ENGLISH
23.05.2012
Ana Sayfa » AvrupaGeri Dön «

Bir Barbarlık Örneği Olarak Minare Referandumu ya da “İlk Taşı Kim Atsın”

02.12.2009 11:14:00

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hayır, âdemoğlunun “barbarlığının” ne belirli bir coğrafyası, ne de belirli bir tarihi vardır. Barbarlığın Avrupa’da nerdeyse genetik ve kurumsal bir geçmişinin bulunması onu bu kıtaya inhisar etmemizi gerektirmez. Her coğrafyada ve her toplumun tarihinde barbarlık örnekleri olmuştur ve olacaktır. Minare yasağı referandumu gibi pek çok barbarlık örneğine rastlasak da İnsan haklarının hukuki düzenlemelerle teminat altına alınması ve sivil örgütlenmelerin, siyasi özgürlüklerin kurumsallaşması gibi konularda Avrupa’dan öğreneceğimiz çok şey olduğu gerçeğini bir kenara atamayız. Kaldı ki İsviçre’de yapılan referandumda milyonlarca insan minare yasağına “hayır” demiştir. Bu anlayıştaki milyonlara diğer Avrupa ülkelerinde de rastlamak pekâlâ mümkündür.

İsviçre’de yaşanan “minare referandumu” olayı tüm dünyada geniş yankı buldu. İsviçre devletinin “insan hakları alanına giren bir konuyu referandum konusu yapması”, pek çok Batılı ülke siyasetçisi ve aydını tarafından eleştirildi. Öyle ki medeni hukukta ve insan haklarına riayette Batı Uygarlığının pırlantası olarak dünyaya sunulmuş bir ülke, ansızın bir “vur abalıya” nesnesi haline geldi.

İnsanların ve toplumların doğasında yığınla kişinin günahını ve suçunu bir “günah keçisi”ne yükleyip kendini kurtarma ve temize çıkarma eğilimi vardır. Nitekim Batı Uygarlığının temellerinden olan İncil’de yer bulan bir hikâyede Hz. İsa zina etmiş bir kadını taşlayıp öldürmek üzere toplanan kalabalığa dönüp “içinizde bu günahı hiç işlememiş biri varsa ilk taşı o atsın” demekle insanoğlunun bu çirkin özelliğine çok radikal bir eleştiri yöneltmiştir. Dolayısıyla İsviçre’nin işlediği “günah”ın aslında pek çok Batılı ülke tarafından sayısız kez işlendiğini hatırlamalı ve dolayısıyla İsviçre’yi günah keçisi durumuna düşürmüş ülkelere “ilk taşı bu günahı hiç işlememiş olanınız atsın” demeliyiz. Sonuç olarak “minare referandumu” bağlamında söyleyeceklerimizin benzer günaha bulaşmış diğer Batılı ülkeleri de kapsadığını belirtmemiz gerekir.

Bir kere İsviçre devletinin minare yasağı kararını çok önceden verdiği, ama bu yasak kararını referandumla kamufle ederek hayata geçirmeye çalıştığı anlaşılıyor. Bu türden uyanıklıklar bugüne kadar genellikle “şark kurnazlığı” olarak nitelenirdi. “Minare Yasağını” referanduma sığınarak uygulama olayı ise tipik bir “garp kurnazlığı” olmuştur.

Bu yasak, Batı tarihinde derin kökleri bulunan “barbarlığın” güncellenmesi, çağın araçlarını kullanarak bir kere daha hortlamasıdır. Bin küsur yıllık geçmişi bulunan İslâm düşmanlığının herhangi bir kilise desteği olmadan da hemencecik ortaya çıkabileceği açıkça anlaşılmıştır. Ne var ki, yasağa “evet” diyen halk çoğunluğunun, İsviçre Devletinin “yasağı derinden arzuladığı için halkoyuna sunduğu” şeklindeki dolaylı ama güçlü telkininden cesaret aldığı da unutulmamalıdır. İnsan haklarının mücevher ülkesinde bir insan hakkının referanduma sunuluyor olmasındaki derin ve güçlü telkinin ortalama bir Avrupalı tarafından kolayca ve gerektiği gibi algılanacağını tahmin etmek hiç de zor olmasa gerekti. Bir başka deyişle sonuç, daha referandum kararı verilirken belirlenmiş bulunmaktaydı.

