Küresel ısınma ve buna bağlı olarak yaşanan iklim değişikliği insanlığın en büyük sorunlarından biri olarak gündemde yer almaya devam ediyor. Teknolojinin gelişmesine paralel bir şekilde karbondioksit salınımının artması sonucu oluşan çevre kirliliğinin ve sera gazının atmosferdeki zararlı etkilerinin ciddi boyutlara ulaşmadan önlenebilmesi
için bilim adamları çalışmalarına devam ediyor.
Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında imzalanan Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliği ile ilgili olarak tüm dünyada mücadele etmeyi hedefleyen önemli bir sözleşmedir. Kyoto Protokolü gelişmiş ülkelerin sera gazı emisyonlarını, 2008-2012 yılları arasında, 1990 yılına göre yüzde 5,2 oranında düşürmelerini hedeflemektedir. Bu hedefe ulaşabilmek için 2008-2012 yılları arasında Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin sera gazı emisyonlarını yüzde 8, ABD'nin yüzde 7, Japonya'nın yüzde 6 azaltmaları, Rusya'nın ise mevcut karbon emisyonu salınımını artırmaması gerekmektedir. Protokolün temel amacının, atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklimi tehdit etmeyecek seviyelerde dengede kalmasını sağlamak olduğu söylenebilir. Sera gazı emisyonlarının azaltılabilmesi için gelişmiş ülkeler demir-çelik, çimento, kâğıt, enerji santralleri gibi belirli sanayi kuruluşlarına sınırlamalar koymuştur. Bu sınırlamalar AB ülkelerinde uygulanmaya başlanmıştır. Sera gazı emisyonları yüksek olan ülkelerde de devreye sokulmaya çalışılmaktadır.
Gerek AB üyesi ülkeler gerekse gelişmiş ülkeler konuyla ilgili olarak üzerlerine düşen görevleri yerine getirecekleri konusunda söz vermelerine rağmen henüz atılmış somut bir adım bulunmamaktadır. 2012’de süresi dolacak olan Kyoto Protokolü yerine yeni bir anlaşmaya varılması için bazı girişimler söz konusudur ancak bunlar herkesin üzerinde uzlaştığı bir yapıda değildir. Aralık 2009’da Kopenhag’da toplanacak olan BM İklim Konferansı Zirvesi öncesi ülkeler birbirlerinin konuya yönelik gerçekleştirdikleri girişimleri öğrenmek amacıyla zaman zaman bir araya gelseler de henüz ortak bir duruş sergilenememiştir. Özellikle yoksul ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele edebilmeleri için büyük paralar ayrılması gerekliliği devletlerin ve uluslararası örgütlerin sorunun çözümünde karşısına çıkan engellerden biridir.
Sorunun çözümü için en büyük engel belki de Singapur’da toplanan Asya Pasifik Bölgesi Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi’ne katılan Barack Obama ve APEC liderlerinin iklim sözleşmesi için 2010’a kadar bir erteleme talep etmesi olmuştur. Bu durum yılsonunda yapılacak Kopenhag Zirvesi’nde küresel iklim sözleşmesi imzalanma hedefini suya düşürmüştür. Bir uzlaşmaya varılamamış olmasının merkezinde gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları olduğu söylenebilir. ABD Senatosu’nun uluslararası alanda tüm ülkeler için geçerli olacak bir anlaşmanın yapılması sürecine kuşkulu yaklaşması da çözüm için bir hedef üzerinde anlaşılamamasının nedeni olarak görülebilir.
Taraflar arasında üzerinde uzlaşılacak bir anlaşma zemini ortadan kalkmasına rağmen her ülke kendi sorumluluğu çerçevesinde karbon emisyonlarını kontrol altında tutabilmek için şimdiden gerekli tedbirleri alarak yatırımlara başlamalıdır. Başta hidroelektrik enerji olmak üzere, rüzgâr, güneş, jeotermal enerjinin kullanımına öncelik vermelidir. Fosil yakıtların kullanımının kademeli olarak düşürülebilmesi amacıyla, biyodizel ve biyoetanol kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. Ayrıca, kara ulaşımının yanında demir ve deniz yolu ulaşımı da kullanılarak, fosil yakıt tüketimi düşürülmelidir. Küresel ısınma tüm dünyanın sorundur. Bu nedenle hiçbir ülke bu konuda kendi çıkarlarına göre davranmamalı, bencilliğin bu konuda kendisine bir fayda getirmeyeceğinin farkına varmalı ve bu bilinçle hareket etmelidir. Özellikle gelişmiş ülkeler artık bu konuda ortak bir irade ortaya koymalı ve şunu iyi kavramalılardır: Dünya elden gidiyor!
(Yrd. Doç. Dr. M. Nail ALKAN, Avrupa Birliği-Balkanlar-Ege-Kıbrıs Masası, Kıdemli Araştırmacı, 17.11.2009)