ENGLISH
08.02.2012
Ana Sayfa » Savunma - Güvenlik - TerörGeri Dön «

Kölelik Gerçekten Kaldırıldı mı?

02.12.2009 16:51:00

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

‘Köle’ ticaretiyle başlayan süreç, ‘beyaz kadın’ ticaretine, ardından ‘kadın ve çocuk’ ticaretine ve sonunda kapsamı daha da genişleyerek ‘insan ticareti’ne dönüşmüştür. Bu durum, mağdur profilinde meydana gelen değişimi de ortaya koymaktadır. Köle ticareti döneminde Afrikalı kadın ve erkekler doğal köleler olarak kabul edilirken, daha sonra fuhuş amaçlı ticarette sanayileşmiş ülkelerin beyaz kadın ve kızları potansiyel mağdur kitlesini oluşturmuş, ardından gelişmekte ya da gelişmemiş ülkelerin erkek, kadın ya da çocukları insan ticaretinin en temel potansiyel mağdurları olmuşlardır.

“Köleliğin Kaldırılma Günü” olarak seçilen 2 Aralık, bundan tam 60 yıl önce (2 Aralık 1949) BM Genel Kurulu’nda görüşülen “İnsan Ticareti ve Başkanlarının Cinsel Amaçlı Suiistimaline Karşı Sözleşme”nin kabul edildiği gündür. 25 Mart günü ise, Transatlantik Köle Ticaretinin Kaldırıldığı gün olarak anılmaktadır. Bundan tam 202 yıl önce (25 Mart 1807) İngiliz Parlamentosu Köle Ticaretini kaldıran yasayı kabul etmiştir. Dolayısıyla köleliğin kaldırılması kavramıyla köle ticaretinin kaldırılması aynı anlama gelmemekte; ülkeler arasında alınıp satılmasa da kölelik statüsü var olmaya devam etmiştir. (Tıkla-1) Ancak, ticaretinin yasaklanması, köleliğin kaldırılması tartışmalarını da beraberinde getirmiş ve insan onurunu ağır biçimde zedeleyen bu statü, bu ticaretten azami fayda sağlayan ülkelerce 19. yüzyılın ortalarında resmi olarak kaldırılmaya başlanmıştır.

Afrika kıtası, Avrupalı güçlerce uzun deniz seferlerine dayanabilen gemilerin inşa edilmesiyle karanlık bir devre adım atmış; 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar milyonlarca Afrikalı, köle tüccarlarının gemilerine doldurularak yeni kıtaya kaçırılmış ve satılmıştır. Bu ticaretin öncülüğünü İngiltere, Hollanda, Portekiz, Danimarka, Fransa yapmıştır.

Afrika’dan Amerika kıtasına doğru yapılan ve insanlık onurunun ağır biçimde zedeleyen bu hadiseyi Afrika kökenlilerin ve bu ticareti yapanların unutması elbette mümkün değildir. Liverpool’daki Uluslararası Kölelik Müzesi’nin varlığı da bunun küçük bir göstergesidir. 
Kölelik, insan hakları bağlamında eleştirilen ve karşı çıkılan ilk kavramlardan birisi olmuştur. Köleliğin kaldırılmasıyla insanların alınıp satılması yani ticarete konu olması engellenmiş değildir. Kölelik günümüzde, modern kölelik olarak tabir edilen ancak en ilkel şiddet ve baskı uygulamalarına mazur kalan mağdurların ticaretine dönüşmüş durumdadır. Arasındaki tek önemli fark bu mağdurlara, kanunlar gereği ‘köle’ denememesidir.

Kişisel ve toplumsal trajedilere sebebiyet veren bu uygulama, suç örgütlerince en karlı bir yatırım alanlarından birisi olarak kabul edilmektedir. Günümüzde, adeta bir köle gibi alınıp-satılan; beden gücünden ve cinselliklerinden rızaları dışında istifade edilen milyonlarca insan bulunmaktadır. Mağdurlarının profiline baktığımızda; bunların yüzde 66’sının kadın,  yüzde 12’sinin erkek, yüzde 22’sinin ise çocuk olduğu tahmin edilmektedir.(Tıkla-2)

Bu suç türünün temel özelliği bireyin baskı, cebir, şiddet, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma gibi yollarla bu insanların istismar edilmesidir. Bu istismar köleliğin yaygın olarak uygulandığı dönemlerde daha çok cinsel suiistimal ve emek sömürüsünü kapsarken günümüzde bunlara, ileri tıp teknolojisinin de etkisiyle yasadışı organ ve doku ticareti de dâhil olmuştur. Köle ticaretinde maddi çıkarın yanında sosyo-kültürel, etnik, dini ve siyasi unsurlar da bulunmaktaydı. Oysaki insan ticaretinde temel saik maksimum maddi kazanç elde etmektir. Bu amaçla insan ticareti örgütleri, kölelikte olduğu gibi mağduru bir defa değil, defalarca satmakta ve maksimum kar elde etmektedir.

İnsan ticaretiyle mücadele çabalarının kısa tarihine bakacak olursak, 19. yüzyılın son dönemlerinde ve 20. yüzyılın başlarında uluslararası toplumu harekete geçiren kavram ‘beyaz kadın ticaretiyle’ mücadele olmuştur. O tarihlerde Londra’da, Budapeşte’de ve Paris’te çeşitli uluslararası konferanslar düzenlenmiştir. Bu Konferanslar ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinin girişimleriyle ve Avrupalı ve Amerikalı kadınların alınıp satılmasının önüne geçmek üzere toplanmıştır.

Resmi olarak ilk defa 1902’deki Paris Konferansında kullanılan ve Türkçeye ‘beyaz kadın ticareti’ olarak giren ‘white slavery’ kavramı aslında kurbanların renklerinden ziyade, 19. yüzyılın başına kadar yasal ve yaygın olarak uygulanan siyahî köle ticaretinden ayrı bir durumu ifade etmek amacıyla kullanılmıştır. (Tıkla-3)

Bu girişimlerin sonucunda 1904 ve 1921 tarihlerinde beyaz kadın ticaretinin önlenmesine ilişkin iki ayrı uluslararası belge imzalanmıştır. Bu uluslararası belgelerde beyaz kadın ticareti suç haline getirilmiş ve ardından Avrupa’nın büyük şehirlerinde beyaz kadın ticaretiyle mücadele etmek üzere özel polis birimleri kurulmuştur. (Tıkla-4)

Bu noktada şunu da ifade etmek gerekir ki, bu dönemdeki uluslararası çabaların arkasındaki itici güç, ülkeler arasında kadının cinsel sömürü amacıyla alınıp satılmasına karşı yükselen ahlaki ve moral tepkiydi. Örneğin 1904’de imzalanan uluslararası antlaşmada beyaz kadın ticareti, ‘kadın ve kızların gayri ahlaki amaçlarla yurtdışında pazarlanması’ olarak tanımlanmıştır.

1921’de toplanan Uluslararası Konferansta, ‘beyaz kadın’ tabirinin ırkçı bir anlayışı çağrıştırdığı düşüncesiyle bu tabirin kullanılmasında vazgeçilmiş ve yerine ‘yasadışı ticarete konu olan kadın ve çocuklar’ ifadesi kullanılmaya başlanmıştır. Sonraki yıllarda özellikle Avrupa ülkeleri ve ABD’nin konu üzerindeki çalışmaları devam etmiş ve nihayetinde Birleşmiş Milletlerin 1949 tarihli “İnsan Ticareti ve Başkanlarının Cinsel Amaçlı Suiistimaline Karşı Sözleşme” devreye girmiştir. Yaklaşık 50 yıl boyunca bu alandaki temel uluslararası belge hüviyetini taşıyan Sözleşme, 2003 yılında yürürlüğe giren “İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol” (İnsan Ticareti Protokolü) ile vazifesini tamamlamıştır. (Tıkla-5)

Dolayısıyla, ‘köle’ ticareti kavramıyla başlayan süreç, ‘beyaz kadın’ ticaretine, ardından ‘kadın ve çocuk’ ticaretine ve sonunda kapsamı daha da genişleyerek ‘insan ticareti’ne dönüşmüştür. Bu durum, mağdur profilinde meydana gelen değişimi de ortaya koymaktadır. Köle ticareti döneminde Afrikalı kadın ve erkekler doğal köleler olarak kabul edilirken, daha sonra fuhuş amaçlı ticarette sanayileşmiş ülkelerin beyaz kadın ve kızları potansiyel mağdur kitlesini oluşturmuş, ardından gelişmekte ya da gelişmemiş ülkelerin erkek, kadın ya da çocukları insan ticaretinin en temel potansiyel mağdurları olmuşlardır.

(Ömer Ersoy, Araştırmacı)






SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya