ENGLISH
23.05.2012
Ana Sayfa » Savunma - Güvenlik - TerörGeri Dön «

Organize Suçlar Made in China

10.11.2009 13:03:37

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Soğuk savaşın bitimine tanıklık eden 90’lı yıllar, küresel düzeyde birçok açıdan yeni bir dönüşümün habercisi olmuştur.

Organize Suçlar Made in China

Soğuk savaşın bitimine tanıklık eden 90’lı yıllar, küresel düzeyde birçok açıdan yeni bir dönüşümün habercisi olmuştur. Doğu Bloğunun çözülmesi, iki Almanya’nın birleşmesi, AB’nin yeni bir uluslararası aktör olarak belirginleşmesi, küreselleşmeyle birlikte iletişim, teknoloji, insan ve ticari mal hareketliliğinin hiç olmadığı kadar artması, birçok ülke, bölge ve dünyamız açısından önemli ekonomik, siyasi ve sosyo-kültürel sonuçlar doğurmuştur.
Küresel aktör olma potansiyelini göstermiş ülkelerden birisi olan Çin, attığı hamleler ve uyguladığı politikalarla özellikle dikkat çekmektedir. Son 10 yıldır üretim ve ihracata dayalı olarak ortalama %10 büyüyen, ihraç ürünlerinde giderek ileri teknolojiye yönelen, 1,3 milyarın üstünde nüfusa sahip Çin Halk Cumhuriyeti, ABD, Almanya ve Japonya gibi dünyanın en gelişmiş ekonomileri arasında çoktan yerini almış durumdadır.
 
Dünyanın en eski medeniyetlerinden birisi olan Çin, 1949’da yaşadığı Mao’nun komünist devriminden sonra ülkede mutlak kontrol ve idare Çin Komünist Partisi’nin eline geçmiştir. Ülkede 1970’lerin sonuna kadar katı bir şekilde uygulanan ve başarılı olmayan planlı ekonominin ardından yine Komünist Parti’nin kararı ve denetiminde ekonomik reformlar devreye sokularak aşamalı bir şekilde dışa açılma ve piyasa ekonomisine geçiş süreci yaşanmıştır. 90’ların ortalarından itibaren hızlanan bu süreçle birlikte ülkede sermaye birikimi ve nüfusun büyük bir çoğunluğu için geçerli olmasa da bireysel zenginleşmeler görülmektedir.
 
Ülkede yaşanan ve dünyanın da yakından takip ettiği bu değişimin, ekonomik, siyasi, güvenlik, askeri ve sosyo-kültürel alanda birçok yan ürünü bulunmaktadır. Bunlardan birisi ülke sınırlarını aşan ve çeşitli açılardan dış dünyayı tehdit eden organize suç faaliyetleridir.
Çinli organize suç grupları çoğunlukla Triads olarak adlandırılmakla birlikte Triads aslında birçok suç grubunun içinde olduğu bir yapıyı temsil etmektedir. Genel olarak Çin’in özelde ise Triads alt kültür değerlerini ve normlarını paylaşan bu gruplar birbiriyle işbirliği içinde suç faaliyetlerini yürütmüş ve yürütmektedir. Triads toplulukları aslında 17 inci yüzyıl Çin’indeki egemen güçlere karşı ayaklanan gruplar olarak ortaya çıkmıştır fakat zaman içerisinde yasadışı maddi menfaat grupları haline gelmiştir. Çin topraklarında özellikle Hong Kong’da oldukça aktiftirler. [1]
 
Triad grupları formel olarak ve hiyerarşik biçimde yapılanmıştır. Ancak liderler üyelerinin suç faaliyetleri üzerinde kontrol kurmak amacıyla güç kullanmazlar. Kontrol ancak çatışmaları gidermek ve sadakati sağlamak için kullanılmaktadır. Bu liderler daha çok yasal iş adamları olarak tanınmaktadır. Triads politikaya ve her seviyedeki yolsuzluğa karışmaktadır. [2]
 
1980’lerde Çin’de daha çok yerel düzeyde olan ve yerel devlet görevlileriyle yolsuzluk ilişkileri kurarak tefecilik, kumar, haraç, fuhuş gibi sektörlerde faaliyette bulunan örgütler bulunmaktaydı. Ancak, 90’lı yıllardan sonra, Çin kökenli suç örgütleri hem ülke içinde hem de ülke sınırları dışında hareket alanları bulmaya başlamıştır. Ancak ülke içinde otoriter bir yönetim uygulayan komünist idare, ülke içindeki yerel suç gruplarının ülke çapında faaliyet göstermesini sert tedbirler ve cezalarla engelleme gayreti içindedir. Böylece suç örgütleri genişleme alanı olarak yurtdışını tercih etmiş durumdadır. Dolayısıyla, bu dönem için, Çin şirketleri gibi suç örgütlerinin de küreselleştiğini söylemek mümkündür.
 
Bu durum birçok ülkenin kolluk birimleri tarafından da hissedilmektedir. Bunun ilk basamağı ABD, İngiltere, İtalya, Brezilya ya da Almanya gibi diğer ülkelere ucuz insan gücünün göç etmesidir. Bu ülkelerde oluşan Çin mahalleleri ve Çin nüfusu, suç örgütleri için o ülkeyle bağlantı sağlama ve faaliyetlerini maskeleme aracı haline gelmektedir. Tahminlere göre, Çin kökenli olup da Çin dışında ve çoğunlukla kendilerinin sayıca fazla olduğu mahalleler kurarak yaşayan 60 milyon Çinli vardır. [3]
 
Çin kökenli sınıraşan organize suçlar, uyuşturucu madde kaçakçılığı, göçmen kaçakçılığı, sahtecilik, fuhuş ve siber suçlar gibi alanlarda yoğunlaşmaktadır. Çin’deki Özel Yönetim İdareleri olan Hong-Kong ve Makao gibi yabancı işgaline uğrayan ve dış dünyayla bağlantıları halen çok güçlü olan bölgeler suç örgütleri için de cazip alanlardır. 
 
Çin, uyuşturucu kaçakçığı dâhil olmak üzere birçok suç için idam cezasını en çok uygulayan ülke olmakla birlikte ülkedeki uyuşturucu suiistimalinde azalış değil aksine artış gözlenmektedir. Çin’in 19. yüzyıldaki İngiliz afyon ticareti kaynaklı trajik tecrübesi ülkeyi, uyuşturucuya sıfır tolerans politikası izlemeye yöneltmiştir. O dönemi kısaca hatırlarsak, Çin 19. yüzyılın ortalarından 20. yüzyılın başına kadar İngiltere’nin kontrolündeki Hint afyonunu satın almaya zorlanmıştır. Çin imparatorunun, İngilizlerin büyük karlar elde ettiği bu ticareti engellemeye kalkışması topraklarına yönelik iki ayrı askeri harekâtın yapılmasına sebep olmuş ve neticesinde ülkede afyon yasal hale getirilmişti. [4] Çin’in afyon ticareti, üretimi ve kullanımı bakımından içine düştüğü bu kötü durum 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar sürmüştü. 
 
Şu anki duruma baktığımızda ise, ülkedeki insanların alım gücünün artmasıyla birlikte, afyon, eroin, met amfetamin, ecstasy ve ketamin gibi uyuşturucu maddeler yasadışı piyasada müşterileri bulmaktadır. Özellikle sentetik uyuşturucuların kullanımı genç ve zengin Çinliler arasında giderek yaygınlaşmaktadır. [5]
 
Eroin maddesi, ‘Altın Üçgen’ diye tabir edilen bölgeden özellikle Myanmar (Burma)’dan Çin’e gelmektedir. Buna ek olarak dünya yasadışı afyon üretiminin %90’ının yapıldığı Afganistan’dan Çin’e yönelik bir eroin güzergâhının oluşturulmaya başlandığı da çeşitli uluslararası raporlara yansımaktadır. [6] 
 
Çin’de, uyuşturucu maddeyi yurtdışından getirmek yerine ülke içinde üretmeye yönelik eğilimlerde de artış vardır. Öte yandan, Çin, eroin, kokain ve amfetamin üretiminde gerekli olan ara kimyasal maddelerin en büyük üreticilerindendir. Bu kimyasal maddeler aslında yasal alanda ara madde olarak kullanılmak üzere üretildiği halde sahte belgeler ve bildirimlerle yasadışı alana kaydırılarak hem ülke içinde hem de ülke dışında uyuşturucu madde üretiminde kullanılmaktadır.
 
Son dönemde Çin göçmen kaçakçılığı örgütleri de adından sıkça bahsettirmektedir. Her yıl onbinlerce Çinli, ülkesini terk ederek yasadışı göçmen olmaktadır. [7] Diğer taraftan, Çin’in güney kıyısındaki sanayi şehirlerine çalışmak üzere Afrika’dan ya da Kuzey Kore, Vietnam ve Mynmar gibi bölge ülkelerinden gelen kaçak işçiler de bulunmaktadır. Ancak bunların sayısı Çin’den dünyaya yayılan kaçak nüfusla karşılaştırıldığında çok değildir. Çin, 2004 yılında yürürlüğe giren “Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Yapılan Göçmen Kaçakçılığına Karşı BM Protokolü”nü de ne imzalamış ne de onaylamıştır.
 
Çin, insan ticareti suçları bakımından ise kaynak, transit ve hedef ülke konumundadır. Bilindiği gibi insan ticareti suçları ekseriyetle kadın ve kızların zorla ya da kandırılarak fuhuş sektöründe veya ev işleri, fabrika ya da tarla gibi insan gücünü gerektiren diğer sektörlerde zorla çalıştırılmaları anlamına gelmektedir. Uluslararası suç örgütlerince kaçırılan Çinli kadın ve kızlar başta Malezya, Tayland, Japonya, Burma, Singapur, Tayvan gibi bölge ülkeleri olmak üzere Avrupa’da ve ABD’de fuhuş sektöründe çalıştırılmaktadır. Yine daha çok bölge ülkelerinden kaçırılan kadın ve kızlar da Çin’de aynı amaçlarla suiistimal edilmektedir. [8] Çin insan ticareti açısından kaynak, transit ve hedef ülke olmasına rağmen BM’in bu alandaki en önemli ve kapsamlı Protokolü olan “İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol”üne henüz taraf değildir. [9]
 
Uluslararası terminolojide insan ticaretinin altında değerlendirilen organ kaçakçılığı ile ilgili Çin kaynaklı birçok iddia bulunmaktadır. Böbrek, karaciğer ya da kalp gibi karaborsada fiyatları 100 bin Dolarları bulan organların satışı ya da bunların organ bekleyen hastalara nakliyle ilgili yasal düzenleme Çin’de 2007 yılında yapılmış olmasına rağmen, fakir Çinlilerin ekonomik ihtiyaçları, zengin yabancı müşterilerin maddi gücü ve daha fazla para kazanmak isteyen doktor ve hastanelerin varlığı bu yasadışı ticarete uluslararası boyut katmaktadır. İnfaz edilen mahkûmların da organ bağışı açısından bir kaynak olduğu ancak bunun için kendilerinin ya da ailelerinin yazılı izinlerini alındığı, Çin Sağlık Bakan Yardımcısı tarafından, ‘ChinaDaily’de çıkan bir beyanatla ilk defa resmi bir ağızdan ifade edilmiştir. [10] Bu durum idam mahkûmlarının organ ve dokularının suiistimal edildiğine dair çeşitli iddiaların ortaya çıkmasına sebebiyet veren bir uygulama olarak göze çarpmaktadır.
 
Çin kaynaklı sahtecilik, kopya ürün üretimi ve kaçakçılığı suçları Ülkemiz de dâhil olmak üzere öncelikle Japonya’yı, Avrupa’yı ve ABD’yi etkilemektedir. Avrupa Birliği’nde gümrüklerde yakalanan taklit oyuncaklar, elektronik eşya, ilaç, kişisel bakım ürünleri, sigara ve kopya DVD’lerin %60’a yakını Çin menşelidir. [11] Bu taklit ürünler, ülke ekonomileri için milyarlarca Dolar vergi kaybına yol açarken, bu ürünlerin gerçeğini üreten ve satan firma ve şirketleri de ekonomik anlamda zor durumda bırakmaktadır. Ayrıca, sigara, alkol, cep telefonu gibi sahte ürünlerin herhangi bir standardı olmadığı için insan sağlığı için büyük risk taşıması da diğer bir olumsuz etkisidir. OECD, dünya genelinde ortalama 200 milyar dolarlık uluslararası sahte ve kopya mal ticareti yapıldığını bildirmektedir. [12] Dolayısıyla, bunun en az yarısının Çin kaynaklı olduğunu kabul ettiğimizde 100 milyar Dolarlık Çin kaynaklı sahte ve kopya ürün pazarının olduğu söylenebilir. Bu rakam, dünya yasadışı uyuşturucu pazarının üçte birine denk gelmektedir. Organize suç örgütleri için karı çok ve riski az olan bu yasadışı alanın önümüzdeki dönemde, tüketici talebine bağlı olarak daha da büyüme eğiliminde olacağı düşünülmektedir.  
 
Son yılların hızla büyüyen diğer bir yasadışı faaliyeti de siber suçlardır. Komünist Parti’nin idaresi altında varlığını sürdüren Çin halkının şu anki rakamlarla %20’si (yaklaşık 250 milyon kişi) internet kullanmaktadır. Bu sayıyla Çin, internet kullanıcı rakamlarında üst sınırlarına ulaşmış olan ABD ve Batı Avrupa’yı geride bırakmış durumdadır. Çin’de bilgisayar ve internet konusundaki gelişen bu ilgi ve uzmanlığı haksız maddi kazanca çevirmek isteyen suç gruplarının oluştuğu gözlenmektedir. Siber suçlarda sadece banka ve kredi kartı dolandırıcılığı ya da botnetler söz konusu değildir. Ayrıca, İngiltere ve ABD’den birçok resmi makamın da belirttiği gibi internet aracılığıyla dünyaya yayılan birçok virüs yazılımının ve özellikle Batı ülkelerinin resmi kurumlarına yapılan siber saldırıların arkasında Çinli bilgisayar korsanlarının olduğu ileri sürülmektedir. [13] Doğu Türkistan’da yaşanan üzücü hadiseler sebebiyle Türkiye’nin ortaya koyduğu tepkiyle başlayan süreçte Çinli siber korsanların Türk Büyükelçiliği’nin web sitesini çökertmesi bu konudaki güncel örneklerden birisidir. Bu açıdan bakıldığında elektronik ortama taşınan devletlerin ki buna ülkemiz de dâhildir- siber güvenlik politikalarını gözden geçirmeleri ve varsa açıklarını biran evvel gidermeleri son derece önemlidir. Çin, son dönemde kendi içinde de özellikle malware (zararlı yazılımlar) ve spamların (istenmeyen reklam e-postaları) saldırılarına maruz kalmakta ve bu durum Çin Yönetimini ceza kanununda değişiklik yapmaya zorlamaktadır.
 
Gelişmekte olan ve gelişmemiş bölgeleri istikrarsızlaştıran ve bu ülkelerdeki iç çatışmaları ve savaşları besleyen faaliyetlerin başında yasadışı silah ticareti gelmektedir. Üzerinde ciddiyetle durulması gereken en önemli küresel güvenlik tehditlerinden birisi olan bu sınıraşan suç faaliyeti, esasen, silah ve mühimmatı yasal üretimden kaçağa kaydırmak suretiyle yürütülmektedir. Yıllık 1 trilyon Doları aşan büyüklüğe sahip olan yasal silah ticaretinden en fazla kar sağlayan ülkelere baktığımızda ise, bunların BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi olan ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin olduğu görülmektedir. [14] Dolayısıyla bu ülkeler silah ticaretinin meşru kanalların dışına çıkmaması için azami gayret göstermesi gereken ülkelerin başında yer almaktadır.  Bu kontrolün etkin olarak sağlanması amacıyla, 2005 yılında, uzun müzakere ve tartışmaların sonunda  “BM Ateşli Silahların, Bunların Parçalarının ve Bölümlerinin ve Mühimmatın Yasadışı Üretimi ve Kaçakçılığına Karşı Protokol” kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Ancak Çin’in de dâhil olduğu bu beş ülkeden söz konusu Protokole taraf olan henüz yoktur. [15]
 
Son olarak dünya ekolojik dengesi açısından da çok önemli bir konu olan uluslararası kereste kaçakçılığına kısaca değinmemiz gerekir. Küresel ısınmanın yaşandığı ve dünyanın doğal dengesinin hızla bozulduğu günümüzde, yasadışı olarak kesilen ağaçlardan elde edilen kerestenin uluslararası kaçakçılığı, Çin’deki ekonomik büyüme oranlarına da paralel olarak hızla artmaktadır. Endonezya, Malezya, Doğu Rusya, Brezilya, Mynmar ve Afrika’nın birçoğu koruma altındaki ormanlarından kesilerek getirilen kaçak keresteler Çin’de alıcı bulmaktadır. [16] Dünyanın oksijen ve hayat kaynağının bu şekilde hızla tükenmesi, küresel ısınma tehlikesinin kapımızı çaldığı bu günlerde daha da önem kazanmaktadır. Öte yandan, sadece orman ürünleri değil bu ormanlarda yaşayan vahşi hayvanların da tükendiğini not etmeliyiz. Bunun sebebi sadece ormanların yok edilmesi değil, bizzat uluslararası kaçakçıların faaliyetleridir. Interpol tahminlerine göre 10 ila 20 milyar Dolar arasında bir yasadışı pazar hacmine sahip olan vahşi hayvan ve hayvan ürünleri kaçakçılığında [17] da ABD’yle beraber Çin’in en büyük tüketici pazarı olduğunu görmekteyiz. [18]
 
Birçok ülkenin sınıraşan suç faaliyetleri açısından aynı anda kaynak, hedef ve transit konumda olabileceği açıktır. Çin Halk Cumhuriyeti’ni burada önemli kılan, yukarıda ipuçlarını verdiğimiz gibi, suç faaliyetlerindeki çeşitlilik ve boyutlarının dünya ölçeğinde birçok ülke tarafından hissedilir olmasıdır. İlerleyen dönemde sadece dış dünyanın değil bireysel alım gücünün hızla artığı Çin’in de bu suç faaliyetlerinden artan oranda etkileneceği ve diğer ülkelerle daha yakın işbirliğine yöneleceği tahmin edilmektedir.

(Ömer Ersoy, Araştırmacı, 25 Eylül 2009)
 





SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya