ABD’de Politika Değişikliği: Küresel Silah Ticaretini Düzenleyecek olan Sözleşmeyi Destekliyoruz
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin konvansiyonel silahların uluslararası ticaretini düzenleyecek olan Sözleşmenin müzakerelerine katılmaya hazır olduğunu bildirmiştir. Ancak Washington’un bu Sözleşmeyi tüm devletler üzerinde uzlaşması halinde imzalayacağını sözlerine eklemiştir. Bu açıklama, ABD’nin, yıllık 55 milyar Dolarlık silah ticaretine BM’nin düzenleme getirmesine karşı Bush dönemindeki olumsuz politikasından vazgeçtiği anlamına gelmektedir. BM çatısı altında böyle bir Sözleşme’nin hazırlanmasına yönelik müzakerelerinin gelecek yılın ilkbaharında başlanabileceği öngörülmektedir. Sözleşmenin, özellikle ABD’nin çok hassas olduğu ülke içi silah ticareti konusunda düzenleme getirmeyeceği belirtilmektedir. ABD’nin bu kararı ülke içindeki silah lobilerinin eleştirilerine maruz kalmaktadır. ABD, uluslararası konvansiyonel silah satışında yüzde 70’lik payıyla dünyada birinci ülkedir. ABD’yi İtalya ve Rusya takip etmektedir. ABD’nin silah ticareti düzenlemesinde küresel uzlaşma istemesi ise kafaları karıştırmaktadır.
Birleşmiş Milletler bu alandaki çalışmalarına, 2006 yılında 154 ülkenin kabul ettiği Genel Kurul kararıyla başlamıştır. ABD bu kararın aleyhinde oy kullanan tek ülke olmuştur. Çin, Rusya, İsrail ve Mısır’ın dâhil olduğu silah ihraç eden diğer ülkeler ise böyle bir sözleşmeye soğuk olmakla birlikte müzakerelerin ileri safhaya taşınabilmesini engellememek için hayır oyu yerine çekimser oy kullanmışlardır.
Silah ticareti üzerinde ciddiyetle durulması gereken en önemli küresel güvenlik meselelerinden birisidir. Yasal alanda devletler arasındaki ticari ve siyasi ilişkilere göre şekillenen silah ticaretinin kontrol dışına çıkarak suiistimal edilmesi çok zor değildir. Büyük silah şirketlerinin ekonomik, bazı devletlerin ise hem ekonomik hem de politik kazanımları bu yasadışı alana kayan ya da kaymayan silahlarla sağlandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bunun için sadece son 10 yıl içinde Afrika’da yaşanan ve halen yaşanmaya devam eden silahlı mücadelelere bakmak yeterlidir. Elbette bunun gerçek faturasını bu silahların namlularının çevrildiği masum siviller ödemektedir. Gelişmekte olan bölgelerde giderek artan iç çatışmalar ve savaşlar gelişmiş ülkelerin ürettiği silah ve mühimmatla yapıldığı gerçeğini farkında olmayanın olacağını zannetmem.
Yıllık 1 trilyon Doları aşan büyüklüğe sahip olan yasal silah piyasasından en fazla kar sağlayan ülkelere baktığımızda ise, bunların BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi olan ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin olduğunu görmekteyiz.
(Tıkla -1) Dolayısıyla bu ülkeler silah ticaretinin meşru kanalların dışına çıkmaması için azami gayret göstermesi gereken ülkelerin başında yer almalıdır. Ancak bunun tam tersi yaşanmaktadır. Ateşli silahların kaçağa kaymasının engellenmesi amacıyla, uzun müzakere ve tartışmaların sonunda 2005 yılında yürürlüğe giren “BM Ateşli Silahların, Bunların Parçalarının ve Bölümlerinin ve Mühimmatın Yasadışı Üretimi ve Kaçakçılığına Karşı Protokolü”ne (Ateşli Silahlar Protokolü) bu beş ülke henüz tamam dememiştir.
Dolayısıyla, ABD’nin herkesin tamam demesi şartına bağladığı küresel silah ticareti Sözleşmesinin de Ateşli Silahlar Protokolünde olduğu gibi büyük silah üreticisi ülkelerin siyasi ve ticari menfaatlerini gözetmek uğruna soğuk yaklaşması halinde hiçbir mesafe alınamayacağı ortadadır.
(Ömer ERSOY, Araştırmacı, 17 Ekim 2009)