Bu saldırıların El-Kaide unsurlarınca yapıldığı bilinmekle birlikte kimin tarafından yönlendirildiğine dair şaibeler sürmektedir. Gerçek olan o dur ki seçimlerin yapılmasına kadarki süre içerisinde bu şiddet olaylarında artış olması beklenmektedir. Dolayısıyla bu patlamalarla bir şekilde hedeflenen şiddetin körüklenmesinin önüne geçilmesi ve mezhepler arası ihtilafa yeniden düşülmemesi için seçimlerin zamanlıca yapılması ve ülkenin demokrasi yolundaki çabalarının desteklenmesi büyük önem taşımaktaydı. İkinci ana öncelik ise Irak’ta halkın büyük ihtiyaç içinde olduğu temel hizmetlerin karşılanması için mezhep veya etnik temele dayanmaksızın partilerin siyasi programları etrafında şekillenecek koalisyonların kurulması ve böylece Irak’ın istikrarına katki sağlanması yönündedir. Dolayısıyla geleneksel olarak her gruba eşit mesafede durma yaklaşımını koruyan Türk diplomasisi seçimler bağlamında halkın ihtiyaçlarına cevap verebilecek siyasi programları uygulayacak mezhepler ötesi oluşumlara destek olma anlayışına destek vermiştir.
Burada Türkiye’nin İran’dan uzaklaştığı husus, İran’in öncelikle bir Şii koalisyonu örgütleyerek bir siklet merkezi oluşturulması, bu merkezin etrafında da diğer unsurların bu koalisyonu desteklemek üzere toplanmasını öngören bir anlayış benimsemesidir. Bu çerçevede İran Irak İslam Yüksek Konseyi ile Sadr grubu ve Fazilet partisinın biraya getirilmesine önemli destek vermiştir. Bunun dışında Başbakan Nuri el Maliki’nin Dava Partisinin kurmuş olduğu Kanun Devleti Ittifakı’nın bu Şii itilafına katılması için önemli baski uygulamıştır. Ancak anlaşılan o ki, Maliki’nin başta seçim sonrasında başbakanlığın kendi uhtesinde kalması uzerinde ısrar etmesi ve bu itilafa katılmasına ilişkin ağir şartlar ileri sürmesi sebebiyle halihazırda İran’nın arzuladığı bu birleşme gerçekleşmemiş görünmektedir. Bazı siyasi uzmanlara göre koalisyonların
Irak Yüksek Seçim Kurulu’na kayıt olmaları için tahsis edilen sürenin son saatlerine kadar bile bu ihtimal küçük de olsa yine de mevcuttur.
Mahalli seçimlerden daha ulusalcı yaklaşımı sayesinde önemli oy artışı ile ve güvenlik alanında önemli başarılar kaydetmiş bir isim olarak çıkan Maliki’nin yukarıda belirttiğimiz saldırılara karşı gerekli etkinliği gösterememiş olması ve halkın acil olarak ihtiyaç duyduğu hizmetleri belediye başkanlığı kazandığı bölgelerde dahi gerektiği ölçüde yerine getirememiş olması gibi nedenlerle oy kaybına uğraması bazı siyasi çevrelerde artarak dile getirilmektedir.
Mahalli seçimlerin sonuçlarına bakıldığı zaman ülkedeki siyasi kültürün uzlaşıcı bir diyaloğu benimsemesi için birleştirici bir “Irakli” kimliğinin desteklenmesi, halk nezdinde ortak değerlerin vurgulanması, ve insani ihtiyaçları karşılayabilecek bir politikanın üretilmesi önem taşımaktadır. Irak seçmeni böyle bir siyaset ortamına hasret duyduğunu belli etmiştir. Genel seçimlerden çıkacak sonuç bu havadan soluklanacaktır. Seçimler öncesindeki dönemde hakim olan siyasi iklimde bir çok siyasi grup, Sadristler dahil olmak üzere, geçmişteki sert söylemlerini daha ılımlı kılarak, halkın temel sosyal ve ekonomik taleplerine hassas davranabileceklerini adeta kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Mezhepsel politikayı tercih eden siyasi gruplar bir dönüşüm hevesi sergiliyorlar. Ancak bu yaklaşımın ne kadar kalıcı olacağı konusunda bir tahminde bulunmak için henüz erkendir. Şu bir gerçektir ki ulusal uzlaşı için zeminin oluşturulması ve etnik-mezhepsel çatışmadan arınmış devlet yapılarını inşa edebilmek için Irak’ın önünde uzun soluklu bir süreç vardır.
Şii itilafın içindeki Irak İslam Yüksek Konseyi ve Sadr grubunun mahalli seçimlerindeki hatalarından ders almış olarak bu seçimlere girmesi ve açık liste esasına göre yapılacak bu seçimlerde belirleyeceği adaylarla kaybetmiş olduğu oy oranını nispeten telafi etmesi beklenir. Nitekim partisinin adaylarını belirlemek üzere tek ön seçim yapan grup Sadr grubudur. Yani Sadr grubu parti içi demokrasi yolunda da önemli bir adım atmıştır.
Bu noktada mezhepsel Şii anlayısının dışında kalan bir oluşum başkanlığını eski başbakan Iyad Allawi’nin yaptığı ve Irak Ulusal Diyalog Cephesi baskani Salih Mutlak, Hadba Topluluğu başkanı Usame Nuceyfi, Irak İslam Partisi kurucularından cumhurbaşkan yardımcısı Tarık el-Haşimi, Irak İslam Partisinden ayrılan başbakan yardımcı Rafi El Isawi, ve Irak Turkmen Cephesinden oluşan Irakiyye koalisyonu yani Irak Milli Hareketidir. Bu koalisyonun Şii ve Sunnileri içinde barındırdıği görünmektedir.
Türkmenler açısından bakıldığında, eğer seçim yasası kapalı listeyi benimsemiş olsaydi daha fazla ITC adayının kazanabileceği düşünülüyordu. Neticede açik listede karar kılındığı için Türkmenlerin sadece ITC bağlantısına bakmaksızin halkın oy vereceği liderlik vasfına sahip Şii ve Sunni Türkmen isimlerin belirlenmesine çalıştıkları görülmektedir. Öte yandan Türkmenler oy kaybını önleyebilmek için koalisyonlara iştirak suretiyle seçimlere katılma stratejisini benimsemiş bulunmaktadırlar. Milli bakiyeden ayrılacak sandalye sayısı toplam sandalye sayısının %5i olan 16 sandalyeden eski seçim kanunundaki gibi toplam sandalye sayısının %15ine çıkartıldığı taktirde daha fazla Türkmen adayın kontenjandan yerleştirilebileceğinin hesabını yapmaktadırlar.
Kürtler de bu yeni yasanın açık liste olarak düzenlenmesinin yanısıra milli bakiyeden verilecek sandalye sayısının 16 ile sınırlı kalmasından-- ki bu 16 sandalyenin 8 tanesi Hıristiyanlar dahil, yasal düzenlemeyle çesitli azınlıklara dağıtılmış durumdadır --ve sadece geriye bütün partilere dağıtılması beklenen 8 sandalyelik kontenjandan kendi paylarına en fazla bir veya iki sandalye düsecek olmasından hoşnut değillerdir. Nitekim bir önceki seçim yasasında 275 olan toplam sandalye sayısina rağmen ayrılan kontenjan 30 sandalyeydi. Şimdi Cumhurbaşkan Yardımcısı Haşimi’nin de desteğiyle mecliste milli kontenjan sayısının asgari 2005 seviyesi olan 30, hatta mümkünse 2005teki %15lik oranı uygulamak suretiyle, yaklaşık 45 sandalyeye çikartılması uzerinde uzlaşı sağlanması için çalışıldığı anlaşılmaktadır. Kürtler de bu değişikliğin yapılmasına taraftardırlar. Ayrıca gıda karnelerine göre belirlenmiş seçmen kütüklerinin gerçek seçmen adedini yansıtmadığını ileri sürerek bu adaletsizlik duzeltilmediği taktirde seçimleri boykot dahi edebileceklerini açiklamişlardir. Esas sıkıntıları eski seçim kanununa göre yapılan seçimleri Sünni Arapların da boykot etmeleri neticesinde 275 sandalyeli Meclis’te 54 sandalyeye sahip iken şimdi 323 sandalyeli Mecliste yine 50 cıvarında sandalyeye sahip olacak olmakla ağırlıklarının göreceli olarak azalacağıdır.
Netice itibariyle seçim yasasıyla ilgili tartışmalarin üçlü başkanlık konseyinin tamamının onay vereceği tarihe, yani 19 Kasım’a, kadar durulmayacak gibi görünmekteydi. Nitekim cumhurbaşkanı Celal Talabani ve yardımcılarından Adil Abdülmehdi yasayı onaylamış olmalarına rağmen, 18 Kasim’da Haşimi yasaya ilişkin tutumunu ortaya koyarak birinci maddesine itirazını sebep göstererek veto etti. Yasayı mevcut haliyle imzalar veya imza koymadan bıraksayda seçim yasası kabul edilmiş olacaktı. Düne kadar zayıf görünen veto ihtimalinin sürpriz bir şekilde hayata geçmesiyle beraber şu anda gözler yasanın meclise geri gönderilmesi halinde parti gruplarının ortaya atabilecekleri yeni taleplerin seçim sürecini nasıl etkileyeceği üzerine çevrilmiş durumdadır. Haşimi yurtdışında yaşayan ve önemli oranda Sunni Arap seçmeninden oluşan Iraklılar için mecliste ayrılan sandalye sayısının yeterli olmadığını ve 8 Kasım’da onaylanan haliyle yasanın adil bir temsiliyet sağlamaktan uzak olduğunu savunarak veto kararını açıklamış bulunyor. Haşimi’nin vetosuna neden olan hususların yasanın yeniden mecliste görüşülmesi yerine mevcut yasa uyarınca Yüksek Seçim Kurulu’nun getirebileceği idari önlemlerle aşılmasının mümkün olup olmadığı da değerlendirilen hususlar arasında bulunuyor. Dün yaşanan bir diğer gelişme Federal Mahkemenin sözkonusu vetonun geçerli olmadığına dair verdiği karar oldu. Ancak bu kararın Meclis üzerinde bağlayıcı olmadığı da Meclis Başkanı tarafından açıklandı. Mevcut durumda seçimlerin en erken Şubat’ta gerçekleştirilebileceği kesinleşmiş bulunuyor. Haşimi’nin seçim sürecini akamete uğratmamak için adaletsiz bulduğu sandalye dağılımına bazı düzeltmeler yapıldığı takdirde kararını yeniden gözden geçirebileceği ileri sürülmektedir. Zira Haşimi’nin seçimlerin ertelenmesi ihtimalinin dahi ülkede doğuracağı istikrarsızlık ve hatta güven bunalımından kendisinin sorumlu tutulmasından çekineceği ve seçim yasasının tümünün baştan tartışmaya açılmasına fırsat vermeden en azından Şubat 2010’da seçimlerin gerçeklesmesini güvence altına alabilecek bir çözüm arayışına yönelme ihtimalinin mevcut olduğunu göz ardı etmemek gerekir.
Mevcut koalisyonlara bakıldığında Şii Itilafi Bloku, Kanun Devleti, Irak Milli Hareketi ve Kürt partilerinin %20-25 oranında alacakları oylarlarla tek başlarına başbakanın seçilmesini sağlayamayacakları, dolayısıyla başbakanın ancak ulusal uzlasıyla ya da dört koalisyondan üçünün uzlaşmasıyla belirlenebileceği şimdi genel kabul gören değerlendirmedir. Şüphesiz koalisyonların seçim kampanyaları sırasındaki performansları durumu değiştirebilir. Ayrıca seçime doğru oluşan koalisyonların seçim sonrasında aynı parti kompozisyonlarını korumayıp seçim sonrası yeni ittifaklar oluşturabilecekleri de önemli bir olasılıktır.
(Burcu ÖZÇELİK, Ortadoğu Uzmanı )