ENGLISH
23.05.2012
Ana Sayfa » Dış PolitikaGeri Dön «

Eksen Kayması Değil Yeni Türkiye Vizyonu

25.11.2009 13:46:00

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Batı basınında, diplomatik merkezlerde ve bunlardan etkilenerek içeride bazı çevrelerde Türkiye’nin eksen değiştirdiği, Batı’ya sırtını döndüğü, doğululaştığı, Araplaştığı hatta İranlaştığı yönünde yorumlar yapılıyor. Türkiye’nin son dönemde içeride yaşadığı demokratik açılım ve dış politikada izlediği proaktif hamleler bu çevrelerde için için “Türkiye artık haddini aşıyor” düşüncesini besliyordu.

Biriken ve beklenen bu tepki; Türkiye’nin NATO kapsamında yapılacak Anadolu kartalı tatbikatından İsrail’i dışlayarak koyduğu açık tavır, ardından da Erdoğan’ın İran’a kapsamlı bir ziyarette bulunarak gösterdiği duruşla ortaya çıktı. Sudan devlet başkanı El-Beşir’in İSEDAK toplantısı vesilesi ile Türkiye’ye gelişi üzerine yapılan tartışmalarda bu çerçevede değerlendirilebilir.

1 Mart 2003’te ABD’nin Türkiye üzerinden Irak’a saldırı tezkeresinin Meclis’te reddedilmesiyle başlayan süreç; Davos’ta Peres’e ‘one minute’ tepkisine, Suriye ile vizelerin kaldırılmasına, Suriye ve Irak ile çok kapsamlı onlarca stratejik işbirliği anlaşmalarının yapılmasına, İran’la işbirliğinin artırılarak güçlendirilmesine, Ermenistan’la ilişkilerin normalleştirilmesine, Rusya ile ilişkilerin ticari boyuttan stratejik işbirliği düzeyine taşınmasına, komşularla ticaret hacminin 700 kat artırılmasına kadar çok önemli aşamalara ulaşmıştır. Evet Türkiye hâkim güçlerin kendisine biçtiği rolü terk etti, ona çizdikleri çemberin sınırlarını aştı, dış politikadaki ufkunu genişletti.

Ancak, Türkiye’nin yaptıkları ve yaşadıkları dünyadan bağımsız sadece kendi dinamiklerinin etkisiyle de olmadı. Son yıllarda dünyada yaşanan değişim, küresel dengeleri allak bullak etti. 1990’lı yıllarda soğuk harbin bitişi, Sovyetlerin çöküşü, iki kutuplu dünyadan sonra tek kutuplu bir dünyanın dayatılması. Bu tek patronun erken gelen final ile bitişi. Irak’ta yenilgi… NATO’nun Afganistan’da batağa saplanması. Pompalanan bütün umutlara rağmen AB’nin ekonomik, siyasi ve stratejik olarak yokluğu, Rusya’nın küllerinden yeniden dirilişi, dünya dengelerini sarsan ABD kaynaklı küresel ekonomik krizin, küresel patronluğu G7’lerden öteleyerek G20’lere bırakması, tükenen süper güçler, Rusya’dan sonra içine kapanma emareleri gösteren ABD. Kısa zamanda yaşanan bu önemli olaylar bugün çok kutuplu bölgesel güçlerin hâkim olduğu bir dünya düzeninin sinyallerini veriyor. ABD, AB, Rusya ve Çin’in arkasından Hindistan, Japonya ve Türkiye gibi bölgesel güçlerin yönettiği yeni bir dünya düzenini öngören stratejistlerin analizlerini paylaşmamak mümkün değil gibi.

Dünya dengeleri yeniden şekillenirken, küreselleşme olgusu bölgeleri ve medeniyet havzalarını savururken, küresel deprem stratejik fay hatlarını harekete geçirirken yani gezegenimiz dünya dönerken Türkiye yerinde durabilir miydi? O halde Türkiye’den önce Dünya’nın ekseni kayıyor ve dengeleri sarsılıyor demek daha doğru olmaz mı? Peki, bu sonuç Türkiye’de neler oluyor ve Türkiye nereye doğru gidiyor? sorusu anlamsızlaştırır mı? Elbette hayır! Ülkemiz Cumhuriyet döneminin en önemli kırılma dönemini geçiriyor. Statüko sarsılıyor, resmi tarih sorgulanıyor, tabular yıkılıyor ve ezberler bozuluyor. Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Alevi sorunu, ‘Dersim İsyanı’, Kıbrıs meselesi, bürokratik vesayet, asker-sivil ilişkileri hatta Kemalizm serbestçe tartışılmaya başlandı. Herşey ortaya seriliyor, herkes eteğindeki taşı döküyor. Bilinmeyen bir yığın gerçek ifşa ediliyor ve dizilerin senaryolarına konu oluyor. Türkiye siyasi tarihiyle yüzleşiyor, demokratik açılım tüm yakıcı içeriğiyle tartışılıyor. İçimizdeki ve dışımızdaki düşmanlar kimmiş, var mıymış yok muymuş sorgulanıyor. Üç tarafı denizlerle dört tarafı düşmanlarla çevrili ülkemizin içerisinin de düşmanlarla dolu olduğu paranoyası bugün gelinen nokta ile gözler önüne seriliyor.

