ENGLISH
23.05.2012
Ana Sayfa » EğitimGeri Dön «

Dayanışma Kültürüne Katkıda Bulunan Faktör: Akademik İşbirliği

26.11.2009 02:00:00

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

2007 yılında daha önce okuduğu Kansas State Üniversitesinde konuşan Amerikan Savunma Bakanı karşısında oturan öğrencilere, Amerika’nın artık askerileşmiş bir dış politika ile başarılı olamayacağını, yeni hedefleri olan üç milyar tüketicinin yaşadığı Asya’ya “yumuşak güç” kullanarak yaklaşacaklarını belirtiyordu. ”Yumuşak güç kavramından ise ekonomik, sosyal ve kültüreli anladığını ve Asya ülkeleri ile iyi geçinmek için bu ülkelerin antropolojilerinin öğrenilmesi gerektiği tavsiyesinde bulunuyordu.

Bilindiği gibi antropoloji geniş bir alanı kapsayan bir bilim dalıdır. İçinde arkeolojiden, biyolojiye, biyolojiden kültür ve dil bilimine kadar uzanan çeşitli bilim alanları bulunmaktadır. Konumuzu açıklayacak bir unsur olarak kültür konusunu ele alırsak, Marios Begzos’un bir yazısında belirttiği gibi, temelinde bir ülkede yaşayan insanların dini ve tarihsel ortak yaşamının o ülkenin kültürünü oluşturduğunu görürüz.[1]

Devletlerin birbirlerini anlamaları için aralarında kurulması gereken diyalogda tarihsel gelişmelerin anlaşılması kadar teolojik konuların anlaşılması da önemli gözükmektedir. Dini konuların temelinde diyalogla oluşan çatışmayı önleme ve barış yatmaktadır. UNESCO’nun kurucu yasasında, ”hükümetlerin tamamen ekonomik ve siyasi düzenlemelerine dayalı bir barış dünya halklarının kalıcı ve samimi desteğine sahip olmadıkça gerçek bir barış olamaz bu nedenle barış insanlığın moral ve entelektüel dayanışması üzerine kurulmalıdır.” denmektedir. Aynı şekilde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 200’li yılların başındaki: Barış Kültürü Bildirisi ve Eylem Planında(A/RES/53/243) Barış Kültürünün eğitimle geliştirilmesini, diğer gelişmeler yanında katılımcı iletişimin öne çıkartılmasını, enformasyon ve bilginin serbest akımının sağlanmasını önermektedir.

Akademik işbirliği karşılıklı anlayışın doğması için bu moral ve entelektüel diyaloga bağlı olmalıdır. Son dönemlerde başta İspanya olmak üzere Avrupa ülkelerinin yaklaşımlarıyla Akdeniz’i çevreleyen ülkeler arasında “öteki” olarak algılanan Arapların kültürleri araştırılmaya ve Avrupa kültürünün oluşumunda İslam kültürünün rolü ortaya konmaya başlanmıştır. Çağdaş Arap yazarlar artık niyet birliğinden bahsetmekte niyet birliği aramakta niyet birliğine ulaşmaya çalışmaktadırlar. Örneğin,Tunuslu yazar Ali El-Duayi Çanakkale Boğazını geçerken ,Avrupa ve Asya’yı ayıran su yoluna bakarak,kendisini sanki iki kadınla evlenmiş gibi hissettiğini söylüyor. Her ikisine de bakışlarında bile hakkaniyetli olmak zorunda kaldığını belirtiyor.[2] Demek ki belirli bir süre içinde Arap ülkeleri ile yapılan kültürel çalışmalar sonucu karşılıklı olarak genç elitlerde Arapların Avrupa kültürüne yaptıkları katkılar kabul görmeye başlamış, Araplarda  çok iyi bildikleri halde - Batı Avrupa üniversitelerinde okudukları için - dışlandıkları Euro-Akdeniz kültürünün bir parçası olarak kendilerini görmeye başlamışlar.

Kültürel Diyalogun Sorunsalı

Türkiye bir Akdeniz ülkesi ama aynı zamanda bir Karadeniz ülkesi, gelen göçmenleriyle Balkan karakteristiğini taşıyor, Egeli, Asyalı karakteristikleri var, geçmişi var. Müslüman, laik, demokratik yapılanması var. Anadolu çok kültürlü bir toplum yapısına sahip. Müslümanlık ve Asya karakteristiği dışında Yunanistan’da bir Akdeniz, Karadeniz, Avrupa, Balkan ülkesi ve Ortodoks Hristiyan olarak bazı benzer özelliklere sahip. Çağımızda bize aşılanan  kültürel düşünce yapısı yaşadığımız bölgede çeşitlilik ve farklılıklar yaşadığımız çevrenin kaçınılmaz unsurları. Burada önemli olarak ortaya çıkan husus Ege’nin iki yakasında yaşayan iki ulusun birbirlerini nasıl algıladıkları. Avrupa ve büyük kısmı küçük Asya denilen alanda yaşayan bu iki ulus birbirlerinin çeşitliliğini ve çoğulcu yapılarını nasıl görüyorlar. Bu çeşitliliği ve farklılıkları tamamen farklı, kendilerine yabancı, tamamen ters veya rakip olarak mı algılıyorlar?Diyalog öncesi bu soruların sorulması çok önemli. Nedeni, Ege’nin iki alanı arasındaki görüşmeler var olan ancak , kısıtlanması veya elimine edilmesi gereken, ideolojik ve öğrenilmiş dogmalara mı dayanıyor? Kültür olarak acaba o kadar farklı mıyız? Zaten, bir yazarın belirttiği gibi Akdeniz'de iç içe geçmiş olarak yaşayan ülkeler arasında  bir medeniyetler çatışması olamayacağı ancak anlaşmazlığın kültürler arasında olacağı öngörülmektedir.[3] İşte bu noktada, kültürler arası yakınlaşmada, kurumlarının liderleri olarak akademisyenlere ve entelektüellere görev düşmektedir. Ancak akademisyenler arasında işbirliği yapılırken bazı zorluklarla karşılaşılmaktadır. Örneğin, İsrail ve Filistinli Akademisyenler arasında yapılan diyalogda farklı statüde bulunmaları nedeniyle (işgal eden ve edilen) görüş ayrılığı oluşmuştur. Filistinliler dayanışma aramışlar ve dengesiz güç durumunu ortaya koymaya çalışmışlardır. İsrail’in meşruiyetini kabul ederek onu Ortadoğu’nun bir parçası olarak görememişlerdir. İsrail liberalleri ise Filistinlilerle kayıtsız şartsız dayanışmayı eleştirmişlerdir. Bu diyalogda karşılıklı olma negatif bir görünüm almış ve taraflar birbirlerini suçlamışlardır.[4] Bu yaklaşımdan daha önce Filistin-İsrail yakınlaşması için  Bar-İlan Üniversitesinin düzenlediği bir çalışma daha yapılmıştır. Filistinli ve İsrailli öğrenci ve akademisyenler arasında sağlanan diyalog ortamında gelişmeler izlenmiştir. Halktan halka  yöneltilen çabalarda karşılıklı algılamaların değişmesi ve iki halk arasında yapıcı bir işbirliğinin gelişmesi beklenmiştir. Gelişmelere İsrail ve Filistin barış örgütleri destek vermiş ve Norveç’in Halktan Halka  Örgütü  iki halk arasında ki, özellikle dini diyalogun değerlendirilmesine yardım etmiştir. Yapılan diyalogda ve İslam ve Jüdaizm arasındaki uygulama ve yapısal benzerlikleri konu alan bilimsel tartışmalarda, iki taraftan diyaloga katılanlar her iki dindeki terminoloji ve ritüellerin benzerliğini öğrenerek hayrete düşmüşlerdir. Eşit statüde yapılan temaslarda önemli ilerlemeler sağlanmış. Diyalogda, resmi, normal temas ve işbirliği yerine “samimi” toplantılar daha önemli çözümlere sahne olmuş.[5] Bir başka yazar ise İsrail-Mısır arasındaki ilişkinin gelişmesinde dini sembolizmin önemine dikkati çekerek, Enver Sedat’ın Musa Dağına bir Cami, Sinagog ve Kilise inşa etmeyi önerdiğini ve böylece ayrı uluslar arasında psikolojik açığın kapanarak dostluk ve uzlaşmaya gidilebileceğini önerdiğini, belirtiyor.[6]

Diyalogun Kriterleri

Sosyal psikolojinin konularından biri rakip gördüğünüz bir kimseyi güncel kültürünüzün içindeki kötülük kavramıyla özleştirerek nasıl şeytanlaştırdığınızla ilgilidir.Bir durumda rakip kapasite ve kültür açısından eşit görülür. Rakibin başarıları haksız olarak algılanır,motivasyonlarında saldırganlık sezilir. Karar verme kapasitesinin gücü nedeniyle sürekli komplo yapacak gibi gözükür. Kötü şeyler olduğunda, işler istediğiniz yönde gitmediği zaman rakip kınanır. Diğer bir başka durumda kültürü  nedeniyle rakip Barbar olarak algılanır. Rakip, siyasal  kapasitesi açısından üstün ancak kültür açısından aşağı gözükebilir.[7] Diyaloglarımızda bu tür  şüpheler,akıl dışılıklar yer alabilir. Kültürler birbirleri hakkında bilgiye sahip olmazsa, klişelere ve önyargılara ve streotiplere dayanır. Oysa, olumlu bir  diyalogda bu imajların değişmesi için “iki öteki” arasında görüş alış verişi karşılıklı, birbiriyle bağlantılı ve  sürekli olmanın yanında dengeli, eşit değerde, cepheden, simetrik olmalıdır. Öbür türlü her iki tarafın fayda sağlayacağı ve samimi bir görüşme olmayacaktır. Bir yazar, birine bakmak sadece fiziksel bir olay değildir,diyor. Yazara göre bakmak akli, hissi, entelektüel  bir eylem. Gerçekten görmek aynı düzeyde ve aynı niyetle karşılıklı anlamayı ve saygıyı gerektiriyor.[8] İşte bu açıları yakalayabilirsek kültürel diyalog gerçekten amacına ulaşabiliyor.

Akademik Diyalog ve Dayanışma

Akademik diyalog ve dayanışma kavramı yeni değil. Avrupa Birliği(ilk başlarda Avrupa Ekonomik Topluluğu) kurulup tek bir ulus olarak birleşmeleri istenirken, yeni katılan doğu Avrupa ülkeleri ile birlikte ortak bir anlayışın geliştirilmesindeki en önemli unsur  “Bologna Süreci” denilen  süreçle Avrupa Birliği üniversitelerindeki eğitimin akademisyen ve öğrenci değişimiyle bütünleştirilmesi, bütünleşen Avrupa kültürünün yanında bir Avrupa eğitim sahasının oluşturulmasıydı. Bunun yanında,Avrupa Birliğinin bir alt yapılanması olarak   Karadeniz ülkeleri arasındaki kültürel yakınlığı sağlamak ve karşılıklı dayanışmayı geliştirmek ve doğal olarak  eğitim birliğini sağlamak için Karadeniz Üniversiteleri ağı kuruldu. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Parlamentosunun öncelikleri arasında yer alan bu gelişmenin amacı: ülkeler arasında daha iyi anlayış,karşılıklı saygı ve halklar arasında toleransın doğması içindi. Parlamento  taraf olan devletlere bu gelişmeyi desteklemeleri için Karadeniz bölgesinde ikili ve çok taraflı anlaşmalar yaparak akademik hareketliliğin sağlanmasını tavsiye de etmiştir. Eğitim işbirliğinin amacı ise bölgede dengeli,barışçı ve demokratik toplumların oluşmasına katkı sağlama olarak belirtilmişti.[9] Son toplantılarından biri 2009 yılında İstanbul’da yapılan Karadeniz Üniversiteleri Ağı,Yürütme Kurulu toplantısında değişik Karadeniz ülkelerinin teknik üniversite rektörlerinin konuşmalarının dışında herhangi bir kültürel yaklaşım görülmediği gibi bu üniversitelerin hoca ve öğrencilerini benim bilebildiğim kadar sık sık üniversitelerimizde görmek, konferanslarını dinlemek mümkün olmamaktadır. Onların yerine Amerikan Akademisyenleri yirmi dört saat aramızda bulunmakta ve konferanslara katılmaktadırlar. Bu durumun nedeni kültürel ilişkiler yanında mali açıdan yapılması gereken destekler hususunda yeterli dikkatin gösterilmemiş olmasıdır,diye düşünüyorum.

Akademik Diyalogun Şansı

Akademisyenler ve entelektüeller yukarda bahsettiğimiz gibi kurumsal liderlik rolleri ile ortak çıkarların belirlenmesine yardımcı olacaklardır. Bu  ortak çıkarları akademik özgürlük,genç dimağların geliştirilmesi,toleranslı ve çoğulcu bir çevrenin oluşturulması gibi konular olarak sayabiliriz .Böylelikle,uluslararasındaki iş birliği ve kültürler arasındaki anlayışın adalet ve barışı geliştirmesi ümit edilmektedir. Bizim Akademik diyalogumuzun önemli bir yönü; Ege,Akdeniz,Balkan,Karadeniz ve Avrupa kültürleriyle iç içe olmanın yanında  Türk ve Yunan ulusunun birbirini tanımasıdır. Akademik diyalogta ortak noktalar tek tek ortaya çıkacaktır.Osmanlının Bizans yapılarını yeniden sentezleyerek yapısını kurduğu azınlıklara karşı toleransı ve iki milletin iç içe dört yüz sene birlikte yaşarken birbirlerinin kültürüne çok şey aktardıkları, paylaşılmış şekiller ve kategoriler olduğu görülüp kabul edileceği umulmaktadır. Diyalogun kolay kısmı kendi dinleri içindeki değişik görüşler için zihin yorarken şimdi ‘ötekinin’ din kültürüne ilgi duyup öğrenebilmektir. Öğrenildiği zaman diyalogun bütünlüğü sağlanmış olacaktır. 

Sonuç

Akademik diyalogun barış ve anlayış kültürünü geliştirerek ülke halkları arasındaki dayanışmayı arttırması, realist güç teorisine karşı idealizmi savunanların en büyük beklentisidir. Güç teorisyenleri Unesco ve Birleşmiş Milletler yaklaşımlarını reddederek barış ve güvenliği halkların birbirlerinin kültürlerini bilmesinden veya uluslar arası arenada değişik aktörlerin siyasal amaçlarını anlayıp anlamamaktan değil güç dengesi ve güçlü bir diplomasi yoluyla geliştiğini söylemekteler.[10] Oysa, idealistler halklar arasında temel dini ve felsefi faraziyeleri, kültürel yapıları  öğrenmenin çatışmaları önleyeceğine inanmaktadırlar. İletişimin bu kadar geliştiği dünyamızda Akademik işbirliği ile dayanışma kültürünün gelişebileceğine bu işbirliğinin gerekliliğine bizde inanıyoruz. 

Prof. Dr. Hasan KÖNİ
SDE Yönetim kurulu Başkanı
 ________________________________________
[1] Marios Begzos,”Religion and Humanity in the dialogue of civilizatıons”,Lecture in the Vth Symposium fort he dialogue of İslam and Orthodoxy,İn Tehran 1.november 2000.,Printed in Athens 2000,s.1.
[2] Zikr.:Pedro Martinez Montavez,”Mediterranean:Surprise,Diversity and A Culture of Solidarity.”Fundacion  CIDOP, www.cidop.org,Barcelona,2004,s.38.
[3] Pedro Martinez Montavez,,a.g.m.,s.40
[4] Waled Salem ve Edy Kaufman,Proposed Guiding Principles for İsrael,Palestinian Cooperation:Translating the Shared Adherence to Academic   Freedom to Action,UNESCO,SHS/CSD/2007/PI/OI.
[5] Dr.Ben Mollow ve Dr.Chaim Lavie,”Culture,Dialogue and Perception İn the İsraeli-Palestinian Conflict”,20-23 Haziran’da San Sebastian,İspanya’da yapılan Konferansa sunulan tebliğ,1999,s.5.
[6] Mollow ve Chaim Lavie,,a.g.m.,s.5
[7] Martha Cottam et al.,Politicl Psychology,Lawrence Erlbaum Assciates,New Jersey,2004,ss.52.53.
[8] Montavez.,a.g.m.,s.35.
[9] Report On:” The Black Sea Universities Net Work:Contribution to the BSEC Academic Cooperation”:Rapporteur;Blagovest Sendov,DO.GA18/CC17/REP/01.
[10] Mollow ve Chaim Levie,a.g.m.,s.7.




EĞİTİM KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya