ABD’nin Doğal Tehditlere Yaklaşımları
Dünyada çevreyi en çok kirleten devletler; ABD, Çin, Rusya, Japonya, Almanya, Hindistan, Ukrayna, İngiltere, Kanada ve İtalya’dır. Sadece ABD, bu kirliliğin % 34’üne sebep olmaktadır. Küreselleşme süreci ile yaşanan hızlı ekonomik gelişim bu kirliliğin en önemli sebebidir. Başta ABD olmak üzere bazı sanayileşmiş ülkelerin çevresel tehditlerin azaltılmasına yönelik çabalara katılmakta isteksiz davranması, çevre güvenliği alanında ilerleme sağlanmasını neredeyse imkânsız hale getirmiştir. Örneğin, George Bush'un ABD Başkanı olduktan sonra, atmosfere karbondioksit salınmasını denetim altına almayı amaçlayan Kyoto Protokolü'ndeki ABD imzasını, ulusal sanayinin zarar göreceği gerekçesiyle geri çekmesi, öngörülen uluslararası işbirliğini anlamsız kılmıştır. Çünkü atmosfere salınan zararlı gazların neredeyse % 70’i ABD kaynaklıdır.
Küresel çevre güvenliği konusunda isteksiz davranan ABD’nin ulusal çevre güvenliği konusunda ise daha aktif olduğu söylenebilir. Örneğin ABD, çevre güvenliği konusunda ilk somut adımını 1993 yılında Çevre Görev Gücü’nü kurarak atmıştır. ABD’nin doğal tehditlerle mücadele konusunda da oldukça başarılı olduğu söylenebilir. Bunun temel sebebi hemen her yıl ABD’nin farklı doğal tehditlerle karşı karşıya kalması ve bu durumun ABD’yi bu konuda duyarlı bir ülke haline getirmesidir. Özellikle kasırgalar (Örnek: Katrina Kasırgası) ABD’nin sıklıkla karşılaştığı doğal tehditlerdir. 2008 yılında Myanmar’da meydana gelen Nargis Kasırgası’nda yaklaşık 100 bin insan hayatını kaybederken, benzer bir kasırga olan Katrina Kasırgası’nda yalnızca 1322 Amerikan vatandaşı hayatını kaybetmiştir. Bunun temel sebebi ABD’nin doğal felaketlerle mücadele konusundaki üstünlüğüdür. ABD, her ne kadar doğal tehditlerle mücadele konusunda göreceli olarak başarılı olsa da bu tehditlerin tetikleyicisi olan küresel ısınma gibi çevresel tehditler bir devletin kendi ülkesinde alacağı önlemlerle baş edilemeyecek türden tehditlerdir. Bu nedenle küresel bir işbirliği olmaksızın bu tarz tehditlerin önüne geçilemeyecektir.
(Dr. Bilal Karabulut, ABD Masası, Kıdemli Asistan)