Öte yandan, Esad'ın açıklamasının yanında gölgede kalmış olsa da Arap Yazarlar Birliği Genel Başkanı Dr. Hüseyin Cuma'nın şu sözleri de toplantının en kayda değer açıklamalarından birini teşkil etti: “Biz bir millet iki devletiz”. (TIKLA-1)
Başkan Esad'ın yaptığı açıklama, Türk-Arap ilişkilerinde, yüzyıllık doğru bilinen yanlışların devletin en üst makamlarınca gözden geçirildiğinin ve düzeltilmesi noktasında ciddi çalışmanın yapıldığının en son ve somut ifadesidir. Burada, Osmanlı Devleti'ne iade-i itibar ve mirasına çok güçlü bir vurgu yapılırken, millet ve milliyet kavramlarına klasik tanımlarının dışına çıkılarak yeni bir bakış açısı da getirilmektedir.
Bu durum, şüphesiz 1998 Adana Mutabakatı'ndan itibaren Türkiye-Suriye ilişkilerinde yaşanan planlı ve kademeli iyileşmenin tezahürüdür. Son 10 yılda, önce devlet başkanları nezdinde karşılıklı ziyaretler, serbest ticaret anlaşması, sonrasında ortak bakanlar kurulu toplantıları ve vizelerin kaldırılması gerçekleşmiştir. Nitekim, 14 Kasım 2009 tarihinde, Esad'ın Fransa ziyareti sırasında yaptığı Türkiye vurgusu, Ortadoğu'da kurulacak bir denklemde Türkiye'yi dışarıda tutacak girişimlere kapıyı kapatırken, Türkiye-Suriye ilişkilerinin ne kadar sağlam zeminde ilerlediğini de ortaya koymuştur.
Zira, Türkiye ve Suriye, devlet politikası olarak 1. Dünya Savaşından itibaren yaşanan ayrılığın ne kadar suni ve iki devlete de zarar verir mahiyette olduğunu tespit ederek yılların kaybını telafi etmenin arayışına girmiştir. Çünkü Esad'ın da hatırlattığı gibi geride 400 yıllık bir kader birliği mevcuttur ve 20.yüzyılın şartları kader birliği yapmış milletleri ayrı düşme durumunda bırakmıştır. Bu ayrılık neticesinde, bütün doku uyuşmazlıklarına rağmen Türkiye İsrail ile, Suriye ise Yunanistan ile işbirliği arayışına girmek durumunda kalmıştır. Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin stratejik derinliğinden bahsederken, (bkz. Stratejik Derinlik: Türkiye'nin Uluslararası Konumu, İstanbul, Küre Yayınları, 2009, s. 403) İsrail-Suriye görüşmelerinde Golan Tepeleri ve su meselesi gündeme geldiğinde Suriye'nin kaybının Türkiye üzerinden karşılanma ihtimalinin konuşulduğuna dikkat çekmektedir. Ayrıca “bir millet iki devlet” arasındaki ayrılığın, Yunanistan tarafından Kıbrıs meselesinde, Arap alemini nötralize etmek için kullanıldığı da hatırlatılmaktadır. Bugün Türkiye-Suriye ilişkileri artık çok farklı bir seyir takip etmektedir. Türkiye ve Suriye birbirinin “doğal uzantısı” olduğunun farkında olarak politikalar geliştirmektedir. İlişkilerdeki bu gelişme bir model olarak görülmeli ve İslam Dünyası bazında çok daha geniş kapsamlı adımların başlangıcı olarak düşünülmelidir. Şüphesiz bu konuda ısrarcı olunmalı, aksi takdirde kaçan fırsatın telafisinin mümkün olmayacağı da unutulmamalıdır.
Devletler bazında geliştirilen ilişkilerin toplumlar bazında da desteklenmesi ve yüzyıllık ezberlerin düzeltilebilmesi amacıyla Lazkiye'de yapılan toplantının muadili, “Arapların Gözünde Türkler” başlığıyla Urfa'da yapılacaktır. Aynı şekilde Türkiye tarafından yapılacak bir açıklama “Arapların Osmanlı'yı arkadan vurduğuna” dair ezberi bozarak gündeme damga vurursa, bu durum doğal karşılanmalıdır.
(SDE, Ortadoğu-Afrika Masası)