Mevlana Ve Diyalog
Türkiye, son dönemde yaptığı dış politika açılımları nedeniyle dünyanın dikkatlerini üzerine çekerken, bu konuda Mevlana’yı da içerecek olan, diyalog- açılım- işbirliği- barış başlıkları ile paralel gidebilecek yeni bir adım atmaya hazırlanıyor. (Tıkla-1)
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 17 Aralık Şeb-i Aruz törenlerinde batı ile doğunun dışişleri bakanlarını buluşturarak, Türkiye’nin diyalog zemininde batıya ve doğuya aynı anda dönebilen yüzünü dünyaya bir kez daha gösterecek. Yanı sıra diğer medeniyetlere, dinlere sırtını çevirmeden aksine kucaklayıcı olabilen ve bunu ‘Mevlana’nın öğretisi sayesinde de zorlanmadan yapabilen Türkiye’nin bu felsefesini anlatacak, bu mesajı ‘Mevlana ve Şeb-i Aruz’ aracılığı ile tüm dünyaya iletmiş olacak.
Bu gelişme bize Türk dış politikasının çok renkli, çok sesli yapısını; en azından aşırılıklarından arınmış, her zaman dengeli olması öngörülen diyalog zeminli bir diplomasiye yönelme isteğini bir kez daha kanıtlamış oluyor. Belki de bu isteği ya da arayışı en güzel dile getirebilecek araç, doğru bir seçim diyebileceğimiz ‘Mevlana’dır. Bu anlamda, ne olursan ol ‘Gel’ diyen Mevlana, herkese her koşulda kapısını açan yaklaşımıyla, açılım felsefesini ilke edinme yolunda olan bir hükümetin seçebileceği en güzel örnektir. Doğu-Batı kaynaşması için bir araç, bir örnek olarak ‘Şeb-i Aruz’ törenlerinin seçilmiş olması, gerçi bu onu amaçtan sıyırıp araç kılıfına sokmaya yetemese bile, dinler arası diyalog- medeniyetler arası diyalog için atılmış, tabii amaç yerini bulabildiği sürece, yerinde bir adımdır diyebiliriz.
Aslına bakacak olursak; Mevlana tek başına bir sistemdir, bir düzendir. Ahlakı, ilmi, hikmeti, sevgisi, aklı, tavrı, idraki, davranışları ve her şeyi ile evrenselliğin dilidir. Düsturuyla; her dilden, her dinden, her renkten insanı kucaklayan Mevlana; sevginin, barışın, kardeşliğin, hoşgörünün sembolü olmasıyla sadece insanların değil devletlerin ahlakını da iyileştirebilecek bir sürecin başlangıcıdır.
Bununla beraber, Mevlana’nın evrenselliğini küreselleşen dünyada anlayış farkı gözetmeksizin doğru anlatabilmek, birçok pencereyi bize açmakla kalmayacak, bireysel açılımlarımıza da önayak olabilecektir. Mevlana misali diğer dinleri, medeniyetleri insanları hoş görebildiğimiz, onları da bir noktada anlayabildiğimiz sürece, o ülkelerle aynı masaya oturup uzlaşı çerçevesinde doğru siyaseti sürdürebiliriz. Mevlana; güzeli, doğruyu, iyiyi, aşkı, hakikati, birliği arayanlara örnek olmaktan da öte misyonuyla dünyanın daha iyi bir yer olabilmesi için mesajı alabilen liderlere de devletlere de iyi bir örnektir.
Mevlana’yı sevdiğinden dolayı sevebilen, sevmesini becerebilen, insanı ayırmadan, bölmeden, diplomasinin en güzel dilini en güzel şekliyle kullanabilen; insanlığa elini uzatmış olanı anlamakla, o ülkelere adımların en doğrusunu atma yolunda azim gösterebilecek olana neden fener olmasın. Felsefeyi, sosyolojiyi, dini öğretinin gücünü diplomasiden ayırdığımız sürece insanı tek boyutuyla ele alıp, devleti tek elden yönetmiş olmaz mıyız? Bu da halkından uzaklaşabilme riskine daha çok sahip olan, barışa ve diyaloga uzak ülkelerin kurtuluşlarını potansiyel çıkar bazlı stratejilerde aramaları, gelebilecek, gelirken siyasi kazançları da yanında getirebilecek o beklenen gelecek açısından oldukça karanlık gözükmez mi?
(Elif Altun, Asistan, 10.11.2009)