ENGLISH
23.05.2012
Ana Sayfa » Savunma - Güvenlik - TerörGeri Dön «

Danıştay Saldırısı Ve Özel Güvenlik

10.11.2009 13:07:15

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Danıştay Saldırısı Ve Özel Güvenlik Modeli

 DANIŞTAY SALDIRISI VE ÖZEL GÜVENLİK MODELİ

 
17 Mayıs 2006 tarihinde Alparslan Arslan, Danıştay’da 2. Dairenin toplantı yaptığı salonda silahlı saldırı gerçekleştirmiş, bu saldırı sonucu dört üye yaralanmış, üye Mustafa Yücel Özbilgin ise hayatını kaybetmişti. Davanın görüldüğü Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi bu davanın Ergenekon İddianamesi ile birleştirilmesi yönündeki talebi reddetmiş, ancak Yargıtay’ın bu kararı bozması üzerine ilgili Mahkeme davanın Ergenekon İddianamesi ile birleştirilmesine karar vermişti. Böylece iki dava birlikte İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlanmıştı.
 
Davaya bakan Ergenekon Savcıları 3 Eylül 2009 tarihinde yapılan duruşmada, OYAK’ın 24 saat kamera kayıt sistemi garantisi vermesine rağmen Danıştay saldırısının olduğu gün bozuk olduğu bildirilen güvenlik kamerası kayıtlarının OYAK Özel Güvenlik Şirketinden istenmesini talep etmiş Mahkeme de bu talebe uymuş ve gerekli yazışmalar başlatılmıştı. Bu konu farklı birçok önemli boyutunun yanı sıra son yıllarda büyük hız kazanan özel güvenlik şirketlerine de dikkatleri çekmiştir.
 
Suç toplumsal bir sorun. Toplumlardaki suç seviyeleri büyük ölçüde polisin, bir bütün olarak da ceza adalet sisteminin dışında kalan, iş durumu, gelir düzeyi, eğitim seviyesi, cinsiyet, yaş, etnik karışım, aile durumu ve sosyal çevre gibi unsurlar tarafından belirlenmektedir. Bu çok boyutlu ve girift yönü nedeniyle suç ve suçlulukla mücadele tek bir merkezden yönlendirmeyle veya tek bir kurumun sorumluluğuna bırakılmak suretiyle yapılamayacak kadar hassas ve önem taşıyan bir konudur.
 
Polisin suç önlemedeki yeri çok önemli. Ancak, sadece polisin yapacağı çalışmalarla suçların önlenmesi, suç seviyelerinde çok önemli düşüşler sağlanması pek mümkün değildir. Bu nedenle, polisiye tedbirlere ilave olarak, suçların işlenmesine zemin hazırlayan kolaylaştırıcı, elverişli koşulların iyileştirilmesi, asıl önemli mücadele yoludur.
 
İkinci Dünya Savaşından itibaren, polis sayısındaki artışlar suç sayısındaki artışlarla çok yakın bir paralellik göstermektedir. Toplumlardaki suç sayısı arttıkça hep daha fazla polis görevlendirilmiştir. Ancak, artan suç sayısına hızlı ve kolay bir tepkisel yaklaşım yolu olan “polis sayısını artırma ve fazla sayıda üniformalı polisi sokaklarda devriye gezdirme” şeklindeki yaygın uygulamaların suç üzerindeki etkisi oldukça sınırlı kalmaktadır. Polisin her zaman her yerde hazır bulunması mümkün olmadığı gibi çağdaş bir yöntem de değildir. Eğer her sokak başına bir polis koyulabilecekse, suçlarda şüphesiz düşüş olacaktır. Ancak günümüz dünyasında gerek ekonomik sınırlılıklar gerekse temel hak ve hürriyetler konusundaki hassasiyetler ve demokratik toplum yapısının özellikleri açısından, böyle bir uygulamanın hayata geçirilmesi asla mümkün değildir.
 
