ENGLISH
30.07.2010
Ana Sayfa » Siyaset Sosyolojisi ve PsikolojisiGeri Dön «

Türkiye’nin Dindarlık Profili

18.11.2009 13:18:00

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türkiye 2009’da; 1991 ve 1998’de ISSP üyesi ülkeleri arasında yapılan araştırmalarla karşılaştırıldığında ilk sırayı alarak en dindar ülke oldu. Bununla birlikte katılımcıların yüzde 89'unun, ”kendi inanışlarında olmayan dinlere saygı gösterilmesi” gerektiğini savunması ise Türk toplumunun hoşgörüsüzleştiği şeklinde eleştirilerine karşı önemli bir cevap oluşturuyor.

Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ve Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu'nun İstanbul Politikalar Merkezi tarafından, Uluslararası Sosyal Saha Araştırmalar Programı (International Social Survey Program-ISSP) kapsamında hazırladığı "Türkiye'de Dindarlık - Uluslararası Bir Karşılaştırma" başlıklı araştırma rapor sonuçları açıklandı. (Tıkla-1)

2008-2009 yıllarını kapsayan ve Türkiye İstatistik Kurumu verileri kullanılarak, örnekleme yöntemiyle yapılan araştırmanın; alan araştırması 2008 Kasım ayı ile 2009 Mart ayları arasında 53 ilde gerçekleştirildi. Bu illerde belirlenen bin 453 hanede bulunan 18 yaş üstü bireylere sorular soruldu. Soruların büyük kısmı ‘Uluslararası Sosyal Araştırma Programı’ çerçevesinde gerçekleştirilen ‘Dindarlık’ araştırması kapsamında yöneltildi.

ISSP'nin uluslararası konjonktürde dindarlığın araştırılması amacıyla 43 ülkede de aynı soruları yönelttiği kaydedildi. Araştırma yapılan birçok ülkedeki verilerin raporlanması sürecinin henüz tamamlanmadığı, bu nedenle de Türkiye'deki veri sonuçlarının ISSP'nin 1998 yılında aynı konuda yaptığı dünya sonuçlarıyla kıyaslamasının yapıldığı ifade edildi.

Bulgular, 1998’de ISSP kapsamında yapılan ve 45 ülkeyi kapsayan dünya dindarlık verileriyle de karşılaştırıldı.  Ayrıca ibadet serbestliği, dindarlara ve laiklere baskı gibi konulardaki istatistikler de son 10 yılın rakamlarıyla kıyaslandı.

Türkiye 2009’da; 1991 ve 1998’de ISSP üyesi ülkeleri arasında yapılan araştırmalarla karşılaştırıldığında ilk sırayı alarak en dindar ülke oldu.


Araştırma sonuçları ise şöyle:

Katılımcılara Allah inancı ve dindarlık ile ilgili sorular yöneltildiğinde yüzde 95'i, “Hiç şüphe duymadan Allah'a inandığını” belirtti. Katılımcıların yüzde 16'sı “Kendisini son derece dindar olarak” görüyor. Yüzde 39'u “Oldukça dindarım” derken, yüzde 32'si “Biraz dindarım” yanıtını verdi. “Hiç dindar değilim” diyenlerin oranı ise yüzde 2.
Katılımcıların yüzde 95'i Allah'a olan inancını küçük yaşta edindiğini bildirdi. Allah'ın tasavvuru hakkındaki inanç incelemesinde ise “Allah tasavvurunun, baskıcı, cezalandıran, yargılayıcı ve otoriter bir babadan çok sevecen, destekleyen, esirgeyen, hayatı kolaylaştırmaya destek veren bir baba imajına daha yakın” değerlendirmesi öne çıktı.

“Kendinizi ne derece dindar bir kişi olarak görüyorsunuz?” sorusuna cevap verenlerin yüzde 47'si, “Bir dinin gereklerini yerine getiririm ve kendimi dini değerlere bağlı biri olarak tanımlarım” diye yanıt verdi. Katılımcıların yüzde 4'ü ise “Ne bir dinin gereklerini yerine getiririm ne de kutsal değerlere ilgi duyan birisi olarak kendimi tanımlarım.” dedi.

Katılımcıların yüzde 60'ı “Sadece bir tek din gerçektir” düşüncesine hâkim, “Birçok dinde temel doğrular mevcuttur” diyenlerin oranı yüzde 34.  “Dinler barıştan çok çatışmaya yol açmaktadır” görüşü yüzde 46 oranında. Bu görüşe katılmayanlar ise sadece yüzde 14’de kalıyor.

Araştırmaya göre, giderek dindarlaşıyoruz ama bu dindarlık, diğer dinlere karşı fazla hoşgörülü değil; deneklerin yüzde 84’ü,  ‘Müslümanlara karşı görüşlerim çok olumlu’ derken ‘Hıristiyanlığa karşı  görüşlerim çok olumlu’ diyenlerin oranı sadece yüzde 13, Budistlere yüzde 18, Hindulara yüzde 19, Yahudilerde  ise bu oran yüzde 10’a düşüyor.

