İsviçre'de geçtiğimiz günlerde yapılan 'Minare Referandumu'nda halkın yaklaşık yüzde 58'i İsviçre'de minare görmek istemediklerini belirtti. Elbetteki bu sonuca tepkiler ve destekler de gecikmedi. Avrupa'da aşırı sağcı partiler referandumu desteklerken, biraz daha ılımlı olan bürokratlar bu referandumun Avrupa Birliği için de Avrupa kıtası için de endişe verici olduğunu dile getirdiler.
İsviçre Avrupa Birliği üyesi olmayan ancak Avrupa Birliği'nin bazı alanlarda sıkı işbirliği yaptığı ortaklarından bir tanesi. Bu referandum ile İsviçre, Avrupa Birliği'nin imajını zedelemekle kalmıyor Birliğin tepkisini de çekiyor. Her zaman "demokratik", "farklı kültürleri içinde barındıran" kıta olarak nitelendirilen Avrupa'da böyle ayrımcılık yaratan bir seçimin yapılması Avrupa'da İslam endişesinin yeniden ayyuka çıktığını tüm dünyaya gösteren önemli bir kanıttır.
Ayrıca İsviçre'de yapılan referandumda halkın büyük çoğunluğunun yeni minare yapımının yasaklanması yönünde oy kullanması sonrası Avrupa’daki aşırı sağ partiler ile bazı Hıristiyan Birlik partileri Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini de hedef almaya başladılar. Avrupa Birliği’ndeki aşırı sağ partiler (Hollanda, Fransa, Macaristan, Belçika) kendi ülkelerinde benzer referandum çağrısında bulunurlarken, Türkiye’nin de Avrupa Birliği üyeliğinin benzer bir referandumla Avrupa halkına sorulmasını istiyorlar. (Tıkla -1)
Bu durum "yeni" Avrupa Birliği'nin çok fazla gündemine getirmeyeceği bir konu, ancak Almanya ve Fransa gibi Türkiye'nin birlik üyeliğine muhalefet olan bazı ülkeler açısından da bu durum sevindiricidir. Zira yapılacak referandumla yaptıkları muhalefeti halk bazından da meşrulaştırma fırsatı yakalayacaklardır. Ancak yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu, Avrupa Birliği açısından kendi içinde ikiye bölünmeye yol açacağından pek de yanaşmak istemeyeceği bir teklif olacaktır.
Lizbon Antlaşması ile yeni bir yapılanma sürecine giren Avrupa Birliği, bu yeni süreçte önündeki engellerin hepsini yeni ve daha kolay olan karar alma süreci ile aşacağa benziyor. Zira küresel bir güç olmak istiyorsa bu süreçte, bu tür engeller ile çok fazla da uğraşmaması gerekiyor. İsviçre'deki referandumun Avrupa Birliği üyesi olan bazı ülkelerde de yapılma kararının alınması Avrupa'nın İslamofobi'ye yeniden kapıldığının ve Avrupa'da artan Müslüman sayısının Avrupa'yı ne kadar da rahatsız ettiğinin kanıtı olarak bizlere gösteriliyor.
Avrupa Birliği üye ülkelerinin özellikle bu tür hassas konularda daha dikkat etmesi gerekir aksi takdirde şu an için sınırlı görünen İslam karşıtlığı büyük bir sorun haline gelebilir ve Avrupa’da toplumlar içindeki barış ortamı bozulabilir.
(Yrd. Doç. Dr. M. Nail ALKAN, Kıdemli Araştırmacı)