Son on yıldır Türkiye’nin dış politikası yeni bir siyaset vizyonu ortaya koyuyor. Bu Yeni Türkiye vizyonunun temel özellikleri: dış etkilerden oldukça bağımsız, yerli, barışçı, proaktif, özgüvene dayanan, risk alan, çok boyutlu ve çok taraflı, dinamik, değişimci, gerçekçi (reel politik) ve pragmatik. Bu vizyonun ana hatları ve temel ayakları stratejik derinlik, tarihi ve kültürel derinlik. Temel güçleri ise yumuşak güç ekonomi ve sert güç olan ordu. Bunların hepsi Türkiye’nin topyekûn gerçek gücünü ortaya koyuyor. Yeni vizyonun birinci basamağı “komşularla sıfır sorun” ikinci basamağı “komşularla azami işbirliği. “Kafkasya işbirliği ve istikrar paktı”, Ermenistan’la normalleşme birinci, Suriye ve Irak ile yapılan yüksek düzeyli stratejik işbirliği anlaşmaları ve İran’la yapılan anlaşmalar 2.basamağa örnek gösterilebilir.

“Dış politikada eksen kayması” yorumları Batı’nın, bugüne kadar görmezden geldiği Türkiye’nin gücünü keşfetmesinden doğan endişelerinden kaynaklanıyor. Bu analizler ayrıca Türkiye’nin dünya süper liginin kapılarını çalmasından duyulan endişeyle de besleniyor. ABD İstihbarat Örgütü CIA’in eski yetkilisi ve Türkiye uzmanı Graham Fuller’in BBC Türkçe servisi aracılığıyla verdiği mesajlar Batı’nın Türkiye’nin değişimine bakışını göstermesi bakımından ilginç tespitler içeriyor:

“Soğuk savaş döneminde Batı Türkiye’nin Kafkaslar, İran, Orta Asya, Orta Doğu ve Arap dünyasını kapsayan bölgelerle ilişki kurmasını istemedi. Türkiye’nin sadık bir NATO müttefiki olarak kalmasını istedi. Türkiye’nin doğusu ve güneyindeki çıkarlarını göz ardı etti. Ama şimdi Batı, Türkiye’nin dış politika ufkunun genişlediği gerçeğini kabul etmek zorunda kaldı.”

“Türkiye artık bölgesinde Amerikan çıkarlarını temsil eden bir ülke olarak görülmüyor. Türkiye’nin tüm bölgede çıkarları var. Bunları tarihi, jeopolitiği ve çıkarlarda karşılıklılığı göz önünde bulundurarak akıllıca gerçekleştirmeye çalışıyor.”

Yine Los Angeles Times’ın başyazarı: “Ekonomik nüfuzu ve Jeopolitik önemi Türkiye’yi, daha önemli bir oyuncu haline gelme arzusunu hayata geçirebileceği bir konuma getirdi. İran’a flört, Türkiye için küresel güçlerden bağımsızlığını göstermenin bir yöntemi. Bu özgüven Erdoğan’ın tavırlarına yansıyor.”

Türkiye’nin yeni dış politikasının kaynağında ABD yok AB yok; bu artık anlaşılmış bulunuyor. Peki, Türkiye hangi yönlere bakıyor. Artık Türkiye’nin dört yüzü sekiz gözü var. Dört yöne de bakıyor. Balkanlara, Kafkaslara, Rusya’ya, Avrasya’ya, Ortadoğu’ya, Afrika’ya, Avrupa’ya ve her yöne. Türkiye bir yöne sığmayacak kadar büyük bir ülke. Bu yeni Türkiye ekseni çok yönlü oynak Stratejik Derinlik inşasını gerektiriyor:

- Önce komşularda sıfır sorun
- Bölgede barış, istikrar ve maksimum işbirliği
- Suriye ve Irak ile Ortak Bakanlar Kurulu ve onlarca yüksek stratejik işbirliği anlaşmaları
- Suudilerle sıcak ilişkiler
- Afrika’ya ekonomik ve diplomatik yoğun açılım
- Balkanlarda Sırplarla dahi stratejik anlaşmalara uzanacak barış rüzgârı
- Kafkaslarda istikrar-işbirliği paktıyla, enerji ve ulaşım projeleriyle barış adımları
- Asya ile her şey yeniden ve dostça
- İran’la dostane ama uyarılar da içeren etkili ilişki
- İsrail ile sorumlu davranmaya ikna edilerek çok özel sınırlar ihtiva eden bir diyalog
- AB ile üyelik iddiasını sürdürmek için müzakere; ama ona mahkûm olmadığını ortaya koyma çabası
- Rusya ile ortak çıkarlar için ticaret, enerji anlaşmaları ve stratejik yakınlaşma gayreti
- ABD’den bağımsızlaşma, ortak menfaatler bağlamında dengeli ilişkiler, süper güç politikalarıyla mümkün olduğunca çatışmama,

Dün Türkiye’nin iç ve dış açılımlarını Amerikan projeleri olarak nitelendiren çevreler bugün gelinen aşamada Türkiye’nin eksen değiştirdiğini, Batı’dan koptuğunu ve doğululaştığını pişkinlikle söyleyebiliyorlar. Bunu iddia edenlerin karinesi ne olabilir?

Türkiye Batı ekseninden koptu ise;
- NATO’dan mı ayrıldı?
- Avrupa Konseyi’nden mi çıktı?
- AB müzakerelerini mi kesti?
- AGİT’ten mi ayrıldı?
- ABD ile bütün ilişkilerini mi kopardı?
- Medeniyetler ittifakından mı ayrıldı?
- Yoksa Demokrasi, İnsan Hakları, Temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti, laiklik ilkelerinden mi vazgeçti? Hiç birisi olmadı. Peki, ne oldu? Ne oluyor?

Türkiye normalleşiyor, kendine özüne dönüyor ve ayaklarının üzerine durmaya çalışıyor. Türkiye tarihi bir süreçten geçiyor ve yeniden doğuyor. Eksen değiştirmiyor; statükoyu bozuyor ve Türkiye değişiyor. Bölgesinde barış havzası oluşturuyor. Yıllarca ihmal ettiği rolüne geri dönüyor, kendisiyle ve çevresiyle barışıyor. İçerideki açılımlarla dış vizyonunu güçlendirirken, dış politika açılımlarıyla da devlet yapısını sağlamlaştırıyor. ‘Uslu müttefik’, ‘dümen suyunda kukla’ konumundan şahsiyetli, omurgalı dış politikaya yöneliyor. Küresel konjonktürü değerlendiriyor ve bölgesiyle birlikte dünyanın kendisinden beklediği rolü oynuyor.

Türkiye’nin eksen değiştirdiğini, Batı’dan koptuğunu, doğuya yöneldiğini seslendirerek bundan rahatsızlık duyanlar,

-Türkiye Avrupa’ya ait değildir, diyerek; 50 yıldır AB kapısında  bekletenler değiller mi?
-Amerika’nın ve Avrupalıların Doğu’da, Ortadoğu’da, Uzakdoğu’da, Irak’ta ve Afganistan’da ne aradığını ve neden bulunduğunu nasıl izah ediyorlar acaba?

Türkiye bölgesinde ABD’nin boşalttığı jeopolitiği dolduruyor. Batı-Doğu köprü konumunda köprünün iki ayaklarını da sağlamlaştırmaya çabalıyor. Türkiye’nin tehdit algısı değişiyor; çünkü bölge jeopolitiğindeki değişim devam ediyor. Ezberler bozuluyor. Tabii ki Türkiye sadece Batı’ya bakmıyor. Batı’ya tepki olarak Doğu’ya açılmış değil. Batı’nın ve hâkim güçlerin kendine çizdiği sınırların dışına çıkıyor. Bölge ve dünya barışına katkı yapan bir ülke oluyor. Evet, Türkiye’nin özgüveni güçleniyor. Daha bağımsızlaşıyor. Türkiye kendi oluyor. Paranoyalarından ve angajmanlarından kurtulup gerçekten normalleşiyor.

Türkiye büyüyor…

(Aydın Bolat, SDE Yönetim Kurulu Üyesi)



DIŞ POLİTİKA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya