Obama’nın Irak’daki Veto Sıkıntısı
Irak Seçim Kanunu’nun veto edilişi, ABD Yönetiminde, bu kanunun Irak Parlamentosu’nda kabul edilmesini izleyen memnuniyet dalgalarının önüne bir set çekmiş görüntüsü vermektedir.
ABD’nin 2003 yılındaki silahlı müdahale ve işgali sonrasında, yaklaşık 4 milyon Iraklının yurt dışına göç ettiği sanılmaktadır. Bu 4 milyon Iraklı Arap’ın büyük bir ekseriyetini Sünni Araplar oluşturmaktadır.
Irak Parlamentosu’nca kabul edilen yeni Irak Seçim Kanunu, yapılacak genel seçimlerin, Anayasaya da uygun şekilde, 18-23 Ocak 2010 tarihlerinde yapılmasını öngörmektedir. Anayasa hükümleri, seçimlerin, ne olursa olsun Ocak ayı sonundan önce yapılmasını amirdir.
Yeni kanunun 1. maddesinde, ülke dışına göç eden kişilerin, Parlamentodaki temsil oranları yüzde 5 olarak saptanmış bulunmaktadır.
Kanunun bu maddesini veto eden ve Yönetimdeki iki Cumhurbaşkanı Yardımcısından Sünnilerin temsilcisi olarak seçilmiş bulunan Tarik el Haşimi, yüzde 5 oranının yüzde 15’e çıkartılmasını talep etmektedir. Bunun dışında, adı geçen, kanunun geneline herhangi bir itirazda bulunmadığını ve sadece bu madde hükmünün Parlamentoda tek oturumda değiştirilmesinin mümkün olduğuna inandığını açıklamış bulunmaktadır. Aksi halde, Haşimi’nin, seçimlerin ertelenmesi gibi bir talebi yoktur.
Obama yönetimi açısından, seçimlerin planlandığı tarihte yapılması, 31 Ağustos 2010 tarihine kadar tümüyle geri çekilmek istenen, Irak’daki muharip Amerikan gücünün durumu açısından yaşamsal önem taşımaktadır. Zira, Amerikan muharip gücünün çekilmesini müteakip geri kalan kuvvetlerin de 2011 yılı sonuna kadar çekilme işleminin bitirilmesi planlanmış bulunmaktadır.
Amerikan yönetimi adına bir açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ian Kelly, son gelişmeyi “düş kırıklığı yaratıcı” olarak tanımlamış ve Parlamentodaki Iraklı liderlerin, ortaya konan endişeleri bir an önce giderecek tarzda harekete geçerek gereğini yapmalarını beklediklerini ifade etmiştir.
Bu arada Irak’ın kuzeyindeki Kürtler, fırsatını bulmuşken pastadan en büyük payı alabilmeleri yolunda engel oluşturan konuları bahane ederek, genel seçimleri tümüyle boykot edecekleri gibi bir tehdidi, resmen olmasa bile, uluslararası medya yolu ile ortaya koyma çabasındadır.
Böyle bir tehdidin Amerikan Yönetimi tarafından kabul edilemez bulunacağı ve yaptıkları tüm planları altüst edeceği açıktır. Buna göre, Amerikan Yönetiminin kuzeydeki Kürtler üzerinde, bugüne kadar göstermedikleri ölçüde, bir tepki ortaya koyarak baskıda bulunmalarını beklemek yanlış olmayacaktır.
(Büyükelçi(E) Nüzhet Kandemir, ABD Masası)