ENGLISH
23.05.2012
Ana Sayfa » AmerikaGeri Dön «

ABD Dış Politikasında Güvenlik

06.11.2009 07:39:37

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ABD’de güvenlik çalışmalarına İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra önceki dönemlere göre daha fazla önem verilmeye başlanmıştır. 1946’da RAND Corporation’ın kurulması, 1950’lerde ve 1960’larda Columbia, MIT (Massachusetts Institute of Tecnology), Princeton, Yale ve Harvard Üniversiteleri’nde güvenlik çalışmalarına yönelik programların açılması bu durumun somut örnekleridir.

 

ABD’de güvenlik çalışmalarına İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra önceki dönemlere göre daha fazla önem verilmeye başlanmıştır. 1946’da RAND Corporation’ın kurulması, 1950’lerde ve 1960’larda Columbia, MIT (Massachusetts Institute of Tecnology), Princeton, Yale ve Harvard Üniversiteleri’nde güvenlik çalışmalarına yönelik programların açılması bu durumun somut örnekleridir. Güvenlik çalışmalarındaki benzer gelişmeler 1970’ler ve 1980’lerde de devam etmiş ve ABD, sosyal bilimlerin diğer birçok alanında olduğu gibi, güvenlik çalışmalarının da merkezi haline gelmiştir. ABD, bu akademik hegemonyasını günümüzde de devam ettirmekte ve geleneksel güvenlik anlayışında olduğu gibi yeni güvenlik anlayışında da güvenlik çalışmalarının merkezinde yer almaya devam etmektedir. Örneğin, yeni güvenlik anlayışı içinde yer alan “birey güvenliği” alanı son zamanlarda Amerikan akademik dünyasında yoğun ilgi görmektedir. Harvard ve MIT üniversitelerinde “birey güvenliği programı” açılması bu durumun somut örnekleridir. Güvenlik çalışmalarına bu denli önem verilen bir ülkede küreselleşme süreci ile yaşanan değişim sürecinin devlet düzeyinde algılama farklılığına yol açmaması düşünülemez.
 
Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’de güvenlik konusunda yapılan çalışmalar bu ülkenin dünya siyasetinde üstleneceği rolün alacağı biçimi şekillendirme çabaları olarak görülebilir. Bu çalışmaların yanı sıra tam olarak güvenlik çalışmaları içinde değerlendirilemeyecek iki çalışmanın ABD’nin yeni güvenlik anlayışı üzerinde oldukça etkin oldukları söylenebilir. Bu çalışmalarda; Fukuyama Tarihin Sonu’nu ilan ederek iyimser bir tablo çizerken, Huntington ise Medeniyetler Çatışması teziyle dünyayı karanlık bir geleceğin beklediği öngörüsünde bulunuyordu. Beyinlerini ve kalemlerini ülkelerinin emperyal atılımlarına ve başarısına vakfetmiş bu ve benzeri uzmanlar, Soğuk Savaş sonrası dönemde boş durmamışlardır. Temel hedef, her şart altında ABD merkezli bir dünya sistemi geliştirmek ve kalıcılaştırmak olmuştur. Bu çerçevede, muhtemel engelleri ve rakipleri ortadan kaldırmak, böyle bir küresel hedefler ve görevler hiyerarşisinin ön sıralarında yer almaktadır. Ama ondan evvel reel sosyalizmin çöküşünün yarattığı büyük ideolojik boşluğu doldurmak gerekmektedir. Öncelikle Amerikan halkında, ardından Batı dünyasında, daha sonra da bütün dünyada ABD’nin “küresel üstünlüğü ve görevleri” konusunda herhangi bir tereddüdün ya da arayışın taraftar bulmaması hayati öneme sahiptir. ABD’nin böylesi bir “küresel gerekirlik” adına attığı en önemli adım, yeni güvenlik tehditleri yaratmak şeklinde olmuştur. Terörizmle savaş ve haydut devletler gibi söylemler ABD’nin bu yaklaşımının tezahürleridir.
 
Küreselleşme, yaşamımızı sürdürdüğümüz usulleri (üstelik çok derin bir biçimde) yeniden yapılandırma sürecidir. Motoru Batı’dır, Amerikan siyasal ve ekonomik gücünün ağırlıklı etkisini taşımaktadır ve oldukça eşitsiz sonuçlara gebedir. Ama küreselleşme yalnızca Batı’nın diğer bölgeler üzerinde egemenlik kurması anlamına gelmez; başka ülkeleri olduğu gibi ABD’yi de etkileyen bir olgudur. Batının ve özellikle ABD’nin “Biz” ve “Onlar”, “Hıristiyanlar” ve “Diğerleri”, “Ben/Amerikalılar” ve “Diğerleri” üzerine kurulu bir güvenlik anlayışı benimsemesi günümüz koşullarında en çok kendilerine zarar verir. Çünkü, böylesi bir kategorik ayrım küreselleşme sürecinin dinamiklerine aykırıdır. Zira, küreselleşme sürecinin ortaya çıkardığı çoğu yeni tehdit ve özellikle gıda, sağlık ve çevre güvenliği alanları küresel bir işbirliğini gerekli kılmaktadır. Küresel bir işbirliği ortamının oluşabilmesinin yolu da “öteki” algılamasının minimize edilmesinden geçmektedir. Amerikan hükümeti ve karar alma birimleri unutmamalıdır ki yeni dönemin tehditlerine karşı, ister hegemon güç, ister az gelişmiş ülke olsun hiçbir ülkenin tek başına başarılı olması mümkün değildir. İnsanlık, her zamankinden daha fazla işbirliği ve dayanışmaya muhtaçtır. Ancak, mevcut uluslararası dinamikler böyle bir işbirliği ortamının kısa vadede ortaya çıkarılmasını kolaylaştırıcı nitelikte değildir. Bu nedenle Amerikan akademik camiasının çatışmadan öte işbirliğini, ötekileştirmeden öte birlikteliği öne çıkaran çalışmalar yapmaları gerekmektedir. Böylesi bir akademik çaba ABD’nin daha barışçıl bir dış politika izlemesinin önünü açacaktır.
 
(Dr. Bilal Karabulut, ABD Masası, Kıdemli Araştırmacı, 30.10.2009)
 

 




AMERİKA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya