Yüzde 4,3’lük Müslüman bir nüfusa sahip İsviçre; uluslararası alanda din ve inanç özgürlüğünün korunmasını gerektiren ilkeleri bir yere bırakarak ülkesinde minare yapımının yasaklanması ve ezan sesinin susturulmasına ilişkin yeni bir yasa çıkarmaya hazırlanıyor.
İsviçre Halk Partisi ve Federal Demokratik Birlik partilerinden bir grup politikacı, minarelerin yasaklanması konusunda referandum düzenlenmesini sağlayacak yeterli imzayı geçen yıl toplamış, ardından 2009 Kasım ayında da referandumun düzenlenmesine karar verilmişti.
29 Kasımda yapılacak olan ‘minare yapımının yasaklanmasına’ ilişkin referandum öncesi seçmenlere seslenen İsviçre Devlet Başkanı Hans-Rudolf Merz yaptığı açıklamada, “Minareler yasaklanmasa da ezan sesi duyulmayacak” diyerek yasağa karşı çıkılması çağrısını da yineledi. (Tıkla-1)
Merz; Müslümanların kendi ibadetlerini yapabilmelerinin en doğal hakları olmasının yanı sıra İsviçre’de de minarelerinin olması gerektiğini belirtti, ancak müezzinin sesinin duyulmaması taraftarı olduğunu ekleyerek “İster kilise, ister havra ya da minare olsun, her dinin kendi belirli bir mimarisi vardır” dedi.
Bu türden yasakların olmamasının kendi toplumlarının çeşitliliğin ifadesi olduğunu belirten Merz, İsviçre’nin dini özgürlükleri garanti ettiğini, Müslümanlar da dahil tüm inananların kendi ibadetlerini yapabilmeleri gerektiğini kaydetti.
İsviçre hükümeti ise uluslararası insan hakları ve İsviçre anayasasını ihlal anlamına geleceği, ayrıca dinler arası gerginliğe yol açabileceği için yasağa karşı çıkıyor.
Ülkede geçen ay yapılan bir kamuoyu yoklaması sonuçları ise, seçmenlerin yüzde 51’den fazlasının bu yasağa karşı olduğunu ortaya koymuştu.
İsviçre’nin dini yapısına bakacak olursak; ülke çapında bir devlet dini olmasa da Cenevre ve Neuchâtel kantonlarının dışındaki tüm kantonlarda vergilendirme yoluyla Roman Katolik, Eski Katolik ya da İsviçre Reform Kiliseleri desteklenir. Ayrıca İsviçre’de en yaygın din yüzde 44 ile Roma Katolik Kilisesi’dir. Ardından yüzde 38,5 ile Protestanlık gelir. Yapılan göçler sonucu bölgede yüzde 4,3’lük bir Müslüman nüfus ile yüzde 1,8’lik bir Ortodoks nüfus da mevcuttur.
Burada dayatılmaya çalışılan nedir, diye sormak gelebilir akıllara, dini bir azınlığın sesini kısabilme çabaları mı yoksa uluslararası alanda dahi tepki toplamaya aldırmaz bir tutumla, dışarıdaki çoğunluğun sesini yükseltebilmek mi? Bu noktada bir sorun olduğu kadar aynı zamanda hukuki bir yanlışlık ta vardır. Gerek İsviçre’nin iç hukukunun bu konuya ilişkin boşluk barındırmayan yoruma kapalı yapısı, gerekse uluslararası hukukun din ve inanç özgürlüklerine ilişkin net tavrı herhangi bir çelişki içermemekle birlikte bu konularda taviz de vermemektedir. Anlamaya çalıştığımız ya da en azından anlamlandırmak istediğimiz konu ise İsviçre’nin, referandum bir yana ki kamuoyu az çok görüşlerini ortaya koymuştur, hangi boşluğu doldurmaya çalıştığıdır. Burada niyet önemlidir, hukuki bir boşluğun doldurulmaya çalışılmasından çok dini ve toplumsal bir boşluk kasten oluşturulmaya mı çalışılmaktadır?
(Elif Altun, Asistan)