Demokratik Açılım ve ‘İfade Krizi’ Gölgesinde PKK
Demokrasi rüzgârlarının estiği şu günlerde ‘ifade krizi’, açılım tartışmalarına damgasını vuran önemli konulardan birisi olarak kendisini göstermektedir. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, usulüne uygun tebligat yapıldığı halde duruşmaya gelmeyen DTP Grup Başkanvekili ve Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ile DTP Genel Başkan Yardımcısı ve Mardin Milletvekili Emine Ayna’nın zorla duruşmaya getirilmesine karar verdi. Demirtaş ve Ayla, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 7/2. maddesinde tanımlanan “terör örgütünün propagandasını yapmak” suçunun, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 14. maddesinde öngörülen “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelik suçlardan olduğu” gerekçesiyle yargılanıyor. Ancak Demirtaş ve Ayna, duruşmaya gitmeyi reddediyor.
Gerek Cumhurbaşkanı Gül, gerekse Başbakan Erdoğan DTP’li milletvekillerinin ifade krizine çözüm için Anayasa değişikliğine işaret etti. Başbakan Tayyip Erdoğan Meclis açılışına katılmadan önce yaptığı açıklamada “DTP’li vekillerin ifade krizinin çözümü yolunda bir zemin oluşursa ve muhalefet bu yönde bir adım atarsa kendi partisinin de destek vereceğini söyledi”
(tıkla-1). Muhalefete bakıldığında ise, CHP’nin tutumu belirsizken, MHP’nin anayasada bir değişiklik yapılması konusuna karşıt olduğu bilinmektedir. Olası bir anayasa değişikliği, bu sebeple yakın zamanda mümkün gözükmemekle birlikte asıl incelenmesi gereken konu, yargı sürecinin demokratik açılımı nasıl etkileyeceği ve çıkan sonucun PKK terör örgütünün elini güçlendirip güçlendirmediği olmalıdır.
Öte yandan, Kürt halkının temsilcisi olduğunu ileri süren terör örgütü PKK, kurulduğu 1978 tarihinden bu yana iddia ettiği gibi Kürtlerin haklarını savunmak yerine, onlar için olumsuz sonuçlar doğuracak politikalar izlemiştir. Yürüttüğü yasadışı silahlı mücadele yüzünden öncelikle Kürt kimliğinin korku uyandıran bir hale bürünmesine, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin ekonomik açıdan geri kalmasına ve yatırımcıların bölgeye yatırımlar yapmaktan kaçınmalarına, bölgede şiddet içeren eylemlerde bulunup sadece Türk ailelerinin değil, Kürt ailelerin de zalimce katledilmesine neden olmuştur. Kısacası faydalı olmak yerine Kürt vatandaşları ile Türkiye Cumhuriyeti arasında bir boşluk yaratmıştır. Bu noktada, demokratik açılım görüşmelerinde DTP’li milletvekillerinin terör örgütü lideri Öcalan’ın muhatap alınması talepleri ise Kürt halkının çıkarlarını gözetmekten çok uzak gözükmektedir.
Sonuç olarak, DTP’nin Kürt halkının mı yoksa terör örgütü PKK’nın mı çıkarlarını gözettiği soruları kafaları karıştırmaktadır. Ayrıca, ifade krizi ile birlikte demokratik açılım sürecinin yavaşlayacağı beklentileri hüküm sürecek gibi gözükmektedir.
(Özlem Pınar ORAN, Savunma - Güvenlik - Terör Masası, Kıdemli Asistan, 02.10.2009)