Bir diğer sonuca göre de katılımcıların yüzde 89'u ”kendi inanışlarında olmayan dinlere saygı gösterilmesi” gerektiği görüşünde. Ancak, ”Sizden farklı bir dine mensup olan veya hakkındaki görüşleri sizden farklı olan birisinin seçimlerde oy vermeyi düşündüğünüz siyasi partiden aday olmasını kabul eder miydiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 37'si, “kesinlikle kabul etmem”, yüzde 23'ü ''kesinlikle kabul ederim'' yanıtını verdi. “Bu kişilerin kamuya açık toplantılar düzenleyerek görüşlerini açıklamalarına izin verilmeli mi?” şeklindeki soruya yüzde 36’lık kesim kesinlikle karşı, bununla beraber aynı kişilerin görüşlerini açıklayan kitaplar yayınlamalarına da kesinlikle karşı olanların oranı yüzde 33. Yüzde 11 oranında da “Bu kişilerin görüşlerini açıklamalarına mutlaka izin verilmeli” yanıtı alındı.

Katılımcılara sorulan sorulardan bir diğeri ise, “Dini ilkelerinize, akidelerinize uymayan bir kanunun Meclis tarafından kabul edildiğini düşünelim. Bu durumda ne yaparsınız?” sorusuydu. Bu soruya katılımcıların yüzde 35'i, “Kesinlikle kendi dini ilkelerime uygun davranmaya devam ederim” derken, “Kesinlikle kanuna uyarım” diyenlerin oranı yüzde 13 olduğu görüldü.


Araştırmaya katılanların yüzde 92’si ‘Allah var olduğu için hayatın anlamı olduğunu’, yüzde 70’i ‘hayatın anlamını insanın kendisinin verdiğini’ düşünüyor,  yüzde 50'lik bir grup ise ”hayatı değiştirebilmek için yapabileceğimiz çok az şey vardır” görüşüne katılıyor. Bu bakımlardan Türkiye’deki denekler bir ölçüde Katolik nüfusun çok olduğu Şili, Filipinler, Portekiz gibi ülkelerle, yeniden dinin güç kazanmaya başladığı Ortodoks Rusya ve Katolik Slovakya gibi ülkelere yakın gelen bir konumda. Deneklerin sadece yüzde 28’i hayatın akışını kendimizin değiştirebileceğine inanıyor. Kanada, ABD ve Norveç gibi ülkeler karsısında Türkiye hayatın akışını değiştirebilme görüşü açısından neredeyse tamı tamına zıt bir konumda.


Anket sorularını yanıtlayanlardan, “bilimin insanlığa yararlı olup olmadığı ve dine olan inancı aşındırıp aşındırmadığı”na ilişkin soruya da yüzde 50 oranında bir kesim olumlu yanıt verdi.


Türban yasağına ilişkin olarak 1999-2009 yılı arasındaki görüşlere de yer verilen araştırma sonuçları, “devlet memuru kadınlar isterlerse başlarını örtmelerine izin verilmeli” diyenlerin oranı 1999 yılında yüzde 74 iken, bu oranın bu yıl yüzde 69'a gerilediğine yer verildi. Raporda, “Üniversite öğrencisi kızların isterlerse başlarını örtmelerine izin verilmeli” diyenlerin oranının da 1999 yılında yüzde 76 iken 2009'da yüzde 70'e indiği ifade edildi.


“İnsanlar Müslümanlığın gereği olan ibadetlerini serbestçe yerine getirebiliyor mu?” şeklinde ki soruya 1999 yılında “evet” diyenlerin oranı yüzde 65'ten, 2002’de yüzde 63’e düşerken, 2009 yılında yüzde 78'e çıkmış ve “Hayır” diyenlerin oranı ise yüzde 31'den yüzde 19'a gerilemiştir.


“Türkiye'de dindar insanlara baskı yapılıyor mu?” sorusuna da 1999 yılında yüzde 50 “Hayır” diyenlerin oranı 2009 yılında yüzde 71'e, “evet” diyenlerin oranı da yüzde 45'ten yüzde 24'e indi. “Dindar insanlara baskı yapılıyor mu?” sorusuna “Evet” diyenlerin oranı 2002’de yüzde 40’iken, bu oran 2006’da yüzde 17, 2009’da ise yüzde 24 oldu. Yine aynı şekilde Türkiye'de “şeriat düzeni” isteyenlerin oranı ise 1999 yılında yüzde 26'lar düzeyinde iken bugün bu oran yüzde 10'lara düştü.


“Laik kesimden insanlar hayatlarını serbestçe yaşıyor mu?” sorusuna karşılık olarak da 2006 yılında yüzde 79 olan “evet” oranı, 2009 yılında yüzde 86'ya çıkarken, “bugün Türkiye'de laik kesimden insanlara baskı yapılıyor mu?” sorusuna verilen yüzde 83 “Hayır” cevabı yüzde 87'e çıkarken, “Evet” yanıtı da yüzde 8'den 9'a yükseldi.


Araştırma sonucuna göre, “dindar kesime yapılan baskılar” arasında “Türban dayatması” ve “ibadet özgürlüğünün engellenmesi” ön plana çıkarken, “laikler üzerindeki baskı” da ise “ibadet baskısı” ve “ifade özgürlüğünün engellenmesi” dikkat çekiyor.


Katılımcılara yöneltilen sorulardan biri camiye ne sıklıkla gittiklerine ilişkindi. Haftada birden fazla camiye gittiğini söyleyenlerin oranı yüzde 40'a yakın. Kadın katılımcıların yüzde 44'ü erkeklerin yüzde 32'si haftada birden fazla camiye gittiğini belirtti. Hemen hemen hiç camiye gitmediğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 14 civarında. Hiç camiye gitmediğini belirtenlerin yüzde 17'si kadın, yüzde 10'unu erkekler oluşturuyor.


Dini sebeplerle türbe, yatır, adak yeri, cami, kilise gibi kutsal yerleri ne sıklıkta ziyaret ettikleri ile ilgili bir soruya ise katılımcıların yüzde 36'sı, “Hiç etmem” derken, yüzde 20'si “Yılda birden az” yanıtını verdi.


Katılımcıların yüzde 66'sı ibadet etmek dışında bir cami cemaatinin ya da benzeri bir dini topluluğun yaptığı toplantılara hiç katılmadığını belirtti. Her hafta birkaç kez gidenlerin oranı ise yüzde 4. Her hafta bir kere gidenlerin oranı ise yine yüzde 4.


“Evinizde sizin için dini bir anlamı olan kutsal yerler veya dini büyüklerin resimleri, zemzem suyu, Kâbe’den veya Kudüs'ten gelmiş değerli bir eşya bulunmakta mıdır?” sorusuna katılımcıların yüzde 56'sı “Hayır”, yüzde 43'ü “Evet” yanıtını verdi.


Katılımcıların hangi nedenlerle dua ettikleri de araştırmada yer alan konulardan biriydi. Katılımcılar, en çok “Allah'ın beni ya da ailemi olabilecek herhangi bir felaketten koruması için” dua ettiğini söyledi. Edilen duaların yüzde 97'sini felaketten koruması için yapıldığı ortaya çıkıyor. Yapılan duaların yüzde 83'ü ise “Allah'ın beni sevdiğim kişiye kavuşturması için.” Yapılan duaların yüzde 77'si “Para, gelir gibi maddi talepler ve iyi bir eş için” edilmiş. Duaların yüzde 26'sı ise “Taraftarı olan bir takımın maçı kazanması için” yapılmış.


Araştırmada nazar boncuğu, falcıya inanma, burçlara inanma gibi konular da soruldu. Katılımcıların yüzde 70'e yakını nazar boncuğunun bazen kötülüklerden koruduğu fikrini yanlış buluyor.
Bazı falcıların geleceği görüp olacakları bildiği iddialarına ise vatandaşların büyük kısmı inanmıyor. Katılımcıların yüzde 95'e yakını falcılara inanmadığını işaret etti. Yine katılımcıların yüzde 95'i üfürükçülere inanmadığını belirtti. “Bir insanın burcu veya doğduğu zamanki yıldızların konumu onun kaderini belirler” iddiasına da katılımcılar soğuk yaklaştı. Katılımcıların yüzde 85'ten fazlası burçların kaderi belirlediği inanmadığını dile getirdi.

Araştırma sonuçlarına göre; Türkiye'deki verilerin Şili, İrlanda, Filipinler, Slovakya gibi Katolik ağırlıklı nüfusa sahip olan ülkeler ile Rusya, Güney Kıbrıs gibi Ortodoks Hıristiyan nüfusa sahip ülkelerle büyük benzerlik gösterdiği kaydedildi.


Araştırma sonuçları gayet açıktır, yorum yapmak için rakamları okumak yeterlidir, istenen sonucu beklenen yoldan bize zaten ulaştıracak olan buradaki rakamlardır. Ancak rakamları tersten okumayı denemek bu durumda daha yerinde olacaktır. Belki de aynı araştırmanın muhafazakâr bir partinin tek başına iktidarda olmadığı bir zaman kesitinde tekrarlanması durumunda bulguların ne kadar değişebileceğini görmüş oluruz.
(Elif Altun, Asistan, 18.11.2009)



SİYASET SOSYOLOJİSİ VE PSİKOLOJİSİ KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE, “Türkiye’de İletişimin Denetlenmesi” analizi yayınlandı...
19.07.2010 11:06:02

SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın yeni kitabı “Korku ve İktidar” kitapçılarda...
09.07.2010 09:38:27

SDE "Yeni Rusya" Çalışması Yayınladı...
07.07.2010 11:11:11

"Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi" 10-12 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirilecektir...
28.06.2010 16:15:43


<Temmuz 2010>
PtSaÇaPeCuCtPz
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678

Anayasa Paketinin oylanacağı referandumda ne yönde oy kullanırsınız?

Evet
Hayır


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya