olarak Irak'ın kuzeyindeki yönetime katılması, Barzani ve Talabani'nin özellikle Kerkük konusundaki projelerine ilerideki günlerde darbe indirebilir. Çünkü Nawşirvan Mustafa'nın Kerkük konusunda yaptığı açıklamalara bakıldığı zaman, Kerkük yönetiminin tüm taraflar arasında ortak bir şekilde paylaşımından yana olduğuna vurgu yapıldığı görülmektedir. Bütün bunları dikkate alarak, Irak'ın kuzeyindeki yeni dönemin, bölge için daha ılımlı ve olumlu olacağı değerlendirilmektedir.
Kuzeydeki Seçimler ve Türkmenler
2005'ten bu yana, Irak'ın kuzeyindeki Erbil kentinde Irak Türkmen Cephesi'nin (ITC) Barzani yönetimi tarafından tüm bina ve kuruluşlarına el konulmaktadır. KYB ve KDP, ITC'ye alternatif olarak, kukla Türkmen partileri kurmuş ve onları desteklemektedir.
Bugün Irak'ın kuzeyindeki Türkmen nüfusu, 450 bin civarındadır. Ancak bölgedeki Türkmenler, yüzde 1,5 oy oranı elde etmişlerdir. Bu oran, yaklaşık 31 bine tekabül etmektedir. Ayrıca Türkmenler, Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerden sonra ikinci unsur olarak bilinmekte ve Kürt yetkililer de bu gerçeği kabul etmektedir. Son seçimlerde Türkmenler, Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin parlamentosuna beş vekille girdi. Bu nedenle seçimleri, Türkmenler açısından iki noktadan değerlendirmek mümkündür: Birincisi, Türkmenler, bölge yönetimi ve uluslararası topluma karşı varlıklarını resmen ispatlamıştır. Üstelik gelecekte Irak'ın kuzeyindeki yönetime talip olma hakkını da yakalamıştır. İkincisi ise Türkmenler, Kerkük konusunda ortak idare dışında hiçbir çözümün gerçekleşemeyeceğini göstermiştir. Bu kapsamda, Irak'ın kuzeyindeki seçimler hem Türkmenler hem de Kerkük meselesi açısından oldukça önemli ve verimli sonuçlar doğurabilir.
Seçim Sonrası KYB VE KDP’nin Yeni Stratejisi
2003 Irak işgalinden sonra, her iki Kürt partisi (KYB-KDP), apar topar yıllardır ayrı olan Irak'ın kuzeyindeki yönetimi birleştirme kararı almıştır. Talabani ve Barzani arasında iyi ilişkiler ve dostluk anlaşması imzalanmıştır. Aslında bölgedeki konjonktüre göre, ‘düşmanımın düşmanı dostumdur’ mantığıyla hareket ederek, bu anlaşmayı yaptıklarını söyleyebiliriz. Ayrıca, Talabani ve Barzani grubu arasındaki anlaşmalara bölge halkı bile inanmamaktadır. Çünkü Irak'ın işgali sonrası gerek ülkedeki iç dinamikler, gerek komşu ülkelerden gelen tehdit algılamaları, her iki Kürt grubunu birleşmeye itmiştir. Kürtlerin (Talabani ve Barzani) böylesi bir birleşmeyi gerçekleştirmesinde en önemli etken, yıllardır ''Güvenli Bölge'' adı altında elde ettikleri siyasi, askeri ve ekonomi yapıyı elde tutmuş olmalarıdır. Eğer Irak, ABD tarafından işgal edilmeseydi, bugün Kuzey Irak'taki KYB ve KDP partilerinin birbirlerine karşı güç kavgaları devam ederdi. Bu nedenle, bugün KYB ve KDP arasında kurulan münasebetin sadece ve sadece Irak'ın kuzeyindeki yönetimin iktidarı bir başkasına kaptırmamak anlamına geldiği söylenebilir.
25 Temmuz seçimlerinden sonra KYB ve KDP, hem Irak'taki gruplarla hem de bölge ülkeleriyle birlikte veya onlara karşı nasıl bir strateji izleyecek? Şimdiden Irak'ın kuzeyindeki yönetimi için tahminde bulunmak oldukça zor. Ancak şunları söyleyebiliriz: Daha önceden Irak'ın kuzeyindeki yönetimin, gerek Irak'taki siyasi gruplara, gerek Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerine karşı alışık olduğumuz tehditkar söylemlerden kaçınan bir yönetim olduğunu görebiliriz. Çünkü Irak'ın kuzeyindeki seçim sonrası, ne Irak'ın kuzeyi eskisi gibidir ne de bölge ülklerindeki gelişmeler bu sert söylemlere müsaittir. Yani önümüzdeki süreçte daha ılımlı ve soğukkanlı bir Kürt yönetimi görebiliriz. Kürt yetkililerin, önümüzdeki süreçte ılımlı bir politika izlemesinin iki önemli faktörü vardır:
Birinci olarak, 25 Temmuz’da Irak'ın kuzeyindeki seçimlerin getirdiği iki önemli etkiden bahsedebiliriz. İlk nokta, artık Irak'ın kuzeydeki halkın desteğiyle ikinci olmuş güçlü bir muhalefet bulunmaktadır. Bu durum, hem Talabani'nin hem de Barzani’nin Irak'ın kuzeyindeki yetki alanını kısıtlamaktadır. İkinci noktaysa, artık KYB ve KDP'nin 2003'ten sonra izledikleri politikalardan usanan bir halkla karşı karşıya kalmış oldukları gerçeğidir.
İkinci faktör ise, Kürtler açısından en önemli etken olan, ABD'nin 2011'de Irak'tan çekileceği korkusudur. Kürtler, ABD sonrasındaki durumlarını bir kâbus olarak görmektedirler. Çünkü bölgede hiçbir dostları kalmamaktadır. Bugün Irak'ın kuzeyindeki yönetimin, Bağdat Hükümeti’yle yaşadığı iki önemli sorun vardır. Bunlardan birisi, Kerkük sorunudur. Diğeri ise petrol yasası sorunudur. Eğer ABD, bu iki sorunu çözmeden Irak’tan çıkarsa, durum Kürtler için vahim olacaktır. Kürt yetkililerin de dile getirdiği gibi, Kürtler, ABD sonrası Kürt-Arap çatışmasından korkmaktadır. Ayrıca, K.Irak'taki seçim sonrası gelişmeler ve bölgedeki konjonktür, Kürt yönetiminin 2003 sonrası izlediği politikaları tekrar gözden geçirmesine neden olabilir.
Seçimlerin Türkiye'ye Etkisi
2003 Irak işgalinden sonra Türkiye'nin Irak'ın kuzeyi ile olan ilişkileri birçok aksaklığa uğramıştır. Irak'ın kuzeyinde barınan PKK, hem Türkiye-Irak ilişkilerinde hem de Türkiye’nin Irak'ın kuzeyi ile ilişkisinde önemli rol oynamıştır. Türkiye, Irak’ın işgalinden sonra Irak'ın kuzeyinde ortaya çıkan gelişmelerden oldukça rahatsız olmuştur. Ancak Türkiye'nin komşularla 'Sıfır Sorun' politikası, gün geçtikçe ivme kazanmıştır. Bu nedenle bölgede meydana gelen en ufak gelişme, Türkiye'yi yakından ilgilendirmektedir. Bu bağlamda, Türkiye, ''Kuzey Irak Açılımı'' çerçevesinde, geçtiğimiz yıllara nazaran önemli adımlar atmıştır. Bu nedenle, 25 Temmuz’da Irak'ın kuzeyinde yapılan seçimleri Türkiye için iki açıdan değerlendirmek mümkündür:
Birincisi, Irak'ın kuzeyindeki seçimlerin doğurduğu sonuçlar ve iç dengelerin değişmesidir. Ayrıca, KYB ve KDP'nin Irak kuzeyindeki yönetimin üzerinde etkisinin azalması ve güç kaybına uğramasıdır. Bu durum, önümüzdeki günlerde 1990'lı yıllardaki gibi, her iki Kürt partisinin (KYB-KDP) Türkiye'nin desteğine muhtaç olabileceğini göstermektedir. İkincisi ise, ABD'nin 2011 tarihinde Irak'tan çekilmesi ihtimalidir. Bugün Irak'ın kuzeyindeki Kürt yönetimi, Amerikan askerinin çekilmesi sonrası meydana gelecek durum için kendilerine hami arayışına girmiş durumdadır. Tartışması, aylardır kapalı kapılar ardında süren Irak'ın kuzeyinin Türkiye'ye bağlanması konusu, bu kapsamda bir tesadüf olarak görülmemelidir.
