İsviçre’de bütün dini yapılardan dini sembolleri çıkarmak yerine yalnızca Müslümanlara karşıt bir şekilde minarelerin yapımının yasaklanması tepkilere yol açmıştır. Bu durum kimi ülkelerde İslam düşmanlığının arttığı yönünde yorumları da beraberinde getirmiştir.
Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler minare yapımına getirilen yasağı eleştirerek gelişmelerden kaygı duyduklarını bildirmişlerdir. Hatta BM din özgürlüğü raportörü Asma Jahangir İsviçre’de getirilen yasağı ‘insan hakları ihlali’ olarak nitelemiştir. AB Dönem Başkanı İsveç de İsviçre’ye yönelik tepkilerini belirtmiştir. Eleştiriler karşısında İsviçre kendisini ‘Müslümanlara değil, İslami köktencilere karşı’ bu referandumun yapıldığını söyleyerek savunmuştur. Ne amaçla yapılmış olursa olsun bu durumun İsviçre’nin imajına zarar vereceği muhtemel gözükmektedir. 7,5 milyon nüfuslu ülkede 400 bin civarındaki Müslümana yönelik gerçekleştirilen bu referandumun toplumda ayrımcılıkları ateşlediği söylenebilir.
Bu durum ülkede aşırı sağ görüşün etkisinin arttığı şeklinde yorumlanmıştır. Nitekim İsviçre’den sonra bazı Avrupa ülkelerinde referanduma destek veren Aşırı sağ gruplar ile bazı Hıristiyan Birlik Partileri seslerini yükseltmeye başlamıştır. Kendi ülkelerinde de benzer referandum çağrısında bulunan aşırı sağ görüşlü temsilciler kendilerine göre avantajlı olan bu durumu sonuna kadar kullanmaya çalışacaklar gibi gözükmektedir.
Öyle ki aşırı sağ görüşteki partiler, genelde Müslümanlara özelde ise Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğine yönelik bu tarz referandumlara sıcak baktıklarını belirten açıklamalarda bulunmuşlardır. AB’deki Aşırı Sağ Partilerin (Hollanda,Fransa,Macaristan,Belçika) İsviçre’de yaşanan gelişmelerden sonra Türkiye’nin AB üyeliğine karşı bu durumu kullanmaya çalıştıkları söylenebilir.
Türkiye’nin AB üyeliğinin de benzer bir referandumla Avrupa halkına sorulmasını isteyen partiler Türkiye’nin farklı din ve kültürünün AB üyeliğine engel olduğuna dikkati çekmişler ve AB’deki diğer muhafazakar partilerin Türkiye konusunda samimi olmadıklarını açıklamışlardır. (Tıkla-1) İtalya’daki Aşırı Sağ Kuzey Ligi Partisi de Türkiye’nin AB’ye katılımı konusunda referanduma gidilmesi yönünde açıklamalarda bulunmuştur.
Türkiye’nin AB üyeliğine sıcak bakan ülkeler çoğunlukta olmasına rağmen bu tarz söylemlerin ortaya çıkması halen tam üyelik konusunda kafalarda birtakım soru işaretlerinin olduğu şeklinde yorumlanabilir. Ancak AB’nin savunduğu temel değerler göz önüne alındığında İsviçre’de alınan kararın, bu değerlerle bağdaşmadığı ve Türkiye’nin adaylığının da buna göre değerlendirilemeyeceği açıktır. Zira AB, Türkiye’yi aday ülke olarak kabul etmesiyle dini özgürlüklere saygı gösterilmesi konusunda olumlu tavrını ortaya koymuştur ve dini özellikler adaylık için bir engel olmamıştır.
Bu bağlamda diğer ülkelere yapılmayan bir uygulamayla tam üyelik konusunda referanduma gidilmesi gibi bir durum eşitlik ilkesine aykırı olacaktır. Türkiye’nin sahip olduğu kültürel ve dini özellikler ile AB’nin kültürel mozaiğine en önemli katkıya sağlayacağını söylemek yanlış olmayacaktır.
(Aydan ÖZEN, Asistan)