ABD Başkanı Barack Obama çıktığı Asya turu çerçevesinde Japonya ve Singapur’un ardından 15 Kasım’da Çin’e geçti. Başkanlık görevine geldiğinden beri ilk kez Çin’i ziyaret eden Obama’nın ziyaretinin ilk durağı Şanghay’da Bilim ve Teknoloji Müzesi oldu.
Burada öğrencilere hitaben yaptığı konuşmada Obama, Çin ile aralarında “olumlu, kapsamlı ve yapıcı” ilişkiler olduğunu, ayrıca ABD-Çin ilişkilerinin olumlu yönde seyretmesinin iklim değişikliği, temiz enerjinin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma gibi küresel sorunlar ile nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve barışın sağlanması gibi güvenlik sorunlarına da çözüm kapısını açtığını ifade etti. Ayrıca Obama bazı küresel sorunların ABD-Çin işbirliği olmadan çözülemeyeceğini de ekledi. (Tıkla–1) İki ülkenin düşman olmadığını vurgulayan Obama, iki ülke işbirliğinin dünyanın çıkarına olduğunu belirtti. Tayvan sorunu konusunda “Tek Çin” politikası izlediklerini söyleyen Obama, Tayvan Boğazı’nın iki yakası arasındaki ilişkilerde gelişme kaydedilmesinden mutluluk duyduklarını da belirtti ancak ABD’nin Tayvan’a silah satmasıyla ilgili bir soruya cevap vermedi. Bunların yanısıra Obama Çin’in yükselişini önlemeye çalışmadıklarını ve iki ülke arasındaki ticaretin de dengeli olması gerektiğini vurguladı. Amerikan tarafının verilerine göre, iki ülke arasındaki ticarette ABD’nin verdiği açık 22,1 milyar seviyesine gelmiş olup, bu rakam Kasım 2008’den bu yana ulaşılan en yüksek miktardır. (Tıkla–2) Çin lideri Hu Jintao da iki ülkenin birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duyma şeklindeki temel ilkeleri teyit ettiğini ve bu ilkelerin hiçbir şekilde baltalanmasını desteklemediğini belirti. Ayrıca, Obama ve Hu Jintao İran ve Kuzey Kore nükleer meseleleri konusunda da birlikte hareket edeceklerini ifade ettiler. (Tıkla–3)
Diğer taraftan, ABD-Çin ilişkilerinin aslında iki liderin açıklamalarındaki gibi çok da samimi bir içeriğe sahip olmadığı bilinmektedir. Çünkü ABD ve Çin önemli seviyedeki ekonomik ve ticari ilişkilerinin ötesinde, Avrasya coğrafyası bağlamında sürekli birbirlerinden tehdit algılayan iki ülke olup, Avrasya dışında Afrika ve Orta Doğu’da da deklare edilmemiş bir mücadele içindedirler. Nitekim Rusya ve Çin’in öncülüğünde başlatılıp çeşitli Orta Asya ülkelerini de kapsayan Şanghay İşbirliği Örgütü’nün ABD’nin bölgedeki etkisini, nüfuzunu sınırlamayı ve bölgede tek kutupluluğu önleyip, çok kutupluluğu sağlamayı hedeflediği ve bunu da neredeyse her zirve sonunda yüksek sesle dillendirdiği bilinmektedir. Bunun yanısıra ABD’nin Tayvan konusundaki politikasının Çin’i tatmin edecek şekilde olmaması hatta Çin’in lehine bir politikasının olmaması da iki ülke ilişkileri açısından önemlidir. Zira ABD’nin Tayvan’daki ayrılıkçıları desteklerken “Tek Çin” politikasını benimsediğinden bahsetmesi de oldukça ilginçtir. Dolayısıyla bölgede gerek ABD’nin gerekse Çin’in açıktan açığa mücadele yerine, işbirliği adı altında bir rekabeti benimsediklerinden de bahsedilebilir. Bu bağlamda iki ülkenin mevcut gerçekler ve ileriye dönük hedefler kapsamında daha rasyonel bir aktör tavrı sergileyip, pragmatist bir politika izleme arzusunda olduklarını söyleyebiliriz. Fakat konjonktürel ortam bağlamında iki ülke ilişkilerinin mevcut tehdit algılamaları çerçevesinde farklı bir boyuta taşınması da uzak bir ihtimal değildir.
(Fahriye Keskin, Asistan)