İran, uzun bir süredir nükleer faaliyetleri konusunda Batı ile yaşadığı gerilimin giderilmesi için görüşmelerde bulunmaktaydı. Tahran yönetiminin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya (5 artı 1) ile görüşmeleri sırasında sürpriz bir şekilde yaptığı çıkışları uluslararası kamuoyunda yankılanmıştı. Başlangıçta, İran’ın Kum kentinde yeni bir uranyum zenginleştirme tesisinin olduğunu açıklaması ve ardından Batı’yla görüşmeleri sürerken, ikinci bir karar olarak on yeni nükleer tesisi inşa etme kararı alması, bu ülkenin adeta dünyaya meydan okuduğunu göstermektedir.
Görüşmelerde uzlaşıdan yana bir tavır sergileyen Tahran’ın diğer taraftan da gizlice nükleer tesislerini artırma çabalarının olduğunun öğrenilmesi, iç ve dış politikada dengeleyici bir rol oynadığının göstergesidir. 1 Aralık’ta İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, devlet televizyonunda yaptığı açıklamada, “İran’ın nükleer sorununun çözümlendiğini ve Batı ile görüşmelere gerek olmadığı” mesajını verdi. Ahmedinejad, ülkesine karşı, nükleer programından ötürü uygulanacak yaptırımların hiç bir sonucunun olmayacağını ifade etti ve herhangi bir saldırı eylemine girişen tarafın da pişman olacağını belirterek, İran’ın nükleer santral inşa etmekte olan Rusya'yı da son Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu kararına desteğinden ötürü eleştirdi ve Moskova'nın bu desteği vermekle "hata yaptığını" ileri sürdü. Ayrıca Ahmedinejad, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (UAEK) son günlerde İran karşıtı kararından ötürü, örgüt ile ilişkilerin düzeyini düşürmeyi düşündüklerini söyledi. Bu kurum ile daha önce uluslararası hukukun kendilerini zorunlu tuttuğu yükümlülüklerin de ötesinde bir işbirliğine girdiklerini, ancak artık örgütün, İran'daki denetim haklarının kısıtlanması konusunu düşüneceklerini ifade etti.(Tıkla-1)
İran’ın, Batı’ya karşı takındığı tutumu değerlendirdiğimizde, ilk önce akıllara şu soru gelmektedir; Bundan sonra ne olacak? Tahran yönetiminin söylem ve eylemlerine baktığımızda, bundan sonra yaşanacaklar için her türlü tedbiri aldığını görmekteyiz. Halbuki Ahmedinejad yönetiminin, Batı ile müzakereleri sürdürürken, zaman kazanma taktiğini iyi kullandığını açıkça söyleyebiliriz. Bu nedenle İran’a karşı yeni yaptırım uygulanmasının pek de etkili olmayacağı düşünülmektedir. UAEK Muhammed Beradei’nin, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetleriyle ilgili sunduğu tüm öneriler, Tahran tarafından Batı’nın isteği doğrultusunda hazırlanmış gibi algılanmaktadır.
Sonuç olarak; İran’ın Batı’yla görüşmeleri sırasında, deyim yerindeyse hangi kapıdan rüzgar estiğini hissederse o kapıyı kapattığını söyleyebiliriz. Ahmedinejad, ABD, AB ve İsrail’in tüm tehditlerine rağmen kendi bildiğini okuduğunu gösteren bir yaklaşım içine girmiştir. Obama yönetiminin Afganistan ve Irak’taki malum durumu, AB’nin neredeyse birlik olmaktan çok ayrışmaya doğru gitmesi ve BM’nin artık savaşların önüne geçmeme ya da geçememesi, Tahran yönetiminin nükleer faaliyetlerini artırmasına neden olmuştur. İran’a karşı Batılı ülkelerin yeni yaptırım uygulaması ile birlikte, Rusya-İran ilişkilerinin gerilmesi sözkonusu olabilir. Bu nedenle önümüzdeki günlerde Ortadoğu Bölgesi’nde İran, ABD, Avrupa ve Rusya ekseninde yeni bir krizin yaşanması şaşırtıcı olmayacaktır.
(Ali Semin, Ortadoğu-Afrika Masası, Kıdemli Asistan)