Güney Afrika’da Sınır ve Güvenlik Sorunu
Birleşmiş Milletler, Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) ordusunun doğu sınırındaki güvenlik operasyonları sırasında yaptığı hukuk dışı uygulamalar sebebiyle bu ülkeye verdiği askeri desteğini sınırlama kararı aldı. Güney Afrika coğrafyasında son yıllarda başgösteren terör hadiselerine karşı bölge ülkelerinin yaptığı operasyonlarda sivil halktan pek çok kişinin şiddete maruz kalması yüzünden başta D. Kongo olmak üzere diğer bölge ülkeleri sıklıkla insan hakları ihlalleri yapmakla suçlanmaktadır.
Afrika’nın güneyindeki ülkeler için ciddi bir güvenlik sorunu arzeden Ruandalı milislerin oluşturduğu FDLR örgütü, uzun süredir Ruanda, Uganda ve DKC topraklarında terör faaliyetlerine devam etmektedir. Örgüt, bölge ülkelerinin güvenlik güçleriyle çatışmanın yanında sivil halka yönelik şiddet olaylarıyla da tepkileri üzerine çekmektedir. FDLR örgütünün terör eylemleri sırasında sadece bu yıl itibariyle binden fazla sivilin öldüğü ve dokuz yüz bin kişinin de evlerini terk etmek zorunda kaldığı belirtilmektedir. DKC ve diğer bölge ülkeleri de Birleşmiş Milletler Barış Gücü destekli operasyonlarda silahsız gruplara da hukuk dışı uygulamalarda bulunmaktadırlar. DKC ordu birimlerince gerçekleştirilen operasyonlar sırasında altmışın üzerinde sivilin hayatını kaybettiği ileri sürülmektedir. Birleşmiş Milletler’den bu hafta içi gelen açıklamalarda DKC ordusunun bu faaliyetleri sebebiyle yapılmakta olan teçhizat desteğinin askıya alınması kararı alınmıştır. Orduya bağlı birimler hakkında soruşturma açılmadan da bu yardımların devam etmeyeceği ifade edilmiştir. DKC ordusunun üst düzey yetkilileri de sözkonusu şiddet olaylarının gerçekleştiğini kabul ederek gerekli yasal takibatın yapılacağını belirtilmişlerdir. (Tıkla-1)
1994 sonrası süreçte Ruanda kaynaklı güvenlik sorunları çevre ülkelere de zarar verecek şekilde genişlemiştir. Ülkede çoğunluğu teşkil eden ve silahlı kuvvet üstünlüğüne sahip bulunan Hutu kabilesi, aynı coğrafyayı paylaşan Tutsilere karşı kıyım teşebbüslerine bu süreç boyunca devam etmiştir. Çoğunlukla Hutu kabilesi üyelerinden oluşan FDLR örgütü de Ruanda ve çevre ülkelerde silahsız Hutu unsurlarına saldırılar düzenlemektedir. Silahlı Hutu militanlarının bir kısmının geçen zaman içinde Ruanda ve DKC ordusuna katılmaları, yukarıda bahsedilen olayların yaşanmasına sebep olmaktadır. Önce ordu kuvvetlerine teslim olan ve sonrasında orduya katılan eylemciler, daha önce yaptıkları gibi sivil halka yönelik eylemlerini bu kez de askeri üniforma altında gerçekleştirmektedirler. Daha çok etnik ayrılıkçılık yüzünden yaşanan bu olaylar, ordunun üst düzey yetkililerinin operasyonel birimlere nüfuz edememesi sebebiyle önlenememektedir. Özellikle Ruanda ve DKC sınır bölgelerinde pek çok yerleşim yerinin askerler ve militanlar arasında sıklıkla el değiştirmesi, DKC ordusunun yüksek düzeyli denetleme işlevini zayıflatmaktadır. (Tıkla-2)
DKC’nin FDLR örgütüyle yaşadığı benzer sorunlar Uganda kaynaklı LRA örgütü için de geçerlidir. Daha çok çocuk yaşta militanların yer aldığı örgüt, Uganda, Orta Afrika Cumhuriyeti, Sudan ve DKC topraklarında eylemlerine devam etmektedir. Son bir yıl içinde yaklaşık bin ikiyüz sivilin yaşamını yitirdiği çatışmalarda, sayılan bu dört ülke ordularının ihmal ve kusurlarının bulunduğu uluslararası kamuoyu tarafından dile getirilmektedir. (Tıkla-3) Sökonusu ülkeler, LRA eylemlerinin sıklaştığı son yıllarda “Yıldırım” adını verdikleri ortak askeri operasyonlarda bulunmakla beraber, İnsan Hakları İzleme Örgütü yetkililerinin ifadeleriyle yerli halka zarar veren uygulamalarda da bulunmuşlardır. (Tıkla-4)
Orta ve Güney Afrika bölgelerinde pek çok ülkenin ve yerli halkın sorunu haline gelen terör örgütleri sorunu, bölgenin askeri, toplumsal ve ekonomik düzenini bozan bir faktör olarak sayılmaktadır. Birleşmiş Milletler Barış Gücü ondokuz bin askeriyle, kıta dahilinde Sudan’dan sonra en fazla askerini sözkonusu bölgelerde konuşlandırmıştır. (Tıkla-5) Özellikle DKC sınır bölgelerinde yaklaşık elli noktada kontrol merkezi tesis edilmiştir. Fakat BM Barış Gücü, ne silahlı militanların eylemlerini ne de ordu güçlerinin sivil halka yönelik şiddet hareketlerini engelleme gücüne sahiptir. Barış Gücü her ne kadar çatışma bölgelerinde konuşlanmış olsa da sıcak çatışmalara girmekten kaçınmaktadır. Bu sebeple Birleşmiş Milletler, adı geçen asayiş sorunlarına müdahil olmaktan çok seyirci rolünü üstlenmiş olmaktadır. Halen iki milyondan fazla sivilin mülteci konumda bulunduğu D. Kongo ve Ruanda’da yaşanan felaketlere sebep olan yerel unsurlara Birleşmiş Milletlerin de destek veriyor olması ve bu olaylara yönelik tedbirlerin henüz gündeme getirilmesi, konunun düşündürücü olan diğer bir kısmıdır.
(Ahmet Said Altın, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan, 6 Kasım 2009)