Dünya Gıda Güvenliği Zirvesi: Türkiye’nin Açlıkla Mücadele Konusundaki Yaklaşımları
Geçmişten günümüze coğrafi bölgelerde kıtlık nedeniyle oluşan açlık, bugün ekonomik entegrasyon sonucunda, yetersiz üretim ve yetersiz gelirden kaynaklanmaktadır. Kırsal alanda tarım yapanlar, yeterli yiyecek yetiştirememekte, şehirlerde yaşayanların da kazancı, yiyecek almaya yetmemektedir. Eskiden gözle görülür biçimde belirgin olan ve sadece bazı bölgelerde ortaya çıkan açlık, bugün kötü ve yetersiz beslenme şeklinde (daha doğrusu, satın alma gücünün yokluğundan) çok daha geniş coğrafi alanlara yayılmış, gizli bir açlıktır.[1] Bu bağlamda bir ülkede açlık sonucu ölümlerin yaşanmasının temel sebepleri şu şekilde ortaya konabilir: [2]
1) Ekonomik gelişmişlik düzeyinin düşük olması.
2) Kuraklık, sel, kasırga vb. doğal felaketler.
3) Aşırı nüfus.
4) Ekonomik yaptırımlar.
5) Savaş.
Bu sebeplerden hangisinden dolayı olursa olsun insanların günümüz şartlarında açlıktan ölüyor olması insanoğlu için utanç kaynağıdır. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Roma’da düzenlenen Gıda Güvenliği Zirvesi’nde yapmış olduğu konuşmada vurguladığı nokta da bu insanlık ayıbı konusunda olmuştur. Başbakan Erdoğan, konuşmasında; “Yoksul ülkelerdeki içler acısı manzarayı izlediğimiz gibi zengin ülkelerdeki sınırsız tüketimi de biliyor ve görüyoruz” diyerek dünyanın kimi bölgelerinde yaşanan açlık sorununun asıl sebebini “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” mantığı içinde açıklamaya çalışmıştır.
Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etmiştir: “Bu manzaranın sürdürülebilir olmadığı açıktır. Dünyada oluşan bu dengesizliğin ve bu eşitsizliğin bir an önce giderilmesi, en azından bunun için çaba harcaması yoksulların olduğu kadar, refah içinde olanların da gelecekleri açısından hayati derecede önemlidir. Adalet duygusunun aşınmasına, merhamet ve dayanışma kavramlarının zafiyete uğramasına izin vermemeliyiz. Bizim medeniyetimiz, 'komşusu açken tok yatan bizden değildir' anlayışıyla yardımlaşma, dayanışma ve paylaşımı ön plana çıkarmış, bu en temel insani gerekliliği kurumsal mekanizmalarla yaşatmanın önemini vurgulamıştır. Devletler kadar, sivil toplum kuruluşları da toplumsal sorumluluk projeleriyle bu sürece gereken katkıyı vermelidir.” (Tıkla -1)
Başbakan Erdoğan’ın tespitleri yerindedir. Fakat bu konuda somut adımlar atılması noktasında Türkiye dünyadaki öncü ülkelerden biri olmalıdır. Böylesi bir dış politika yaklaşımı dünya kamuoyu nezdinde Türkiye’nin itibarını oldukça yükseltecektir. Bu kapsamda Ankara’nın tarihsel misyonuna uygun çerçevede, yumuşak güç unsurlarını dış politikasında çeşitlendirmesi ve “zenginler ve fakirler arasında diyalog” gibi somut konularda öncü rol üstlenen bir ülke olarak adımlar atmaya başlaması, Türkiye’yi yakın çevresinden başlamak üzere, küresel çapta çok daha farklı noktalara taşıyacaktır.
(Dr. Bilal Karabulut, Kıdemli araştırmacı)
-----------------------------------------------------------------
[1]: Elif Çolakoğlu, “Çevresel Kıtlık ve Çatışma Gizili”, EKEV Akademi Dergisi, Sayı: 28, Yaz 2006, s.316.
[2]: Peter Hough, Understanding Global Security, London, Routledge, 2004, s.80-84.