BM Güvenlik Konseyi, Nükleer Silahların Yayılmasının Sona Erdirilmesi Konusunda Tarihi bir Karara İmza Attı
24 Eylül 2009 tarihinde, Güvenlik Konseyi’nin, ABD Başkanı Obama tarafından başkanlık edilen oturumunda, uzun zamandır herhangi bir gelişme sağlanamamış olan nükleer silahların yayılması, mevcut silah stoklarının aşağıya çekilmesi ve nükleer bombanın ham maddesi olan uranyum ya da plütonyum gibi çekirdeği bölünebilir maddelerin kontrolü konusunda uzlaşmaya varılmıştır. Ülkemizin, Güvenlik Konseyi geçici üyesi olan Türkiye’nin de dâhil olduğu söz konusu oturuma toplam 14 hükümet ve devlet Başkanı iştirak etmiştir. Geçici üyelerden sadece Libya alt düzeyde temsil edilmiştir. Oy birliğiyle kabul edilen 1887 (2009) sayılı bu tarihi karar, 1990’ların ortalarından beri bu konuda alınan en kapsamlı ve en üst düzey karar olmuştur. Anılan kararda, Güvenlik Konseyi, tüm ülkeleri Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Sözleşmesi’ne taraf olmaya davet etmekte ve 2010 yılında yapılacak olan gözden geçirme toplantısına kadar bu Sözleşmenin üç önemli hedefinin gerçekleştirilmesinde mesafe alınmasını istemektedir. Bu hedefler; halen nükleer silaha sahip ülkelerin bu silahlardan arındırılması, bu silahlara sahip olmayan ülkelere nükleer silahların yayılmasının engellenmesi ve nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanılmasının garanti altına alınmasıdır. Kararda, ülkelerin nükleer bomba denemesi yapmaktan vazgeçmeleri istenirken, nükleer materyallerin tehlikeli ellere düşmesinin önlenmesi için de sıkı tedbirler almaları talep edilmektedir.
Başkan Obama, alınan kararla ilgili yapmış olduğu konuşmasında, Ülkesinin kendi elindeki nükleer silahların önemli oranda azaltılması ve ileride Rusya Federasyonu ile varılacak bir anlaşma çerçevesinde tüm nükleer silahların ortadan kaldırılması konusunda 2010 yılının başında bir zirveye ev sahipliği yapacağını açıklamıştır. Bunun yanında, İran ve Kuzey Kore’yi de nükleer silahlanma konusunda uyarmayı ihmal etmemiştir. Türkiye adına oturuma katılan Başbakan Erdoğan yaptığı konuşmada, nükleer silahların bölgesel güvenlik ve istikrara zarar verdiğini belirterek, Türkiye’nin, özellikle Orta Doğu’da olmak üzere kitle imha silahlarından arındırılmış bölgeler tesisine yönelik bütün ciddi adımları desteklediğinin altını çizmiştir. Başbakan, barışçıl amaçlı nükleer teknolojilere ise kısıtlamasız biçimde erişilmesi gerektiğini sözlerine eklemiştir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın Müdürü Mohamed Elbaradei, konuşmasında, küresel nükleer kontrol rejiminin çok kırılgan ve yetersiz olduğunu ifade etmiştir. Bu konuda en önemli icra organı olmakla birlikte 90’ın üstünde ülkeyle resmi ilişkilerinin kurulamamış ya da çok yetersiz olduğunu belirterek, bu durumun küresel düzeyde ülkelerin nükleer teknoloji ve malzeme durumlarını izlemelerinin önünde önemli bir engel oluşturduğunu açıklamıştır.
BM Genel Kurulu’nun 65. Oturumu’nun devam ettiği ve bazı liderlerin Güvenlik Konseyi’ne yönelik sert eleştiriler getirdiği şu günlerde, 15 üyeli BM Güvenlik Konseyi’nin tüm dünyanın güvenliğini, istikrarını ve barışını ilgilendiren böylesine önemli bir konuyu ele almak üzere liderler seviyesinde toplanması ve tarihi bir karara imza atması, Güvenlik Konseyi’nin ve ABD başta olmak üzere bu Konsey’in asıl sahibi durumunda 5 daimi üyenin, istediklerinde ortak bir noktada buluşabileceklerini göstermektedir. Gerçi bu beş daimi üyenin- ki bunlar ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere’dir- yasal olarak nükleer silaha sahip oldukları, 1968 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Sözleşmesi’nde garanti altına alınmış durumdadır. Diğer bir ifadeyle, “nükleer silahlara bizden başka hiçbir ülke sahip olmasın, zira dünya için tehlikelidir.” mantığının ürünü olan bu Sözleşmenin mimarları, yine bu beş daimi ülkedir. Belinde silahla gezen külhanbeylerinin, “mahallede başka kimse silah taşımasın” demesine benzeyen bu durumu kabul etmeyen ve kendi ulusal güvenlik doktrinlerinde yer verdikleri gizli nükleer programlarını tamamlayarak kitle imha silahlarını elde etmeyi başaran Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail gibi ülkelerin varlığı da sorunu daha da karmaşık hale getirmektedir.
Aslında bu silahlar, kullanmaktan çok, kullanma tehdidini elinde bulundurma amacıyla vardırlar. Ancak bu durum, nükleer silaha sahip ülkelerin bunu hiç kullanmayacağı anlamına gelmemektedir. II. Dünya Savaşı’nda ABD’nin Japonya’ya attığı nükleer bombalar, bunun en somut örneğidir. Bu bombaların dumanı altında kurulan yenidünya düzeninin ortaya koyduğu nükleer silahların kontrolü ve yayılmasının önlenmesi rejiminin, bugünün dünyasına barış ve güven getirmemesi pek de şaşırtıcı değildir. Günümüzde özellikle ABD ve Rusya’nın, ellerindeki ileri teknoloji sayesinde, mevcut nükleer silah güçlerine yeni kullanım alanları geliştirdikleri gözlenmektedir. Bu yeni tip nükleer silahlar, klasik nükleer bombadan farklı olarak gücü azaltılmış taktik bombalardır. ABD’nin bu tür silahları Afganistan’da kullandığına dair ciddi iddialar bulunmaktadır.
Güvenlik Konseyi’nin nükleer silahlarla ilgili aldığı bu son karar her türlü nükleer bombanın kullanılmasını yasaklamaktan ve bunun için gerekli tedbirleri ortaya koymaktan uzak olsa da bu yönde atılmış olumlu bir adım olarak görülmektedir. Bilindiği gibi, “1968 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Sözleşmesi’nin yerini almak üzere bağlayıcılığı ve icra kuvveti olan yeni bir Sözleşmenin hazırlanması çalışmaları BM’in öncülüğünde 1995 yılından beri devam etmektedir. Bu çalışmalara olumlu katkısı beklenen Güvenlik Konseyi kararı, aslında nükleer silaha sahip ülkelerin bu konudaki ciddiyetini ve samimiyetini de test etmiş olacaktır.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı, 26 Eylül 2009)
Kaynak:http://www.un.org/News/Press/docs//2009/sc9746.doc.htm