Afganistan’da Abdullah Abdullah’ın başkanlık yarışından çekilmesini izleyen süreçte, 7 Kasım tarihinde yapılması planlanan seçimin 2. turunun iptal edilmesi üzerine, her ne kadar Taliban bu iptal keyfiyetini ‘kahraman mücahitlerinin bir başarısı’ olarak takdim etmeye çalışsa da, konu ABD’de Başkan Obama, Afganistan’da ise Cumhurbaşkanı Karzai düzeyinde kartların açıkça oynanması ve bugüne kadar açıkça söylenmeyenlerin kamuoyları önünde konuşulması şekline dönüşmüştür.
Başkan Obama, Karzai’nin resmen seçimlerin galibi ve cumhurbaşkanı ilan edilmesinden hemen sonra, telefona sarılarak, önce Karzai’yi kutlamış ve bu kutlamayı Afgan Cumhurbaşkanına bir tür ders verme şekline dönüştürmüştür. Basına da açıkladığı, telefon konuşmasındaki ifadelere göre, Obama, “Afganistan’da artık yeni bir hükümet tarzı görmenin ve tarihte yeni bir sayfa yazmaya başlamanın zamanının geldiğine” işaret etmiş ve yolsuzluğu ortadan kaldırmak için çok daha ciddi gayretler harcanmasının gereğini vurgulamıştır. Obama ayrıca, Afgan güvenlik güçlerinin eğitimi konusunda ortak çaba sarfedilmesini ve böylece Afgan halkının beklediği güvenliğin sağlanmasını Karzai’den talep etmiştir. Bütün bunları basına açıklayan Obama, “yapılacakların ispatının sözlerde değil eylemlerde kendini göstermesi gereğini” Karzai’ye hatırlattığının da altını özellikle çizmiştir. Beyaz Saray, Başkanın yeni Afganistan stratejisi konusunda vereceği kararlar bağlamında, ABD’nin Afganistan’da güçlü bir ortağa gereksinim duyduğunu beyan etmekte ve verilen sözlerin tutulması için Karzai Hükümeti nezdinde baskıların sürdürüleceği mesajını iletmektedir.
Bu baskılar ne olursa olsun, Karzai ve hükümetinden, Amerika’nın beklentilerini tümüyle karşılayacak sonuçlar alınması, Afganistan’da halen hüküm süren şartlarda, pek olası görünmemektedir. Ancak, beklentiler ifade ediledursun, Afganistan’a ilave güç gönderilmesi için Obama’nın zaman kazanmayı uzun süre beklemesini sağlayacak bahane ve şartların giderek zayıfladığı görülmektedir.
Şu aşamada, Amerikan Başkanı’nın gündeminin ön sıralarında Afganistan konusu bulunmakla beraber, gündemdeki İran ve Irak konuları da Yönetim üzerinde yarattıkları baskıyı sürdürmektedir.
İran’la 1 Ekim 2009 tarihinde Cenevre’de yapılan “Altılı Toplantı”da alınan kararların uygulamasında zorluklar giderek artmaktadır. İran’ın elindeki uranyumu, zenginleştirilmek üzere, Rusya ve diğer Batı ülkelerine göndermesi hususunda varılan mutabakatın, İran’da ortaya çıkan ve her gün kuvvet kazanan muhalefet çerçevesinde düşünüldüğünde, uygulamaya konulması şansı zayıftır. Bu nedenle İran, yeni bir müzakere sürecinin başlatılmasını ısrarla talep etmekte, buna mukabil Amerikan Yönetimi sabrın da bir sınırı olduğunu ve İran’ın bitmek bilmeyen taleplerini karşılamaya hazır olmadıklarını ve İran’a karşı yeni yaptırımların önümüzdeki yıl başından itibaren ele alınıp uygulamaya başlanacağını beyan etmektedir. Bu beyanlara, Altılardan, diğer Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ve Almanya’dan da, suskunluk yolu ile, perde arkasından destek gelmektedir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı ElBaradei, Tahran’ın alınan kararlara yanıt oluşturacak ve kabulü mümkün önerilerle gelmesi gereğine işaret ederek İran’a, kendi açısından, uyarıda bulunmaktadır.
İran üzerindeki uluslararası baskı hangi yönde gelişirse gelişsin, bu ülkenin boyun eğerek, talepler doğrultusunda uygulamaya geçeceğini düşünmek gerçekleri gözardı etmek anlamına gelecektir.
Irak Anayasası’nın Kerkük’e ilişkin 140. maddesinin uygulanabilmesi için sarfedilen yoğun çabalar Ülkedeki Kürt unsurların direnci ile karşılaşmaktadır.
Hatırlanacağı üzere, Ocak ayında yapılması planlanan yerel seçimler çeşitli itirazlar karşısında, bilinmeyen bir tarihe ertelenmiş bulunmaktadır. Genel seçimlerin ise, 16 Ocak 2010 tarihinde yapılması planlanmıştır. Parlamentodaki Kürt kökenli milletvekilleri Kerkük konusundaki talepleri yerine getirilmediği takdirde önceden değiştirilmesi kararlaştırılan seçim kanununun oylamasını boykot edeceklerini ilan etmişlerdir.
Bu gelişmeler üzerine Amerikan Yönetimi, Irak’ın kuzeyindeki Kürt yöneticiler üzerinde en üst düzeyde ağır bir baskı mekanizması oluşturmuştur. Bu çerçevede Bağdad’daki ABD Büyükelçisi Christopher Hill ve Irak’taki Amerikan Silahlı Kuvvetleri Komutanı General Ray Odierno, 29 Ekim 2009 tarihinde, ortak bir açıklama yaparak, 140. Maddenin uygulanması bağlamında gereken kararın, konunun özelliği de dikkate alınarak, diğer konularda emsal oluşturmayacak tarzda, gecikmeden alınmasını Parlamentodan talep etmişlerdir. Bu arada Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden, 1 Kasım 2009 tarihinde Mesud Barzani’yi ve Irak Parlamento Başkanı Ayad Al-Samarrai’yi telefonla arayarak seçimlerin planlanan tarihte yapılmasını sağlayacak şekilde, sorunların çözüme kavuşturulması gereğini hatırlatmış ve buna göre hareket edilmesini ısrarla talep etmiştir.
Seçimlerin zamanında yapılması ABD’nin Irak’taki muharip kuvvetlerini çekmesine ilişkin takvim açısından da önemlidir. Zira ABD, Ağustos 2010 tarihine kadar, Irak’ta danışmanlık görevi yapacak 50 000 kişilik bir kuvvet dışındaki askerlerini geri çekmek ve bu çekilme işlemini 2011 sonuna kadar bitirmek kararındadır. Seçimlerin gecikmesi Obama Yönetimi’ni de bu konuda sıkıntıya sokacaktır.
Sonuç itibariyle, Amerikan Yönetimi, bu kez ilk defa, Irak’taki Kürt unsurlara istediğini yaptırmak hususunda başarılı olacağı izlenimini vermektedir.
(Nüzhet Kandemir, ABD Masası)