Avrupa Birliği zor bir süreçten sonra Avrupa Anayasası olarak başlayan sonra 2005’de Hollanda ve Fransa tarafından referandum yoluyla reddedilen ve Lizbon Antlaşması’na dönüşen ve son olarak ta Polonya ve Çek Cumhuriyeti cumhurbaşkanları tarafından onaylanan belgeyi 1 Aralık 2009 tarihinden itibaren yürürlüğe sokacaktır. Özellikle Avrupa Birliği’nin geleceğini oluşturacak ve Avrupa Birliği’ne daha istikrarlı bir politika yürütme olanağı veren Avrupa Birliği Konseyi Başkanı ve Dışişleri Yüksek Temsilci seçimi Avrupa Birliği’nin geleceğine yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyordu.
Yapılan seçimlerden sonra konuyla ilgili değerlendirmeler değişmiş gözüküyor. Avrupa Birliği seçimin ardından büyük bir fırsatı teptiği tartışmaları ön plana çıkmaya başladı. Yeni Avrupa olarak adlandırılan bu süreç iyi bir başlangıç yapamadığı yorumlar gündemde yerini almaktadır. Avrupa Birliği siyasetçileri Hermann Van Rompuy ve Catherine Aslhey’i överken Avrupa medyasında eleştiriler ön plana çıkmaktadır. (Tıkla – 1)
Avrupa Birliği bünyesindeki siyasetçiler seçilen iki yeni isimi övmektedirler zira kendileri bu seçimi gerçekleştirdiler. Özellikle Almanya Başbakan Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşaknı Nicolas Sarkozy, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ve İngitere Başbakanı Gordon Brown’un özel zirve öncesi bir araya gelip ve adaylar üzerinde anlaşmaları bu zirvenin çok çabuk sonuçlanmasına sebebiyet verdi. Bu dörtlü mini-zirvede diplomasi ön plana çıktı ve İtalya Başbakanı Berlusconi ilk başta eski İtalyan Başbakanı MassimoD’Alema’nın Dışişleri Yüksek Temsilciliğiiçin adaylığını geri çektiğini açıkladı. İkinci diplomatik hamle ise İngiltere Başbakanı Brown tarafından gerçekleştirildi ve Tony Blair’in Avrupa Birliği Konseyi Başkanı için adaylığını geri çektiğini ifade etti. Böylece iki diplomatik hamle sonrası henüz başlamamış olan zirve aslında sonuçlanmış oldu bile: İlk hamle Almanya ve Fransa tarafından yapıldı: Belçika Başbakanı Hermann Van Rompuy’un adı başkan olarak ortaya atıldı ve dört lider tarafından kabul edildi. Son hamle ise yeniden İngiltere Başbakanı’na ait olacaktı. Başkan olarak kabul edilen Rompuy Muhafazakâr grubun üyesi olduğuna göre Dışişleri Yüksek Temsilcisi görevine bir sosyalist getirilmesini istedi ve sonuçta gerçekleştirebildi. Avrupa Parlamentosu’ndaki Sosyalist grup Başkanı Martin Schulz ve Avrupa Birliği üyelerindeki sosyalist Başbakanlar İngiliz barones Catherine Ashton’u kendi adayları olarak açıkladılar. (Tıkla – 2)
Mini Zirve’den Avrupa medyası özellikle şu sonucu çıkardı: Merkel, Brown ve Sarkozy güçlü bir Avrupa istememektedir. Onlar düşük profilli iki siyasetçiyi Avrupa Birliği’nin başına getirerek kendilerini rahatsız etmeyecek isimler seçtiler.(Tıkla – 3)
Avrupa medyası Avrupa Birliği’ni amacı olamayan bir birlik olarak nitelendirmektedir. Avrupa Birliği küresel bir aktör olma niyetinde olmadığı görülmektedir bu seçimle. Avrupa dinlenmek ya da ciddiye alınmak yerine arasında konuşmayı tercih etti. Yeni Avrupa bir kapitülasyon bildiriyle başlamış oldu. Bu iki yeni seçilmiş siyasetçi Obama’nın yanında iki acemi stajyer gibi duracaktır.
Avrupa Birliği Konseyi Başkanı’nı Türkiye açısından değerlendirildiğinde tablo ilk bakışta çok iç açıcı görünmüyor zira Hermann Van Rompuy beş yıl önce yaptığı bir konuşmada Türkiye’nin Avrupa’nın parçası olmadığını ve hiçbir zaman olmayacağını ifade etmiştir. Ayrıca Hıristiyanlığın değerlerini evrensel değerler olarak kabul eden yeni Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Türkiye’nin Avrupa Birliği’nde yer almasına da olumsuz yaklaştığını Avrupa’nın böylece güç kaybedeceğinin altını çizmiştir. Fakat ikinci bakışta Van Rompuy’un yaptığı yeni açıklamalar biraz olsun Ankara’yı rahatlatacak cinste. Avrupa Birliği’nin genişleme sürecine olumlu bakan Van Rompuy Türkiye konusunda kendisini ne düşündüğünün önemli olmadığını zira Avrupa Birliği Konseyi kararının kendi kararından ya da düşüncesinden daha önemli olduğunu söylemiştir. (Tıkla – 4)
Tabi ki şu bir gerçek ki Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine Angela Merkel ve Nicolas Sarkozy gibi sıcak bakmamaktadır.
Görünen o ki Avrupa Birliği uzun süredir gerçekleştirmek istediği ve yürürlüğe sokmak istediği Lizbon Antlaşmasını nihayet sonuçlandırdı ve 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe girecek fakat yeni Avrupa rüyaları başka bir bahara kaldığı gibi gözlemlenmektedir. Avrupa Birliği şimdiye kadar kendi iç yapısında sorunlar olduğu için küresel bir aktör olamadığını savunuyordu, artık bu bahanede ortadan kalkmıştır. Avrupa Birliği önemli sorunlarda sorumluluk taşımasını öğrenmesi lazım.
(Yrd. Doç. Dr. M. Nail Alkan, Avrupa Birliği – Balkanlar Masası, Kıdemli Araştırmacı)