Aslında seçimler öncesi de görüldüğü üzere Almanya ve Fransa, AB’nin iki kurucu üyesi olarak diğer üye ülkelere oranla sözlerini daha çok geçirmektedirler.
Fransa ve Almanya’nın Türkiye’nin tam üyeliğine yönelik yaklaşımları ortadadır. Özellikle Fransa müzakere sürecinde Türkiye’nin önüne çıkan engellerde başat neden olmaya devam etmektedir. Keza Almanya da Türkiye’nin tam üyeliğine yönelik Fransa ile aynı paralelde görüşe sahiptir. İki ülkenin desteklediği bir adayın AB Konsey Başkanı olmasının önümüzdeki günlerde Türkiye- AB ilişkilerindeki etkisini tahmin etmek zor değil.
Tam üyelik sürecinde Türkiye’nin karşılaştığı en büyük engellerden biri Kıbrıs konusudur. AB üyesi iki ülke İngiltere ve Yunanistan ile birlikte Türkiye garantör devlet olarak Ada’daki hakimiyetini devam ettirmektedir. Ancak Güney Rum Kesimi’nin AB adaylığı Ada’da birtakım sorunları da beraberinde getirmiştir. Rumların ‘egemenlik tek’tir söylemi müzakere sürecini Türkiye açısından sekteye uğratmaktadır. İki tarafın liderleri konu ile ilgili olarak çözüm arayışlarına devam ederken henüz somut bir adım atılamamıştır. Son olarak 20 Kasım’da bir araya gelen Talat ve Hristofyas müzakere süreci ve sürecin içeriği ile ilgili bir görüşme gerçekleştirmişlerdir. Liderlerin bir sonraki görüşmesi 24 Kasım günü yapılacaktır. Bu görüşmede ise daha çok yabancılar, göç, vatandaşlık ve sığınma konularının ele alınacağı belirtilmiştir.
(Tıkla–1) Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde Kıbrıs konusu kimi zaman müzakerelerin önünü tıkamak için bir araç olarak kullanılabilmektedir. Türk tarafı Ada’da adil ve kalıcı bir barıştan yana olduğunu defalarca dile getirmesine rağmen Rum Kesimi katı bir tutum içerisinde çözüm yollarını bağlamaktadır. Yapılan görüşmelerde konu ile ilgili olarak bazı olumlu adımların atıldığı söylenebilir. Yapılan görüşmenin ardından Talat, oldukça iyi ve faydalı geçen toplantıda bugüne kadar nelerin görüşüldüğünü, nerelerde uzak kalındığını ve vizyon farklılıklarını açık yüreklilikle konuştuklarını söylemiştir. Ayrıca sürecin genel bir değerlendirmesinin yapıldığını belirterek, esas amacın; süreci verimli kılıp, birazcık hızlandırmak olduğunu kaydetmiştir.
(Tıkla – 2) Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek, iki tarafın liderlerini 2010 başlarında Brüksel’e davet etme kararı aldıklarını açıklamıştır. Liderler arasında süren görüşmeler ile değerlendirildiğinde bu durumun olumlu bir atmosfer yaratılmasına katkı sağlayacağı söylenebilir. Nitekim AK Parti’nin Kızılcahamam’daki kampında milletvekillerine değerlendirmede bulunan Ahmet Davutoğlu “gelişme olan bazı hususlar var. Devlet çıkarları gereği bazı şeyleri burada söylemiyorum. Zamanı geldikçe açıklanacak, şu anda bazı şeyleri ifade etmek için erken" sözleriyle olumlu bir hava yaratmıştır. Bu bağlamada Türk tarafı ile Rum Kesimi arasında beklenilen gibi barışçıl gelişmeler mi yaşanacak yoksa AB Konsey Başkanı Rompuy’un 2004’te Türkiye aleyhine söylemiş olduğu sözler doğrultusunda Kıbrıs konusu Türkiye’nin tam üyeliğine bir engel mi oluşturacak? Bu soruların cevabının kısa vadede kendisini göstereceği söylenebilir.
(Nail ALKAN, Avrupa Birliği- Kıbrıs- Ege- Balkanlar Masası, Kıdemli Araştırmacı)