Kürtler, ABD sonrası Irak'ta, Araplar ve Farslar arasına sıkışmanın tek çıkış yolunun Türkiye olduğu kanaatindedir. Irak'ın kuzeyinin Türkiye'ye bağlanması konusunun son zamanlarda ortaya çıkması ve halen da gizli kapaklı bu pazarlıkların sürmesi, ''ABD'nin Yeni Irak Politikası'' olarak görülebilir. Çünkü ABD'nin Irak'tan çekilmesiyle birlikte bir Arap-Kürt çatışmasının çıkmasının kaçınılmaz olduğu söylenebilir. Bu, yine Kürtlerin 2003 sonrası Irak'taki siyasi gruplara karşı izledikleri politikaların bir sonucu olarak görülebilir. ABD'nin Irak'tan çekilmesiyle birlikte Irak'ta oluşacak boşluğu kimin doldurabileceğine cevap aranmaktadır.
Sonuç
25 Temmuz Irak'ın kuzeyindeki seçimlerin beraberinde getirdiği gelişmeler, hem Irak hem de komşu ülkeler acısından olumlu yönde seyredebilir. Bundan sonraki süreçte Irak'ın kuzeyindeki Yönetimin, Bağdat ve başta Türkiye olmak üzere tüm komşularıyla sorun yaşamama yönünde bir strateji uygulayabilir. Çünkü seçimlerden sonra Irak'ın kuzeyinde artık ciddi bir muhalefet bulunmaktadır ve bu durum, Talabani ve Barzani arasında bir sorun haline de gelebilir. Ancak şu bir gerçektir ki; Türkiye, Irak'ın kuzeyinde 1990'lı yıllardaki fırsatı tekrar yakalayabilir. Türkiye'nin bu fırsatı yakalayıp, çok iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Çünkü Türkiye'nin Irak'ın kuzeyindeki Kürt oluşumundan ve Kerkük sorununda endişelerinin olduğu bilinmektedir. Bugün, gerek Irak'ın genelinde, gerekse kuzeyindeki gelişmelerin, Türkiye'nin ve bölge ülkelerinin lehine işlemekte olduğu görülmektedir. 2011’de ABD'nin Irak'tan çekilmesiyle birlikte, Türkiye'nin hem Irak'ta hem de bölgedeki etkisi ve gücü bir kez daha hissedilecektir. Türkiye'nin Kuzey Irak'la olan ilişkileri, dostluk ve işbirliği çerçevesinde olabilir. Yalnız şunu da belirtmek gerekir: Türkiye, artık Irak'ın geneli ile ilgili projeler üzerinde ''Bekle ve gör'' politika üretmemelidir; daha kalıcı ve uzun vadeli bir Irak politikasına sahip olmalıdır. Bu nedenle, Türkiye, Irak kuzeyi ve Kerkük konusundaki sancılı günleri geride bırakmış gibi görünmektedir. Ancak Irak'ın kuzeyi mi Türkiye'ye katılır, yoksa Türkiye mi Irak'ın kuzeyindeki yönetimi korumak için devreye girer, bu konuda tahminde bulunmanın güç olduğu söylenebilir.
(Ali SEMİN, Ortadoğu-Afrika Masası, Kıdemli Asistan, 16.08.2009)