Benzer psikolojik ortamlar üretilmiş tüm Avrupa ülkelerinde yapılacak “minare yasağı” referandumları da İsviçre ile aynı sonucu verecektir. Aslında bu yolla sadece minarelerin değil, camilerin de tüm Avrupa’da yasaklanması mümkündür. İleride yapılacak bu türden referandumlara şimdiden hazırlıklı olmak gerekir. Müslüman mabetleri sadece “referandum” ambalajına gizlenmiş yasaklarla değil, kimi zaman da terör ve güvenlik bahanesi üretilerek yasaklanabilecektir.

Minare yasağının “barbarlık” olduğu şeklindeki hükmümüz asla bir abartı değildir. Kimi yorumcular olaya “faşizm” dediler ve daha güncel bir kavram kullandılar. Oysa “faşizm” de Batının barbar geçmişinin bir hortlamasıydı. Bu tahammülsüzlüğe, bu zorbalığa ve kendinden başkasına yaşama alanı bırakmama iradesine “barbarlık”tan başka ne ad verilebilir?

Batı, demokrasi ve insan hakları alanındaki pek çok parlak tecrübesine rağmen çoğulcu demokrasiyi başaramamış, farklılıkları koruyarak birlikte yaşama kültürünü yaygın olarak hayata geçirememiştir. Dahası barbar genlerin ürünü olarak ortaya çıkmış bulunan minare yasağındaki gibi pek çok örnek olayda “demokrasi barbarlığa alet edilmiştir.”

“Toplu katliam”, “linç kültürü”, Batı tarihinin çok aşina olduğu bir durumdur. Farklı inanç, ırk ve mezheptekiler zamanı gelince kolayca yok edilmek, en hafifinden kovulup sürgün edilmek amacıyla izole bir hayata mahkûm edilmişlerdir.  İstanbul, Kahire gibi Doğulu metropoller de en az Paris, Berlin kadar göç alırlar, ama hiç birinde “getto”lara rastlayamazsınız. Oysa değil metropollerinde, ufak Avrupa kasabalarında bile Müslümanlar, Afrikalılar gettolarda yaşamak zorunda bırakılmaktadırlar. Hayatlarının her anında ve her olayda ayırımcılığa uğrayan Batının “ötekiler”i tüm bu muamelelerden sonra bir de “uyum sağlayamamak”la suçlanmaktadırlar. Fraklı din, kültür ve etnik unsurla bir arada ortak bir hayatı paylaşma bakımından Batının İslâm âlemi ile mukayese edilmesi abestir. Avrupa ülkelerinin bu anlamda Güney Amerika ülkeleriyle bile kıyaslanamayacak ölçüde geri olduğu açıktır.

İsviçre’deki minare yasağı türünden bir referandum, herhangi bir İslâm ülkesinde akla bile gelmez. Böyle bir duruma Brezilya, Arjantin, Şili ve Peru’da da rastlanmaz. Farz-ı muhal bir İslâm ülkesinde kiliselerde günde üç defa çan çalınması olayı referanduma sunulsaydı, Batılı ülkelerde acaba kaç şiddetinde ne tür depremler yaşanırdı?

Bütün bu mülahazalarımızdan ve yorumlarımızdan tabii ki şu sonuç çıkarılamaz:
“İşte peşinden koştuğunuz Avrupa böyle bir şeydir. Uyanın ve Batı serüveninizden bir an önce vazgeçin.”

Hayır, âdemoğlunun “barbarlığının” ne belirli bir coğrafyası, ne de belirli bir tarihi vardır. Barbarlığın Avrupa’da nerdeyse genetik ve kurumsal bir geçmişinin bulunması onu bu kıtaya inhisar etmemizi gerektirmez. Her coğrafyada ve her toplumun tarihinde barbarlık örnekleri olmuştur ve olacaktır. Minare yasağı referandumu gibi pek çok barbarlık örneğine rastlasak da İnsan haklarının hukuki düzenlemelerle teminat altına alınması ve sivil örgütlenmelerin, siyasi özgürlüklerin kurumsallaşması gibi konularda Avrupa’dan öğreneceğimiz çok şey olduğu gerçeğini bir kenara atamayız. Kaldı ki İsviçre’de yapılan referandumda milyonlarca insan minare yasağına “hayır” demiştir. Bu anlayıştaki milyonlara diğer Avrupa ülkelerinde de rastlamak pekâlâ mümkündür.

(Mehmet Akif AK, SDE Yönetim Kurulu Üyesi)




AVRUPA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya