İran’a Karşı Körfez’deki Yeni İttifak
Ortadoğu’da İran’dan sonra büyük ses getirecek bir diğer nükleer program da Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) gelecek gibi gözükmektedir. Zira Birleşik Arap Emirlikleri’nde sivil nükleer program geliştirilmesiyle ilgili kanun onaylandı. Kanunu, BAE Devlet Başkanı Şeyh Halife Bin Zeyid El Nahyan imzaladı. ‘Resmi WAM haber ajansı, yeni yasa sayesinde ABD’nin yardımıyla ülkede bir nükleer enerji tesisinin kurulmasının yolunun açıldığını kaydetti’
(Tıkla- 1). Resmi haber aracılığı ile de bu kanunun Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (UAEK) yönetmeliğine de uygun olduğu vurgulandı. Yönetmeliğe göre BAE, nükleer silah yapımına yol açabilecek uranyum zenginleştirme ya da kullanılmış yakıtı yeniden işlemeye yönelik kendi programını geliştiremeyecek. Bu vurgu nükleer programın barışçıl amaçlarla kullanılacağını bir bakıma uluslararası topluma duyurma ihtiyacından ileri gelmektedir.
Oysaki gözden kaçırılmaması gereken bir husus var. Nükleer program onayının çıkmasından beş ay önce, 2009 Mayıs ayı içerisinde Fransa Basra Körfezi’ndeki ilk askeri üssünü Birleşik Arap Emirlikleri’nde kurdu. Askeri üs Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy tarafından açıldı. “Fransa’nın Afrika dışında ilk ve en büyük askeri üssü özelliği taşıyan ve Birleşik Arap Emirlikleri‘nin Abu Dabi Emirliği açıklarında bulunan üssün ‘stratejik petrol taşıma güzergâhlarının güvenliğini artırma ve Somali açıklarındaki korsanlık girişimleriyle ortak mücadeleye katkı’ gerekçesiyle kurulduğu bildirildi”
(Tıkla- 2). ABD Başkanı Barack Obama ise yine Mayıs ayı içerisinde BAE’nin artan elektrik ihtiyacının karşılanması için nükleer enerji üretmesine yardımcı olunmasına yönelik planlarını onaylamıştı. Bu noktada stratejik Hürmüz Boğazı’nda İran’ın karşısına kurulan askeri üsse ABD ve Fransa gibi Birleşmiş Milletler’in iki önemli kurucu üyesinden tam destek verilmektedir. Fransa’nın görev yapacak 500 askeri ve halen merkez karargâhı Bahreyn’de bulunan 5. filosu ile bölgedeki en büyük yabancı güç durumundaki ABD de düşünüldüğünde bu iki ülkenin Basra Körfezi’ne adeta askeri yığınak yaptığı dikkat çekmektedir. İran’ın karşısında kurulan bu üssün, İran’ın nükleer programı ile ilgili hassas bir dönemde gündeme gelmesi, üssün önemini daha da artırmaktadır. Ayrıca Le Monde Dergisi’nde üssü değerlendiren bir diplomat, “İran Emirliklere saldırırsa Fransa’ya saldırmış olur” açıklamasında bulundu
(Tıkla- 3).
Arap ülkeleri ile İran arasında çıkabilecek olası bir çatışmada bölgede önemli bir denge unsuru olan Türkiye’nin nasıl bir rol oynayacağı hususu burada önem arz etmektedir. İran’a karşı üstü örtülü olarak oluşturulan bu ittifak, sadece BAE’nin güvenliğine hizmet etmekle kalmayıp, uzun vadede uluslararası ilişkilerde de İran’ı izlemeye dönük bir üs olarak kendini gösterecektir.
(Özlem Pınar ORAN, Savunma - Güvenlik - Terör Masası, Kıdemli Asistan, 05 Ekim 2009)