Ermeni Kilisesi ve Türkiye
Kayseri’de restorasyonu tamamlanarak ibadete açılan Anadolu’nun ilk Ermeni Kilisesi Surp Krikor Lusavoriç'te, uzun zamandan sonra ilk ‘Pazar Ayini’ yapıldı. Tarihi Ermeni Kilisesi’nin, Türkiye ile Ermeniler arasında imzalanan Barış Protokolü’nden hemen sonra restorasyonunun tamamlanarak ibadete açılması dikkatleri çekti. Bu durum karşısında, Türkiye Ermeniler Patrik vekili; Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokolün her iki ülke açısından da olumlu karşılanması gereken bir durum olduğunu kaydetti.
(Tıkla-1)
Tören sonrası Türkiye Ermeniler Patrik vekili ayinde yaptığı konuşmasında şunlara değindi: “Diaspora ve Ermenistan’ın iddialarının aksine, bizler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız, Ermenistan’a ise sadece ruhani bağlılığımız var. Ermenistan’daki veya diasporadaki Ermeniler, iki toplumu karşı karşıya getirmesinler. Başpatriğe ve Eçmiyazin Kilisesi’ne (Ermeni Kilisesinin merkezi, yeri İsa tarafından belirlendiğine inanılan “Eçmiyazin Kilisesi”dir) bağlılığımız sonsuzdur. Ama burası Ermeni Patrikhanesi’dir. Bizim iç tüzüğümüz var, kendi kurallarımızla yaşar, idare ederiz. Beyrut’taki, Ermenistan’daki, Kudüs’teki önderlerin söyledikleri bizi bağlamaz. Biz bu ülkede yaşadığımız ve bu ülkenin vatandaşı olduğumuz için mutluyuz.”
(Tıkla-2)
Ermeni Kilisesi’nin Türkiye ve Ermenistan açısından hassas bir dönemde faaliyete geçmiş olması oldukça düşündürücü. Ermenistan tarafından mı, diaspora açısından mı, yoksa Türkiye tarafından mı durum değerlendirilmeli öncelikle bunu saptamak gerekiyor. Atılan bu adım, öncesinde yaşananlar ve sonrasında yaşanacaklar için hangi anlamları ifade ettiğini iyi okumak gerekiyor.
Öncelikle “Ermeni Meselesi”nin başlangıçta çıkış sebeplerine bakacak olursak; bunları bazı Avrupa ülkelerinin desteğindeki Hristiyan misyonerlik faaliyetleri, yanı sıra bazı batılı ülkelerin farklı amaçlar doğrultusundaki faaliyetleri, ayrıca, Rusya-Eçmiyazin Ermeni Katoğikosluğu ve Ermeni Kilisesi faaliyetleri olarak ifade edebiliriz.
Bilindiği üzere; milli bir karaktere sahip Ermeni Kilisesi, diğer kiliseleri de bir anlamda milli kabul eder. İlk üç konsili (İznik-İstanbul- Efes) kabul ederek, Kadıköy Konsilini ve ondan sonraki konsilleri de reddederek diğer kiliselerden yapısı itibariyle ayrılan Ermeni Kilisesi, aynı zamanda monofizit bir kilisedir. Yani; Kadıköy Konsilinde kabul edilen İsa’da iki tabiat formülünü reddetmekte, İsa’da “Tek Tabiat” olduğunu kabul etmekte ve bundan dolayı da ‘Monofizit Kilise’ olarak adlandırılmaktadır, ayrıca Ermeni Kilisesi; Kutsal Ruh’un Baba’dan çıktığını kabul etmekte, ancak Filyok (ve Oğul’dan) takısını reddetmektedir.
Kurucusu ise Türk asıllı olan Gregoryen Kilisesi’nin (Ermeni Kilisesi) özellikleri;
- “Bir” (Kilise’nin “Bir” liğiyle; menşede, gayede, vasıtada, öğretide, ibadette ve idari teşkilatta bir olduğu kastedilmektedir. Bu Ermeni Kilisesi’nin olduğu her yerde tek ve aynı inancın paylaşıldığını, tek ve aynı şekilde ibadet edildiğini, aynı ayinlerin icra edildiğini ve aynı kıstaslara uyulduğunu, tek ve en yüksek idari bir merkezle temsil edildiğini göstermektedir.)
- “Apostolik” (“Apostoliklik”; ilk kurucu vaizlerin ve ilk üyeleri olan Havarilerin kurduğu Kilise ile günümüzdeki Kilise’nin aynı oluşunu ifade etmektedir.)
- “Katolik” ( “Katoliklik” ile evrensel olması kastedilir. Kilise’nin öğrettiği şeylerde, sınıf, renk ve ırk ayrımı yapmamasından; herkes için kurtarıcı ve koruyucu emeller taşımasından dolayı “Katolik” sayılmaktadır.)
- “Kutsal” (“Kutsallık”; kurucusunun “kutsal” olmasını ve Tanrı tarafından temizlenmesini karşılamaktadır.)
- “Ortodoks” (“Ortodoksluk” özelliği ile; Doğru Yol’da, gerçek inanç üzerinde olan Kilise olarak kabul edilmektedir.)
Sonuç itibariyle bakacak olursak, tarih boyunca Ermeniler, Türklerin dışında hangi milletin hâkimiyeti altına girmişlerse hep zulüm ve işkence görmüşlerdir. Türkler hâkimiyetleri altındaki Ermenilere, diğer gayrimüslimlere davrandıkları gibi hep müsamaha göstermiş, dillerine, dini inançlarına, örf ve adetlerine dokunmamış, aksine onlara hiç kimsenin ne gördüğü ne tanıdığı bir imtiyazı bahşetmiştir. Geçmişte olduğu gibi bugün de görüleceği üzere Ermeni Kilisesi’ni diğer kiliselerden ayıran özellikleriyle kabul eden ve hiçbir dışlamaya maruz bırakmayan Türklerdir. Kısacası, Ermeniler bugün “Milli Kilise”lerinin varlığını da Türklerin bu müsamahasına borçludur dersek yanılmış olmayız.
(Elif ALTUN, Asistan)