Bugünlerde herkes Türkiye’den diğer iç ve dış politika alanlarında olduğu gibi Kıbrıs konusunda da bir açılım politikası, bir çözüm beklemektedir fakat bekleyen çevrelere çok açık ve net şu mesaj verilmesi gerekir: Kıbrıs sorunu, ya da Kıbrıs barış süreci tek taraflı bir konu değildir. Kıbrıs konusuna müdahil birçok taraf devlet olduğu için çözümü tek Türkiye’den beklemek ne kadar doğru olur? Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bir çözüme sıcak bakmadığı sürece Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tek başına ve tek taraflı bir çözüm bulmaları ve uygulamaları imkansız olarak görülmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Mehmet Ali Talat ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas 53 kez buluşarak Kıbrıs sorununa bir çözüm aradıklarını kanıtlamış olsalar da iki tarafın bakış açısı henüz aynı değil. Talat bu süreç içinde çözüme yönelik daha istekli görünürken Hristofyas uzlaşma için 2009 yılsonuna belki de Nisan ayına kadar fazla umut beslemediğini açıklamaktadır.
(Tıkla – 1)
Talat bu konuda gerçekçi bir yorum ile Hristofyas ile diyalogun devam edeceğinin sinyallerini vermiştir. Bu yoruma göre Rum kesimi çözüm için hazır değiller zira onlar zaten Avrupa Birliği üyesi. Rum tarafının çözüme yaklaşmamaları için bir başka sebep de Rum kesimi adanın yasal olarak tanınan hükümeti olduğundan dolayı Kıbrıs Rum tarafı Avrupa Birliği kartını kullanarak Türkiye’den daha fazla taviz koparmak niyetinde olduğunu ifade etmektedir Talat. Fakat Rum tarafının bu olumsuz yaklaşımlarına rağmen Talat iyi niyet düşüncelerinden vazgeçmemektedir. Hatta nisan ayına kadar bir uzlaşma sağlanmadığı takdirde daha farklı alternatiflerin, çözüm önerilerin varlığından bahsetmektedir.
(Tıkla – 2)
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın bu iyimser yaklaşımının özellikle Hristofyas ile yaptıkları son görüşmelerden kaynaklandığı düşünülmektedir zira iki taraf arasında Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti müzakereleri sürmektedir. İki taraf da ordusuz yeni yapılanmada tek silahlı kuvvetin polis olacağını onaylamış gözüküyor. Bunun yanısıra Birleşik Kıbrıs formülünde Türkçe ve Rumcanın resmi dil olacağı, kurulacak yeni kabinenin altı Rum ve üç Türk’ten oluşacağı, Dışişleri ve Avrupa ile Maliye ve İçişleri bakanlarının farklı toplumdan olacağı, herhangi bir kararın geçerli olabilmesi için iki toplumdan en az bir kişinin onayı gerekeceği öngörülmüştür.
(Tıkla – 3)
Bu çözüme yönelik olumlu gibi görünen gelişmeler yaşanırken Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Hristofyas’ın Avrupa Birliği üyesi liderlerine yazdığı mektup gündeme bomba gibi oturdu. Mektup’ta Hristofyas’ın Türkiye’nin Aralık ayındaki Avrupa Birliği zirvesine kadar Güney Kıbrıs Rum Yönetimine yönelik liman ve havalimanları açmadığı takdirde Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkacaklarını ifade etmiştir. Avrupa Birliği yetkilileri özellikle iki taraf arasında devam eden müzakereleri herhangi bir şekilde etkilememek için Aralık ayında gerçekleştirilecek olan Avrupa Birliği zirvesinde Kıbrıs konusunu ertelemeyi düşünüyordu. Fakat Hristofyas’ın bu mektubu hem iki taraf arasındaki diyalog sürecine sekte vurmuş oldu hem de Avrupa Birliği’ni aralık ayında gerçekleştirilecek zirvede Kıbrıs konusunu gündeme almaya zorlayacak nitelikte.
(Tıkla – 4)
(Yrd. Doç. Dr. M. Nail ALKAN, AB – Balkanlar – Ege - Kıbrıs Masası, Kıdemli Araştırmacı)