Bu nedenle, suç sayısı ve buna paralel olarak da vatandaşların suç mağduru olabilme korkusu arttıkça vatandaşların huzur ve güvenliğini sağlamaya yönelik kapsamlı suçla mücadele politikalarının üretilmesi kaçınılmaz olmaktadır. Küreselleşme rüzgârı ile birlikte ekonomik sistemlerde yaşanan değişimler, kamu hizmetlerindeki özelleştirmeler öyle boyutlara geldi ki, artık güvenlik hizmetlerinin sağlanmasındaki polis tekeli de kırılmış oldu. Özel güvenlik teşkilatları ve sistemlerinde son zamanlarda meydana gelen hızlı büyüme bunun en önemli işaretlerindendir. Başta Amerika olmak üzere gelişmiş ülkelerde özellikle 1960’lı yıllarda başlayan özel güvenlik modeline geçiş sürecinde çok hızlı dönüşümler yaşanmıştır. Amerika’da devletin polisinin yaklaşık üç kat fazlası özel güvenlik personeli bulunmaktadır.
 
Bu durum İngiltere ve Kanada’da da benzerlik göstermektedir. Bu ülkelerde de polisten yaklaşık olarak iki kat daha fazla özel güvenlik personeli bulunmakta ve aynı şekilde bu sektördeki büyüme polisten çok daha hızlı olmaktadır.[1][1][1] Türkiye bu konuda oldukça geç kalmış olmasına rağmen diğer birçok alanda olduğu gibi bu olayda da hızlı bir süreç içerisine girmiştir. Ülkemizde de bu konuda son yıllarda önemli gelişmeler sağlanmıştır. Özel güvenlik teşkilatları ve sistemleri hayatımıza hızlı bir giriş yapmıştır. Ülke genelinde özel güvenlik personeli sayısı 140,000’ni geçmiştir. Böylece polis, alışveriş merkezlerinde, mağazalarda, fabrikalarda, bankalarda, iş merkezlerinde, üniversitelerde, büyük konut sitelerinde ve bazen de mahallelerde yerini hızla özel güvenlik personeline bırakmaktadır. Daha önceleri kendi özel güvenlik birimleri ve personeline sahip olan birçok kamu kurumu artık bu birimleri kapatarak güvenlik hizmetlerini özel güvenlik şirketleri vasıtasıyla yaptırmaya başlamışlar, yani güvenlik işini özelleştirmişlerdir.
 
Bu uygulamalar ile polis bir anlamda, özel mülkiyetli kamuya açık yerlerden (özel şahısların sahip olduğu ancak kamuya veya en azından orada olmak için mazereti bulunan kişilere açık bulunan mülkiyetler) ve kamuya ait mülkiyetlerden dışarı çıkarılmıştır. Polisin bu gibi yerlerdeki yasal yetkileri devam etmekle birlikte gerçek anlamdaki koruma, hızlı ve yaygın bir şekilde modern yaşamın bir parçası haline gelmiş bulunan ve suça karşı pratik bir savunma sistemi olarak görülen özel güvenlik elemanlarınca sağlanmaktadır.
 
Yukarıda ifade edilen yapı içerisinde yer alan özel güvenlik şirketleri ve personeli esas itibariyle önleyici bir işlev yerine getirmektedir. Suç sonrası araştırma, inceleme ve soruşturma yetkisini taşıyan özel dedektiflik uygulaması Türkiye’de bulunmamaktadır. Bu konunun yasal altyapısını sağlamak amacıyla birçok defa Meclis’te girişimde bulunulmasına rağmen herhangi bir sonuç alınamamıştır. Yakın bir gelecekte durumun değişeceğine dair de herhangi bir işaret bulunmamaktadır.
 
Özel Güvenlik artık toplumumuzun vazgeçilemez bir unsuru. Mevcut düzenlemeler ve uygulamalar ışığında bu hizmetin ve modelin daha profesyonel bir yapıya kavuşturulması için hassas hareket edilmesinde büyük yarar bulunmaktadır. Kontrolsüz ve denetimsiz veya kontrolün ve denetimim zayıf olduğu bir özel güvenlik şirketi modelinde, OYAK-Danıştay olayında olduğu gibi sonuçları çok ağır olan bedeller ödeme riski devam edecektir.
 
(Doç.Dr. Aytekin Geleri, Savunma – Güvenlik - Terör Masası, 11.09.09)
 





SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya