Taş Atan Çocuklar Çocuk Mahkemesine
Hükümetin Demokratik Açılım Paketi’nin muhtemel içeriği konusunda spekülasyonlar devam ederken, Hükümet bazı düzenlemeler konusunda düğmeye bastı. Örneğin Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Adalet Bakanlığı’nın AB müzakere süreciyle ilgili hazırladığı bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısının ‘demokratik açılım’ konusunu da kapsadığını belirtti. Yapılan açıklamaya göre bu yasa tasarısı, demokratik açılım çerçevesinde değerlendirilebilecek önemli bir yasal düzenlemeyi de içeriyor.
Bakanlar Kurulu’nda karara bağlandığı belirtilen yasal düzenleme çerçevesinde; özellikle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda belirtilen suçlardan yetişkinlerin yargılandıkları mahkemelerde yargılanan fakat 18 yaşın altında olan çocukların Çocuk Mahkemelerinde yargılanmalarının sağlanması ve ayrıca çocuklar lehine cezaların ertelenmesi, denetimli serbestlik gibi bir takım alternatif ceza tedbirleri ya da uygulamaların getirilmesi düşünülüyor.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250’nci maddesine göre, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununu kapsamında yer alan suçların yargılamaları, bir anlamda geçmişteki Devlet Güvenlik Mahkemelerinin baktığı suçlara tekabül ettiği için yerlerine ikame edildiği düşünülen, uygulamada özel yetkili ağır ceza mahkemelerince yapılmaktadır. Açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla 2 yılın altında ceza alan çocuklar için “hükmün açıklanmasının geriye bırakılması” kararı verilebilecek ve ceza, aynı eylem 5 yıl içerisinde tekrar işlenmediği takdirde ertelenmiş olacaktır. Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesinde belirtilen amaçlar çerçevesinde işlendiği takdirde TCK’da yer alan belirli suçlarda bu kanuna göre öngörülen ceza artırımının da uygulanmaması düşünülmektedir.
Hükümetin bu yönde bir adım atma ihtiyacı kuşkusuz sadece demokratik açılım süreciyle alakalı değil. Bu uygulama, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve iç hukukumuzdaki diğer düzenlemelere, özellikle de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 1989 tarihli BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, mevcut anayasa ve 03.07.2005 tarih ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na ters düşmektedir.
Örneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 20 Ocak 2009’da verdiği bir kararda 15 yaşındayken ‘Yasadışı örgüt üyesi olma’ suçlamasıyla tutuklanan ve 5 yıl boyunca cezaevinde tutulan Oktay Güveç’e Türkiye’nin toplam 50 bin Euro tazminat ödemesine karar vermişti. AİHM’nin kararında Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin insanlık dışı ve kötü muameleyi yasaklayan 3. maddesi, kişi özgürlüğü ve güvenliği ile ilgili 5. maddesi ve adil yargılama hakkını düzenleyen 6. maddesi, etkili başvuru hakkını sağlayan 13. maddesi ve ayrıca ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. maddelerinin ihlal edildiğine karar verdi. 1980 doğumlu Oktay Güveç, 1995’te ‘Yasadışı örgüte üye olma’ suçlamasıyla tutuklanmış, yaşı küçük olmasına rağmen DGM’de yargılanarak beş yıl boyunca büyüklere ait bir cezaevinde tutulmuştu (
Tıkla 1).
Konu, özellikle Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, “terör örgütünün çağrı ve politikaları doğrultusunda yapılan eylemlere katılanlar, örgüt üyesi olmasalar bile üye gibi cezalandırılırlar” kararından sonra kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı. Diyarbakır, Adana, Gaziantep ve Şırnak illeri başta olmak üzere, bu çerçevede yargılanmakta olan 250’nin üzerinde çocuk söz konusu olmaktadır. Diyarbakır Barosu kayıtlarına göre ise, son bir yıl içinde Diyarbakır’daki olaylarda “Terörle Mücadele Yasası’na muhalefet” suçundan gözaltına alınan 497 çocuk bulunuyor. Haklarında dava açılan 251 çocuğun önemli bir bölümünü 16–17 yaşındakiler oluşturuyor (
Tıkla 2).
Hükümetin attığı bu adımı yasalaştığı takdirde gerek demokratik açılım bağlamında ve gerekse terörle mücadele stratejisinin bir parçası olarak düşünülsün, olumlu bir gelişme olarak değerlendirmek mümkündür. Bu durum kuşkusuz cezaların caydırıcılık fonksiyonu bakımından terör örgütünün istismarına da açık bir konudur. Bu yönüyle belki daha fazla çocuğu sahaya sürme imkânı da bulacaktır. Fakat istismara asıl açık olan ceza adalet sürecinin çocuklar üzerindeki etkisinin istismara daha açık olması ve olumsuzlukları bünyesinde barındırmasıdır. Kriminoloji çalışmalarının ortaya koyduğu bir gerçeklik vardır: İlk suçu işledikten sonra yakalanan çocuklar, daha sonra yakalanmayanlara göre daha büyük oranda suç işlemeye devam etmektedir. Bunun terör suçları bağlamında olması halinde cezaevi süreci, çok basit nedenlerle, yönlendirmeyle ve tamamen çocukluk döneminin bilinçsizliği ya da macera ve coşkusuyla suç işleyen çocukları bir anda ideolojik, ötekileştirici, biz ve onlar ayrımının keskinleştiği bir kimliğe doğru sürükleyebilmektedir. Suçu ne olursa olsun, bir çocuğun ceza adaleti sistemi içerisinde bir yetişkinin tabi olduğu süreç ve sonuçlarla karşılaşması, O’nun duygu dünyasını alt-üst edecektir. Bu da militanlaştırma süreci bakımından terör örgütlerinin işini kolaylaştırmakta, bu çocukların ruhsal dünyasında daha kolay kin ve nefret tohumlarını yeşertebilmektedirler.
(Doç. Dr. Ertan Beşe, Savunma Güvenlik Terör Masası, 02.10.2009)