ENGLISH
05.02.2012
Ana Sayfa » Asya - PasifikGeri Dön «

ABD - Çin İlişkileri Analizi: Çin Rakip mi Ortak mı?

21.11.2009 12:00:00

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ABD Başkanı Barack Obama, 13-19 Kasım arasında Japonya, Singapur, Çin ve Güney Kore’yi kapsayan Asya gezisini değerlendirirken Çin ile olan ilişkilerini hem ortak hem de rakip gördüğünü, ekonomik sorunlar çözülmezse ilişkilerde büyük gerilim çıkacağını ifade etmişti. Başkan Obama’nın sözleri daha önceki ABD başkanlarının Çin’le ilişkilerinin özelliklerini ha-tırlatmakla birlikte Obama Hükümeti’nin Çin politikasını yeniden belirlemeye çalıştığının da ifadesidir.

Başkan Obama'nın ABD-Çin İlişkileri Tanımı

ABD Başkanı Barack Obama kendisinden önceki başkanlardan farklı olarak başkanlığının ilk yılında, 15-18 Kasım tarihleri arasında Çin’i ziyaret etti. 1972’de Başkan Nixon’dan 2001’de Başkan Bush’a kadar ABD liderlerinin Çin ziyareti sırasında ikili ilişkileri abartan yoğun atmosfer bu sefer seyreltilmiştir. Nixon Hükümeti, Vietnam savaşından kurtulmak için ve Sovyetler Birliği’ne karşı Çin ile stratejik işbirliğine girmişti ve söz konusu işbirliği Soğuk Savaş’ın sona ermesine kadar sürmüştü. Bağdat’tan Pekin’e kadar bütün diktatörleri devirmeyi iddia ederek başkanlık koltuğuna oturan Bill Clinton, ikinci döneminde Çin ile yeniden stratejik işbirliği ortaklık ilişkilerini tesis etmişti. Başkan Bush’un ilk döneminde ikili ilişkiyi ‘stratejik rekabet’ olarak tanımlamıştı. Ancak 11 Eylül saldırıları sonrası ikili ilişkiler ‘yapısal işbirliğine’ dönüşmüştü.(1) 30 yıllık ikili ilişkileri birçok problemle karşılaşmasına rağmen inişli çıkışlı çizgisini devam ettirmişti. Çin’in 90’lı yıllardan itibaren yükselişe geçmesi ile birlikte ikili ilişkileri daha da önem kazanmış ve ikili ilişkileri küresel boyuta yükselmişti. ABD-Çin ilişkileri arasında küresel ve bölgesel güvenlik sorunu, ikili siyasî ve askerî, ekonomi-ticaret, insan hakları ve terörle mücadele gibi konular yer almaya başlamıştı. İkili ilişkilerinde en hassas sorun ise Tayvan meselesi olmuştu ve bununla birlikte Tibet ve son zamanlarda Doğu Türkistan meselesi de yer almaya başlamıştır.

ABD Başkanı Obama, Çin ziyareti öncesi, Çin’i “önemli ortak ve aynı zamanda bir rakip” (vital partner, as well as a competitor) olarak gördüğünü belirtmekte, ancak “Sorunlarımızın bir kısmını çözmezsek, bence hem ekonomik hem de siyasi açıdan ilişkilerde büyük çaplı gerilimler ortaya çıkacak.” şeklinde ikili ilişkilerini tanımlamaktadır. Başkan Obama’nın ifadesine göre, ABD ve Çin dünyanın en güçlü ülkeleri arasındadır ve küresel meselelere karşı geniş çapta işbirliği yapması gerekmektedir. İkili ilişkilerindeki rekabetlerin adil ve dostça olması gerekmektedir. Obama, iklim değişikliği, ekonomik krizden çıkış, nükleer silahsızlanma gibi konularda Çin ile birlikte çalışmayı dile getirerek ABD’nin tek başına başaramayacağını belirtmişti. Başkan Obama, ABD-Çin ekonomik ilişkilerinin çok önemli olduğunu ancak ticaret ilişkilerinde dengesizlik olduğunu ve bu durumun sebeplerinden birinin Çin’in para birimi yuanın değerini düşük tutmasından kaynaklandığı tespitini yapmıştı. ABD’nin Çin’e artık sürdüremeyecek kadar büyük çapta borçlandığını anlatan Obama, aralarındaki dengesizlik ticaretini düzeltebilmek için Çin’den çok ucuz mamül almak yerine Çin’e daha fazla mal satmaları ve böylece Amerikalılar için istihdam yaratmaları gerektiğini belirtmişti. Obama, en çok dolar rezervine sahip olan Çin’i de uyarmıştı ve ABD’nin ekonomideki başarısızlığının Çin’i de etkileyeceğini ifade etmişti. Başkan Obama ikili ilişkilerinde her zaman sorun olan insan hakları konusuna da değinmişti: “İfade, basın ve din özgürlüklerinin sadece Amerikan değerleri değil, evrensel değerler olduğuna inanıyoruz. Çin heyetleriyle görüşmelerimizde bu konular her zaman gündeme gelmiştir ve böyle de devam edecektir.” … “Küresel ölçekli konular bağlamında iklim değişikliği, İran ve Kuzey Kore nükleer sorunu ikili görüşmelerde yer alacağı gibi söz konusu alanlarda işbirliği arayışında bulunulacaktır.(2)” Başkan Obama’nın Şanghay ve Pekin’deki ziyaretlerinde temel olarak bu konular üzerinde görüşülmüştür.

Obama’nın Çin için kullandığı “önemli ortak ve aynı zamanda bir rakip” ifadesini daha çok ekonomi-ticaret ilişkileri bağlamında kullandığı anlaşılmaktadır, ancak ABD-Çin ilişkileri ikili ilişkiler dışına çıkmış ve küresel boyut kazandığı için kullanılan ifadenin mahiyeti daha farklı olabilir, yani bazı konu ve alanlarda ortak olabilirken bazen de rakip olabilmektedir. Başkan Obama’nın Çin ilişkilerini “ortak” ve “rakip” olarak tanımlaması, Başkan Clinton dönemindeki “stratejik işbirliği ortaklık” ile Başkan Bush dönemindeki “stratejik rakip” tanımının kombinasyonu hâlini göstermektedir.

Başkan Obama’nın Çin Ziyareti Hedefleri

Başkan Obama’nın Asya gezisinde iklim değişikliği, ekonomik kriz, nükleer tartışmalar ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi görüşmelerin en önemli konuları arasında yer almaktadır, ancak ekonomi ve ticaretin ön planda olduğu bilinmekteydi.(3) Halbuki, Başkan Obama’nın bu gezisi bu kadar basit olmayacaktır. Obama’nın güvenlik danışman yardımcısı Ben Rhodes, Başkan Obama’nın Asya seyahati hakkında bazı stratejik hedefleri ortaya koymaktadır: ABD aynı zamanda Pasifik ülkesidir, 21. yüzyıldaki Asya’nın önemini anlamaktadır; bu bölgede pek çok konuda öncü rol üstlenmek istediğindedir.(4) 1980’li yıllardan itibaren Asya Kaplanları’nın ekonomik alandaki yükselişi ve 90’lı yıllarda Çin’in bölgedeki ekonomik kalkınmanın lokomotif rolünü üstlenmesiyle, ABD güvenlik alanı dışında ekonomik ve siyasî alanda da artık eskisi gibi etkili değildir. APEC (Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü) gibi bölgesel ekonomik işbirliği platformlarında artık Çin, ABD’den daha çok sevilmekte ve etkin olmaktadır. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Doğu Asya sorumlusu Jeffrey Bader, 6 Kasım’da Brookings Institution’daki konuşmasında konuyla ilgili bazı işaretler vermektedir: ABD uzun süre Asya’da kalmayacaktır; ancak ekonomi ve güvenlik alanında etkili olmak istemektedir. Beyaz Saray’ın Asya’daki stratejik hedefi Çin’dir, Kuzey Kore ve İran nükleer sorunu, Afganistan ve Pakistan’da yaşanan problemler, küresel ısınmanın getirdiği tehditler ve küresel ekonomik canlandırma gibi konularda Çin’in iştirak etmediği hâlde başarması zordur; Tabii, Çin’in insan haklarına saygı göstermesi konusunda ısrarlı olacak ve Tayvan sorumluluğunu da sürdürecektir. Ancak son yıllarda Çin’in bölgedeki etkisinin yükselişiyle birlikte ABD’nin bölgedeki etkisi azalmaktadır. Ayrıca Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerde ABD askerlerini istememe sesleri yükselmekte, bütün bu gelişmeye karşı ABD’nin Asya politikasında yeniden yapılanmaya gitmesi gerekmektedir.(5)

Soğuk Savaş sonrası şekillenen uluslararası konjonktür en çok Çin’e yaramıştır. Çin, ekonomik büyümesine dayanarak askerî modernizasyonuna hız vermiştir. Ekonomik ve askerî gücü ile siyasî güç de kazanmıştır. 30 yıl zarfında Çin’e ciddi bir şekilde karşı koyan güç veya güçler olmamıştır. Çin artık yükselmekte olan bir güç olarak kabul edilmiş durumdadır. Özellikle ABD, önce Çin’i hedefe almış, ancak 11 Eylül Saldırıları ve Irak Savaşı kendi gücünü yıpratmaya yol açmakla birlikte bölgesel ve küresel konularda Çin’e ihtiyaç duymaya başlamıştır. ABD’de artık G2 (Group of Two) ve Chimerica (China and American) konuları konuşulmaktadır. Yani ekonomik işbirliği için yaratılmış bu kavramlar, dünyanın en gelişmiş hegemonik gücü ABD ile dünyanın en büyük gelişmekte olan gücü Çin’in birlikte dünyayı yönetmesi anlamını da çıkarmaktadır. Geleceğe yönelik Çin’in konumu önemli olacaktır ve ABD’nin şimdiden ikili ilişkilerini belli bir politika üzerinden inşa etmesi zorunlu hale gelmektedir. Başkan Obama kendi yeni imajı ile bu ilişkilerine katkıda bulunabilir, ancak iki ülke arasındaki uyumlu olmayan çıkar ilişkileri Obama’nın başarısını gölgede bırakabilmektedir.

Başkan Obama’nın Çin Ziyareti Değerlendirmesi

Başkan Obama’nın Çin ziyaretinin en önemli aşaması 17 Kasım’daki Çin lideri Hu Jintao ile görüşmesidir. 2.5 saatlik uzun görüşme sonrası iki başkan sadece basına açıklama yapmış ve gazetecilerin soru sormasına izin vermemiştir. Bu da iki başkanın ilgili konular üzerinde uzlaşmaya varamadığı işaretini vermektedir. İki liderin görüştükleri konular üzerindeki uzlaşmaları da bir temenni ifadesi idi,(6) ifadelerinde de farklı olarak kendi yorumlarını beyan etmişlerdi. Başkan Obama, Asya gezisinde alçak gönüllü tavrını sergilemişse de ABD-Çin ilişkilerinde artık eskisi gibi ABD’nin her konuda dominant etki yarattığı dönemin geride kalmaya başladığı görülmektedir.

Başkan Obama’nın 16 Kasım’da Şanghay’daki Çinli öğrencilerle buluştuğu konuşmasında ikili ticaret ilişkilerini anlatırken, iki ülkenin diplomatik ilişkilerini tesis ettiği 1979’dan bugüne kadar iki tarafın ticaret hacmi 5 milyardan 400 milyar dolara yükseldiğini dile getirmişti. “30 yıldan bu yana iki ülke ilişkileri birtakım engel ve darbe (setbacks and challenges) almıştır. İlişkimizde anlaşmazlık ve zorluklar yaşanmamış değil, ancak hasım olmamız kader de değildir. Bizim işbirliğimizden dolayı ABD-Çin daha müreffeh ve daha güvenli hâle gelmiştir. Karşılıklı çıkarlar ve karşılıklı saygı üzerine ilişkilerimiz sürdüğü sürece olumlu netice almak mümkündür.” Obama’ya göre, ABD ve Çin’in işbirliği yapması dünyanın çıkarınadır.(7) Başkan Obama’nın abartılı olmayan ifadesi hem Çin ile olan ilişkilerinin kolay olmadığını ve bu ikili ilişkilerin dünyayı da etkileyeceğini vurgulamaktadır. ABD’nin eski başkanı Theodore Roosevelt 1905 yılında Çin ile olacak ilişkilerinin öneminin altını çizmişti: “Bizim geleceğimiz Atlantik ötesindeki Avrupa değil, daha çok Pasifik ötesindeki Çin’e olan tutumuza bağlıdır.”(8) Yani Başkan Roosevelt’in yüz yıl öncesindeki öngörürüsünü bugün ABD lideri gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Çin ekonomik lokomotifinin liderliğinde Asya bölgesi hem ekonomik hem de siyasî güç kazanmıştır, günümüzdeki hegemonik güç olan Washington’ın bunu anlamaması mümkün değildir. Başkan Obama’nın ABD’yi bir Pasifik ülkesi, kendisini de Pasifik ülke lideri olarak tanımlaması bu anlamı taşıyor olabilir. Çünkü ABD kendisinin bölgeden uzaklaştırılmasından endişelidir.(9) Bu nedenle ABD Asya’ya geri dönüş yapmaya çalışmaktadır.(10)

Ancak ABD’nin Çin ile ilişkilerini geliştirmesi kolay değildi. ABD-Çin arasındaki en önemli ilişkiler ekonomi ve ticarete dayanmaktadır. Çin tarafı da Çin-ABD ekonomi-ticaret ilişkilerinin iki ülke hatta dünya ekonomisine zarar vereceğini kabul etmekte ve buna yönelik aşamalı olarak tedbirler alacağını belirtmektedir. Ancak, ikili ticaret açığının sebebinin Çin parası yuanın değerinin düşük tutulması olmadığını, önce ABD’nin ekonomik krizine çare bulması ve kendi finans açığı sorununa çözüm getirmesi gerektiğini ifade etmektedir. Böylece “dolar kurunun istikrarını sağlamış olacaktır, Çin ve dünya için de yararlı olacaktır”.(11) Çin tarafı, ikili ekonomi-ticaret ilişkilerine ABD’nin ticari korumacılığının zarar verdiğini her fırsatta dile getirmektedir. Çin Ticaret Bakanlığı’na göre ikili ticareti engelleyen sebeplerden biri de ABD’nin Çin’e yönelik ileri teknoloji ürünlerine getirdiği yasaktır. Çin’in ileri teknoloji ürünlerinden askerî alanında istifade edebileceğini düşünen ABD, 1979 yılından bu yana bazı yasaklar getirerek Çin’e ambargo uygulamıştı. Özellikle 1989 yılında Tian-an Men olayı sonrası bu tür ambargolar daha da sıkılaşmıştır. Bu konuda Washington kendine müttefik olan Avrupa ülkeleri ve İsrail’i de uyarmaktadır. Buna rağmen Çin, yeterli teknolojiyi elde etmeye devam etmiştir. Çin tarafının yaşanan ekonomik krizden yararlanarak ABD’nin ambargosunu delmek istediği açıktır. Bir anlamda ABD teknoloji ambargosunu kaldırmadıkça ikili ekonomi-ticaret ilişkileri düzelmeyecektir. Daha önce ABD kendi müttefiki olan Japonya ile arasında yaşanan dengesiz ekonomi-ticaret ilişkilerini de düzeltememişti. Çin, kendi milli çıkarlarını ilgilendiren ülkelere bazı imtiyaz sağlayarak ekonomi-ticaret ilişkilerinin düze çıkmasına yönelik çareler bulmaktadır, ancak ABD ile yaşanan benzer sorunlarda söz konusu imtiyazın sağlanacağı meçhuldür.

ABD’nin aleyhine gelişen ikili ekonomi-ticaret ilişkileri ve dengesiz durumu hakkındaki tespit ve bakışları farklı olduğu gibi, ABD’nin Çin’e yönelik aldığı tedbirlere karşı çıkmaktadır. Örneğin Eylül’de ABD, Çin’in araba lastiğine yönelik kota koymakla Çin’in ABD ihracatını engellerken, Çin de ABD’nin Çin’e araba ihracatına karşı antidampin vergisi koymakla karşı çıkmıştı.(12) Başkan Obama’nın Çin ziyareti sırasında Çin Ticaret Bakanlığı, ABD’nin bir an önce ilgili yasaları değiştirerek Çin’e yönelik bazı tedbirleri kaldırmasını ve kaldırma tarihini belirlemesini istemiştir.(13) ABD’nin karşısında artık ABD’nin koyduğu kurala göre oyun oynayan bir Çin yoktur, artık kurala müdahale edebilecek durumdaki bir Çin mevcuttur.

Diğer küresel iklim meselesi ve İran ve Kuzey Kore nükleer sorunu gibi küresel çaptaki işbirliği ilişkileri de sadece söz vermekle sonuçlanmaktadır. Başkan Obama, küresel iklim değişikliği alanında yeni adımlar atma konusunda da Çin lideri Hu Jintao ile anlaştıklarını beyan etmişti. Obama, “Kopenhag Zirvesi’nin başarısı için işbirliği yapma konusunda anlaştığını ve hedefin kısmî bir karar ya da siyasi bir düzenleme değil, tam aksine, acil işlevselliği olan sonuçlar olarak belirtmişti.(14) ABD en çok enerji tüketen ve küresel kirliliği en çok yaratan ülkedir, Çin ise nüfusunun kalabalık olması nedeniyle ABD ile aynı durumdadır. Bu iki ülke küresel iklim değişikliği ve kirliliğe yönelik ancak radikal bir kararla Aralık 2009’da yapılacak Kopenhag Zirvesi’nin beklentisini karşılayabilmektedir. Ancak, her kes tarafından bilindiği gibi şu anda ABD ve Çin’in bu konuda radikal karar alması güçtür.

ABD’nin küresel politikasında en çok enerji sarf ettiği sorun ise Kuzey Kore ve İran nükleer problemidir. Başkan Obama, Asya gezisinde özellikle Çin ziyareti sırasında işbirliği arayışı içindeydi.(15) Hatta Afganistan sorunu konusunda da Çin’in desteğini beklemektedir. (16) İlginç bir durum ise Asya’daki ABD düşmanı (İran, Kuzey Kore Myanmar-Burma gibi), Çin’in dostu oluyor. Bu durum Çin’in ABD ile bölgesel siyasî ve güvenlik konularındaki müzakere kozunu da güçlendirmektedir. İran ve Kuzey Kore nükleer sorunu ile ilgili Çin, her zamanki gibi nükleer silahların yayılmasına karşı, ancak sorunları diyalog yoluyla çözümlenmesi gerektiğini tekrarlamaktadır.

Çin ile Kuzey Kore arasında müttefik ilişkileri vardır, dışa karşı birbirlerini destekleme gibi sorumlulukları vardır. Buna rağmen Pekin, Kore Yarımadası’nın istikrarını ve dolaysıyla kendi kuzeydoğu sınır bölgesinin güvenliğini istemektedir. 1950 yılındaki Kore Savaşı’na girmesinin temel nedeni de bu güvenlik kaygısı idi. Çin, bu çıkarlar üzerinde Kuzey Kore nükleer sorununu çözmek istemekte, yani Kuzey Kore’ye baskı yapmadan aşamalı çözüm getirmeye çalışmaktadır. ABD ise Kuzey Kore’nin müttefik olan Güney Kore ve Japonya’nın güvenliğini tehdit etmekte ve dolayısıyla Kuzeydoğu Asya’nın istikrarına da zarar vermektedir. Üstelik Kuzey Kore füzelerinin artık ABD topraklarına ulaşması ABD için yakın tehdit de oluşturmaktadır. ABD bir an önce Kuzey Kore nükleer sorununu sonuca bağlamak istiyor. Ancak Çin ile hatta diğer Kuzey Kore ile komşu olan Rusya ve Güney Kore’nin konuyla ilgili çıkarları uyuşmadığı için Pyong Yang yönetimine karşı ortak tutumu şekillendirememektedir. Ayrıca Kuzey Kore yönetimi ABD-Çin arasında etkileyici oyunları oynamakla iki gücün arasında güvenlik anlamında dengeli alan yaratmaktadır. 20 milyon nüfusu olan ancak 1.2 milyonluk orduya sahip olan fakir ülkesi Kuzey Kore, nükleer gücü ve uzun menzilli füzesiyle kolay zapt edebilecek bir ülke değildir. Yani Çin de Kuzey Kore üzerinde fazla baskı yapamaz. Keza Çin’in İran üzerinde de bir etkisi söz konusu değildir.

Çin-İran ilişkileri ülke menfaatleri üzerine kurulmuştu. Çin 1993 yılından itibaren petrol ve doğalgaz gibi enerji konusunda dışa bağımlı hâle gelmişti. Bugün dışa bağımlılığı yüzde 50’ye yakındır. Giderek büyümeye başlayan Çin’in büyük miktarda enerji gibi stratejik ham maddelere ihtiyaç duymaktadır. İran gibi stratejik ham maddelere sahip olan bir ülke doğal olarak Çin’in diplomasi ilişkilerinin hedefindedir. Çin, İran’ı Şanghay İşbirliği Örgütü platformuna kabul ederek İran’ın Orta Asya’da etkisini tesis etmesine imkân sağlamıştı. Daha önce Doğu Türkistan’a kimseyi sokmazken, İran liderleri bölgeyi ziyaret edebiliyordu. Çin-İran arasında büyük miktarda enerji anlaşması vardır, bu nedenle İran’ın uluslararası baskısına karşı Çin’in bir miktar sorumluluğunu göstermesi gerekmektedir. Yani İran’ın nükleer sorunu konusunda ABD-Çin işbirliğinin etkin olamayacağı açıktır.

Başkan Hu Jintao, ikili görüşmesini aktif, işbirliği ve kapsamlı olarak nitelemişse de ikili ilişkilerine reel bir katkısı pek yoktur, geleceğe yönelik ikili ilişkileri için sembolik rolü vardır. ABD-Çin ilişkilerinin uluslararası ekonomik ve siyasî dengeleri etkileyebilecek duruma geldiği bir gerçektir. Geleceğe yönelik ikili ilişkilerin giderek önem kazanacağı da açıktır. Kendi bölgesinde başat konuma gelen Çin ile ilişkilerini geliştirmek eskisi gibi kolay olmayacaktır. Bu bağlamda, Başkan Obama’nın ikili ilişkilerini “ortak” aynı zamanda “rakip” olarak tanımlaması sadece ekonomi-ticaret ilişkileri için değil, aslında siyasî, ekonomik, güvenlik ve askerî alanı kapsayan bir tanım olmuştur. Belki de değer ve ideoloji alanında da aynı şekilde değerlendirmek mümkündür.(17)

 
(Doç. Dr. Erkin Ekrem, Asya - Pasifik Masası, Kıdemli Araştırmacı)

 



[1] Ding Xinghao, “Basis for a Constructive Strategic Partnership Between China and the United States”, Peter H. Koehn, Yushuo Zheng, The Outlook for U.S.-China Relations Following the 1997-1998 Summits: Chinese and American Perspectives on Security, Trade and Cultural Exchange (Hong Kong : Chinese University Press, 1999), pp. 157-168; David M. Lampton, Same bed, different dreams: managing U.S.-China relations, 1989-2000? (Berkeley: University of California Press,2001),  pp. 358-359; Avery Goldstein, Rising to the Challenge: China’s Grand Strategy and International Security (2008),  pp. 146-159.

[2] Simon Denyer and Caren Bohan, “Obama: strains unless US,China balance growth”, Reuters,< http://www.reuters.com/article/latestCrisis/idUSN09283920>, November 9, 2009 8:49pm EST; Patricia Zengerle, “Obama to visit Asia as domestic issues smolder”, Reuters, < http://ca.reuters.com/article/topNews/idCATRE5A90WC20091110?pageNumber=3&virtualBrandChannel=0>, November 10, 2009 1:09am EST; Patricia Zengerle, “Obama to visit Asia as issues smolder back home”, Reuters, < http://www.reuters.com/article/latestCrisis/idUSN09285486>, November 10, 2009 1:00am EST.

[3] Patrick Barta, “U.S. Remains Committed to Trade, Top Official Says”, The Wall Street Journal, page A9,




ASYA - PASİFİK KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29

SDE'de "Köpükler ve Para Politikası" başlıklı seminer gerçekleştirildi...
17.12.2011 14:55:26


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya