Irak’ın Kuzeyinde İnsan Hakları İhlalleri
2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgalinden bu yana Irak’ın genelinde ve özellikle de Iraklı Kürtler ve Araplar arasında, tartışmalı bölgeler haline getirilen (Kerkük, Musul ve Diyale) vilayetlerinde gerek azınlıklara, gerek Türkmenlere yönelik baskı ve sindirme politikaları had safhaya ulaşmıştır. 11 Kasım’da Uluslararası İnsan Hakları Örgütü’nün son raporunda, Irak’ın kuzeyindeki Kürt yönetiminin, tartışmalı bölgelerde yaşayan azınlıklara sistemli bir baskı uyguladığı belirtilmektedir. 51 sayfadan oluşan raporda, merkezi hükümet ile kuzeydeki Kürt yönetimi arasında kalan azınlık mensuplarının görüşlerine yer verilmektedir. Asuri bir Hıristiyan büyüğünün açıklamasında, “(Saddam Hüseyin dönemindeki) totaliter hükümet döneminde baskı altında olmamız anlaşılabilirdi. Şimdi ise, özgür ve demokratik olmamız gerekiyor, ama bu demokrasi bizi öldürüyor” dediğine işaret edilmektedir. Söz konusu raporda, özellikle de petrol zengini bölgelerde iktidar paylaşımı için Araplar ve Kürtler arasında devam eden etnik ve dini mücadelede Keldaniler, Yezidiler, Şebekler ve diğer “kırılgan” azınlıkların hedef alındığı iddiasına yer verilmektedir. Bu azınlıkların, anayasal açıdan tartışmalı bölgeler konumunda olan Ninova (Musul) gibi kentlerde, bir taraftan Sünni Arap militanların saldırılarına hedef olurken, bir taraftan da, “Kürt güçlerinin küçük düşürücü hareketlerine” maruz kaldıklarına işaret edilmektedir. (Tıkla-1) Raporda ayrıca, Kürt yönetiminin yetkisi altındaki azınlıkların “korunması” için harcanması gereken milyonlarca Irak dinarının peşmergelere aktarıldığı ve “Kürt yanlısı bir patronaj ağı” kurduğu iddia edilmektedir. Ocak ayında yapılacak meclis seçimlerine doğru azınlıkların durumunun daha da “riskli” hale geleceği belirtilirken şu ifadeye yer verilmektedir: “Her iki tarafın da kendi çıkarları için insanları kurban etmeyi göze almış durumda oldukları açıkça anlaşılıyor”.
Bu tür raporların, Uluslararası İnsan Hakları Örgütü tarafından yayınlanmasına sıkça rastlanmasa da, Irak’taki tablonun açık olduğu söylenebilir. Irak’ın kuzeyindeki yönetimin azınlıklara karşı sergilediği sert tutum ile ilgili sorunu, Örgütün ilk defa almadığı bilinmektedir. Irak’ın kuzeyindeki hapishanelerde sözde “terörist” olarak tutuklanan yüzlerce insan bulunmaktadır. Bugüne kadar Irak’ın kuzeyindeki hapishanelere götürülmek üzere evinden alınan onlarca insanın çoğunun akıbeti bile belli değildir. Bu nedenle Saddam sonrası Irak için demokrasiden bahsetmek doğru olmaz. ABD’nin, Irak’a getirdiği sözde demokrasi ve özgürlüğü sadece ve sadece Irak’ta yapılan seçimlere bakarak düşünmemek gerekir. Irak’ta yıkılan tüm alt yapıların yanında İnsan hakları ihlallerinin dorukta olduğunu söyleyebiliriz.
Bu çerçevede, Irak’ın işgaliyle başlayan insan hakları ihlallerinin, otuzbeş sene dikta rejimiyle Irak’ı yöneten Saddam döneminden daha fazla olduğu söylenmektedir. Bu bağlamda, Irak’ta tartışmalı bölgeler haline getirilen Kerkük ve Musul’da yaşanan adam kaçırma ve öldürme olayları gün geçtikçe artmaktadır. Bu sebepten dolayı, Kürt ve Arap rekabetinde olan bölgelerde güvenlik sorunları Irak’ın kuzeyindeki Kerkük ve Musul’da yaşayan vatandaşların hayatını ciddi anlamda tehdit etmektedir.
Sonuç olarak bu tür raporlar değerlendirildiğinde, Irak’taki insan hakları ile ilgili gerek Uluslararası İnsan Hakları Örgütü, gerek Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği güdümünde çalışan İnsan Hakları Komisyonlarının, Irak’ta çiğnenen insan hakları konusunda rapor yayınlamalarıyla birlikte, bu olayları tespit edip sorunlara birebir müdahale etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, bu raporların işlevi su üzerinde yazı yazmaktan ileri gidemeyecektir. Ocak 2010’ta Irak’ta yapılacak genel seçimlerin, tartışmalı bölgelerde şiddet ve kaos ortamını daha da tetikleyeceği öngörülebilir.
(Ali SEMİN, Ortadoğu-Afrika Masası, Kıdemli Asistan,12 Kasım 2009)