Sınır aşan Suçları Sınırlandırmak Mümkün mü?
Genel bir Bakış
90’lı yılların başında, soğuk savaşın bitimi, yeni ulus devletlerin ortaya çıkışı, teknolojik gelişim, küreselleşme ve silahlı çatışmalarda görülen artış gibi çeşitli faktör sebebiyle sınıraşan suç faaliyetlerinde ciddi oranda artışlar yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir. Küresel hale gelmiş olan organize suçlar, günümüzde artık sadece, semtleri, sokakları ya da şehirleri değil daha geniş ölçekte hemen hemen her bir ülkeyi ve makro düzeyde uluslararası güvenliği tehdit eden risk faktörlerinden birisi olarak kabul edilmektedir.
Örneklere baktığımızda, uyuşturucu kartelleri Orta Amerika’da, Meksika ve Karayipler’de şiddeti artırmaktadır. Meksika’da geçen yıl uyuşturucu bağlantılı şiddet olaylarından dolayı yaklaşık 6000 kişi hayatını kaybetmiştir. Meksika kökenli uyuşturucu kartellerinin kullandıkları silahların %90’ının ABD’den temin etmeleri ise sınıraşan organize suçların tek yönlü olmadığını gösteren çarpıcı bir örnektir.
[1][1]
Günümüz rakamlarına göre, 15-65 yaş arası dünya nüfusunun yaklaşık %5’i uyuşturucu madde kullanmaktadır. Her yıl on binlerce kişi uyuşturucu kullanırken doz aşımı ya da kullanıma bağlı diğer nedenlerle hayatını kaybetmektedir. Yakalanan yüz binlerce uyuşturucu satıcısı ve kaçakçısı ise hapishanelerde cezalarını çekmekte; İran ve Çin gibi ülkelerde ise idam cezası ile karşı karşıya kalmaktadır. Bilinen birçok sınıraşan suç faaliyetinden en kârlısı olmaya devam eden uyuşturucu madde kaçakçılığının maddi büyüklüğüne baktığımızda ise bu sayısal verilerin azaltılabilmesinin ne kadar güç olduğu ortaya çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) tahminlerine göre, yasadışı uyuşturucu sektörü 320 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahiptir ki bu rakam dünyadaki ülkelerin %90’ının milli hâsılasından daha büyük bir parasal gücü ifade etmektedir. Kendisiyle yasadışı faaliyet arasına mesafe koyarak organize suç ekonomisini yöneten ve yönlendiren uyuşturucu baronlarının, kendini riske atacak onbinlerce eleman bulması ve polis tarafından yakalananların yerine yenilerini koyması çok zor olmasa gerektir.
[2][2]
Yasadışı uyuşturucu ticaretinin üstüne insan ticareti ve göçmen kaçakçılığı, fidye amaçlı adam kaçırma, yasadışı silah ticareti, vergi kaçakçılığı, tarihi eser kaçakçılığı, yolsuzluk, çevre suçları, bilişim suçları ve suç gelirlerinin aklanması gibi diğer yasadışı faaliyetleri de eklersek küresel suç ekonomisinin en iyimser tahminlerle 700-800 milyar Dolar gibi bir parasal güce hükmettiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu yasadışı kazanç, suç faaliyetini bizzat organize eden, ona göz yuman, koruma sağlayan ve aklanmasına aracılık eden kişi ve gruplar arasında paylaşılmaktadır. Dünyanın çeşitli bölgelerinde zaman zaman yürütülen örtülü operasyonların finansmanında kullanılmasının önünde de herhangi bir engel yoktur. Dolayısıyla yasalar, yasadışı yollarla elde edilen kazancın büyüklüğü karşısında yok sayılmakta ve çiğnenmektedir.
Birçok ülkede yasadışı gelirlerin yasal sektörlere sızmasını engellemek amacıyla etkili ve caydırıcı finansal, polisiye ve adli tedbirler devrede olmasına rağmen, özellikle bazı ada devletlerinin suç örgütlerine vergi cenneti ve para aklama merkezi gibi hizmet vermesi, sorunun diğer önemli bir boyutunu teşkil etmektedir. Sınır aşan organize suç alanındaki bu olumsuz durumun, küresel mali krizin de etkisiyle daha da kötüye gitmesi beklenmektedir.
Ekonomik ve siyasi istikrarın tam olarak sağlanamadığı, iç güvenlik ve denetim organlarının görevini yeterince yapamadığı, demokratik sistemin tam olarak işlemediği ya da silahlı çatışma ve iç kargaşanın hâkim olduğu ülkelerde organize suç faaliyetleri çok daha ciddi sosyo-ekonomik ve güvenlik sorunlarına sebep olmaktadır.
Organize suç örgüleri, bulundukları ülkede siyaseti, medyayı, kamu yönetimini, adaleti, ekonomiyi ve genel olarak tüm toplumu tesir altına alma gayreti içinde faaliyetlerini icra etmektedir. Temel olarak iki amaçları vardır. Birincisi, yasal takibata yakalanmayacak kadar güçlü ve görünmez olmak, ikincisi ise, maksimum kâr elde etmektir. Bu temel amaç çevresinde, gerektiğinde diğer suç organizasyonları ile ittifaklar kurulmakta, kamusal ve siyasi gücü elinde bulunduranlara rüşvet verilmekte, tehdit ve baskı uygulanmakta, bazı kişilerin mesleki uzmanlığından ya da kanuni bağışıklıklarından yararlanılmakta veya örgüt içi katı bir disiplin ve ceza sistemi uygulanmaktadır.
Suç örgütlerinin suiistimal etmekten vazgeçmeyecekleri alanlar ise şunlardır; ülkelerin farklı hukuksal düzenlemeleri, teknoloji ve küreselleşmenin insan, mal ve para transferinde sağladığı önemli kolaylıklar ve geçirgen ulusal sınırlardır. Ayrıca, sınır aşan suç örgütlerinin ülkelerin mücadeleci birimleri arasındaki koordinasyon ve bilgi paylaşımındaki boşluklardan da yararlandıkları bilinmektedir.
Suç örgütleri, kargoyla gönderdikleri bir yasadışı malı, uydu destekli izleme sistemiyle an be an takip edebilmekte, yine uydu telefonu aracılığıyla haberleşmesini yapabilmekte, çok büyük bir hareketliliğin yaşandığı hava-deniz-kara ticari kargo ağları içinde yasadışı mallarını saklayabilmektedir. Ticari taşımacılık sektörünün %100 denetim altında işlemesi zaten pratikte mümkün değildir. Örneğin dünyanın en büyük limanlarından Rotterdam limanına gelen konteynırların ancak %1’inin kontrol edilebildiği bir ticari nakliye sektörü elbette uluslararası kaçakçılar için uygun bir araç olmaya devam edecektir.
Yapılanma boyutuna baktığımızda ise sınır aşan organize suçlar için standart bir yapılanmasından söz etmemiz mümkün değildir. Örneğin, uyuşturucu madde kaçakçılığı yapan suç gruplarıyla, kadın ticareti, göçmen kaçakçılığı, bilişim suçları veya yolsuzluk suçları işleyen suç grupları çok farklı özellikler göstermektedir. Bunlardan uyuşturucu madde kaçakçılığı yapan organizasyonların aile ya da etnik bağlarla birbirlerine sıkıca bağlandıkları görülmektedir. Bu çekirdek organizasyon, uyuşturucu maddeyi üreten, temin eden, taşıyan ve sokakta satan gruplarla işbirliği yapmaktadır. Göçmen kaçakçılığı ya da kadın ticareti suç örgütlerinde ise fonksiyonel işbölümüne gidildiğinden, akrabalık bağından ziyade birbirlerini tanımasalar dahi maddi menfaat ağlarının kurulu olduğu gözlenmektedir. Bilişim suç örgütleri ise, aynı çevreden (sanal ya da fiziki çevre) gelen ve teknik bilgiye sahip kişilerden oluştuğu görülmektedir. Bu şahıslar arasında kurulan hiyerarşide, sahip oldukları teknik bilgi belirleyici rol oynamaktadır. Ayrıca kendi aralarında geliştirdikleri bir teknik terimlerin de sıklıkla kullanıldığı bir jargonları bulunmaktadır.
İşbirliği İhtiyacı Ülkeleri Harekete Geçiriyor
Ulusal sınırlarla bağlı kalmayan ve faaliyetlerini sınır ötelerine taşıyan suç örgütlerine karşı ülkelerin ellerindeki tüm imkânlarla karşı koymaları, ortak ve kararlı bir tutum dâhilinde birbirleriyle etkin işbirliğine gitmeleri günümüzde bir tercih olmaktan çıkmış adeta bir zorunluluk haline dönüşmüştür. Artan işbirliği ihtiyacını bu cümleyle teorize ettikten sonra bu alanda pratikte neler yaşandığına bakmak gerekir.
Aslında, uluslararası polis işbirliği faaliyetleri küreselleşme çağının bir icadı değildir. Tarihsel sürece baktığımızda bu güvenlik işbirliği ihtiyacı, ulusal polis teşkilatlarının sadece kriminal konulara odaklanmaya ve dolayısıyla profesyonelleşmeye başladığı 19. yüzyılın son dönemlerinden itibaren çeşitli biçimlerde kendini hissettirmeye başlamıştır. Örneğin 19. yüzyılın son dönemlerinde Avrupa’da artan anarşizm kaynaklı şiddet olaylarının engellenmesi konusunda ve ardından 20. yüzyılın başında o günkü tabiriyle beyaz kadın ticaretiyle mücadele konusunda uluslararası konferanslar düzenlenmiştir. Ancak ülkelerin ideolojik farklılıkları ve konuların hükümetler arası siyasi bir sorun olarak ele alınışı bu alanlarda uluslararası polis işbirliğinin sınırlı kalmasına yol açmıştır.
[3][3]
Daha sonraki yıllarda polis teşkilatlarının kendine özgü kurumsal kimliğe sahip olmaları, uluslararası suç faaliyetlerinin giderek artması ve sınır aşan suç faaliyetlerinin siyasi platformlar yerine, işbirliği yapılması gereken bir uzmanlık alanı olarak görülmeye başlamasıyla birlikte, polis işbirliğine yönelik daha ciddi adımlar atılmaya başlamıştır. 1923 yılında polisiye işbirliği ve bilgi değişimi amacıyla kurulan Uluslararası Kriminal Polis Komisyonu’nun günümüzde küresel polis bilgi ve iletişim kanalı haline geldiğine şahit olmaktayız.
[4][4]
Ardından Birleşmiş Milletler’in çatısı altında kurulan Uyuşturucu Maddeler Komisyonu (UMK) ve Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) o dönemde ülkeleri en çok rahatsız eden suç faaliyeti olan yasadışı uyuşturucu ekimi, üretimi ve kaçakçılığı ile mücadelede küresel koordine organları olarak faaliyetlerine başlamıştır. Bu organlara 90’lı yılların başında Suçun Önlenmesi ve Ceza Adalet Komisyonu (SÖCAK) ve Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Programı (1997 yılında görev alanına terörizm ve diğer sınır aşan suçları da ekleyerek BM Uyuşturucu ve Suç Önleme Ofisi-UNODC adını almıştır) dâhil olmuştur.
20. yüzyılın ikinci yarısında, buküresel teşkilatların yayına, görev alanında sınır aşan suçlara karşı işbirliğinin de olduğu çeşitli bölgesel teşkilatların kurulduğunu görmekteyiz. Örneğin, Avrupa Konseyi, Uluslararası Göç Örgütü (IOM), İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (OECD), Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Pompidou Grubu, Uluslararası Uyuşturucuyla Mücadele Konferansı (IDEC), Dublin Grubu, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Avrupa Sahtecilikle Mücadele Ofisi (OLAF), Mali Eylem Görev Grubu (FATF), Avrupa Polis Ofisi (Europol), AB İstikrar Paktı, Güneydoğu Avrupa İşbirliği Girişimi (SECI) bu dönemde kurulan bölgesel teşkilatlardandır.
2000 yılından sonra ise özellikle Afgan kaynaklı eroinin Batı ülkelerine kaçakçılığıyla mücadeleye odaklanan ve BM çatısı altında faaliyet gösteren iki ayrı uluslararası girişim göze çarpmaktadır. Bunlar 2003’te hayata geçirilen Paris Paktı ile 2007’de kurulan Orta Asya Bölgesel Bilgi ve Koordinasyon Merkezi (CARICC)’dir. Yine bu dönemde Avrupa Birliği de, Balkan ülkelerinden kendi topraklarına yönelik sınır aşan suç tehdidiyle mücadeleye dönük çaba içine girmiş durumdadır.
Her ülkenin suçla mücadele önceliği ve stratejisi elbette ki farklılık göstermektedir. Kimisi terörizmle kimisi sahte ve kopya ürünlerle, kimisi uyuşturucu madde kaçakçılığı, insan ticareti veya göçmen kaçakçılığıyla mücadeleyi birincil öncelik olarak kabul ederek ona göre hareket etmektedir. Bu duruma somut bir örnek vermek gerekirse bilindiği gibi, 2003’de yürürlüğe giren SASMUS’u (BM Sınır aşan Organize Suçlarla Mücadele Sözleşmesi) tamamlayıcı üç Protokolden birisi olan Ateşli Silahlar Protokolü’ne, ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin başta olmak üzere önde gelen silah üreticisi ülkeler taraf değilken, bu silahların kontrolsüz yayılmasından ve kaçakçılığından etkilenen örneğin Meksika, Liberya, Peru, Nijerya, Güney Afrika gibi ülkelerin hemen taraf olduğu görülmektedir.
[5][5]
Diğer taraftan, büyük ve cazip tüketici pazarının olduğu Batıya, güney Asya’dan taklit ve kopya ürünlerin gönderilmesi konusunda da ortak bir tepkinin gösterilmesi kolay değildir. Diğer bir çarpıcı örnek ise, terörle mücadelenin uluslararası boyutunda yaşanmaktadır. Zira, Birleşmiş Milletler 70 yılı aşkın bir süredir ortak bir terörizm tanımı bulamamıştır.
Ancak her halükarda, geliştirilen ve işletilen bölgesel ve uluslararası mekanizmalar ülkeleri ortak öncelikler bulmaya ve işbirliği yapmaya itmektedir.
Kullanılan İşbirliği Vasıtaları
Mücadele cephesine baktığımızda sağlam işbirliği kanallarının tesisi için ülkelerin üst düzey irade ve kararlılık göstermelerinin gerekli olduğu apaçık ortadadır. Zaman içerisinde işbirliğinin içeriğine yönelik çeşitli uygulamalar ve sistemler geliştirilmiştir. Ancak şunu baştan kabul etmek gerekir ki bu uygulamalar, organize suç örgütlerinin kendi aralarında var olan işbirliğinden daha ileri düzeyde değildir. Sınır aşan organize suç ağlarından farklı olarak ülke makamlarının hareket biçimlerini sınırlayan ya da düzenleyen hukuk kuralları ve ulusal egemenlik sınırları mevcuttur. Suç örgütleri açısından ise yazılı olmayan kurallar ve en önemlisi de güven unsuru belirleyicidir.
Kolluk birimleri arasında yürütülen işbirliğinin hukuki zeminini ilgili ülkeyle var olan güvenlik işbirliği anlaşması veya her iki tarafın da onaylamış olduğu ve uluslararası işbirliği metotlarına belirten uluslararası Sözleşmeler oluşturmaktadır. Bu yasal zemin olmadan etkin işbirliğinin başlaması mümkün değildir. Ancak bu sözleşmeleri ya da anlaşmaları sadece onaylamak yetmemektedir. Bunun ötesinde, ilgili uluslararası belgelerin iç hukuk haline getirilmesi de gerekmektedir. Uluslararası Sözleşmelerin temelde söyle bir faydası vardır; ülkelerdeki farklı yasal düzenlemeleri en aza indirerek suç ve ceza sisteminin birbirine uyumlaştırılmasını sağlamaktadır. Aksi halde zaten işbirliği yapacak bir konu ortada olmayacaktır. Örneğin Çin’de bilgisayar korsanlığının ya da marka taklitçiliğinin suç olmadığını farz edelim. Bu durumda Çinli sigara kaçakçılarına yönelik diğer ilgili ülke polisince etkin bir soruşturmanın yapılabilmesi mümkün olamayacak zira Çin makamları ülkelerinde suç sayılmayan bir fiilden dolayı ilgili ülkeyle polisiye ya da adli işbirliğine gitmeyecektir.
Uluslararası işbirliğine dair hukuki zemin sağlandıktan sonra, ülkeler bu yasal enstrümanların verdiği izin ölçüsünde operasyonel veya stratejik bilgi alışverişi yapmak, ortak soruşturma ekipleri ya da bilgi sistemleri kurmak konusunda yetkilenmiş olacaktır. Ancak böyle bir imkâna sahip olmak hemen işbirliği yapılacağı anlamına gelmemektedir. Ülke birimlerinin birbirlerini tanımaları, karşılıklı işbirliği ihtiyacının hissedilmesi ve iki ülke arasında dostane ilişkilerin mevcut olması en azından hasmane bir tutum ya da bir siyasi gerginliğin olmaması gerekmektedir. Türkiye- Suriye örneğini ele alırsak, Hafız Esat döneminde var olan gergin siyasi ilişkiler suçla mücadeleyi hedef alan işbirliğinin gelişmesine de engel olmuştur. Son dönemde siyasi ilişkilerin düzene girmesinin ardından sınır aşan suçlarla mücadelede de ortak çalışmalar yapılmaya başlamıştır.
Operasyonel bilgi paylaşımında ise karşılıklı olarak belirlenen irtibat noktaları (focal point), ya da irtibat görevlileri devreye girmektedir. Bu noktada işbirliği, İnterpol bilgi sisteminde olduğu gibi 187 ülkenin dâhil olduğu bir sistem içinde değil, acil ihtiyaçlara cevap verecek şekilde hızlı ve ilgili görevliler arasında gerçekleşmektedir. Elbette polisiye işbirliği kapsamında hangi bilginin ne amaçla paylaşılabileceği ülkenin iç mevzuatı referans alınarak tespit edilmektedir. Burada önemli olan husus sınıraşan suçlarla mücadele kapsamında diğer ülke polis teşkilatlarıyla günlük bilgi paylaşımını yürüten birimlerin bilgi paylaşımındaki ulusal ve uluslararası hukuki sınırlarını çok iyi bilmesidir.
Son dönemde sınır aşan suç ve suçluya yönelik işbirliğinin yanı sıra, ülkelerin ilgili birimlerinin suçla mücadele kapasitelerinin geliştirilmesine odaklanan işbirliği uygulamalarında da artış gözlenmektedir. Afganistan ya da Kolombiya örneğinde olduğu gibi, yeterli düzeyde ekipman, uzman personel ya da idari ve hukuki alt yapıya sahip olmayan ülkelere, bu imkanlara sahip ülkelerce doğrudan ya da BM ve bölgesel kuruluşlar kanalıyla yardım ve destekte bulunulmaktadır. Yardıma ihtiyacı ülkelerin bu şekilde suçla mücadele kapasitelerini artırarak kendi ayakları üstünde durmasını sağlamaya çalışmak uzun vadede sadece güvenlik sektöründe değil diğer işbirliği alanlarında da güçlü bağların kurulmasına katkısı sağlayacaktır.
Sınır aşan suçlara karşı tesis edilen işbirliğinin temel icracıları olan polis teşkilatlarının son dönemde uzmanlığa ve yabancı dile büyük önem vermeleri, birbirlerini tanımaları ve suçla mücadelede profesyonel bir yaklaşımı benimsemeleri işbirliğinin kalitesini artıran en önemli faktörlerdendir.
Sonuç
Sınır aşan suçlarla mücadele, her geçen gün daha fazla hissedilen güvelik işbirliği ihtiyacıyla ülkelerin dış politikalarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumdadır. Güvenlik ihtiyacı ve işbirliği tek yönlü bir olgu değildir. Ülkelerin uluslararası ve bölgesel dış politikalarının bir parçasıdır.
Önümüzdeki dönem de bu alandaki uygulamaların artarak devem edeceği değerlendirilmektedir. Kolluk birimlerinin elindeki bütçe, insan ve ekipman kaynağının, bölgesel ve uluslararası alanda artan bu işbirliği faaliyetlerinde belirleyici ve yönlendirici bir rol üstlenebilmesine imkan verecek seviyede olması gerekmektedir. İşbirliğinde öncelik verilmesi gereken ülkeler ve konu başlıkları bilimsel veriler ışığında tespit edilerek kurumlar arası eşgüdüm içinde bu ülkelere ve konulara yönelik koordineli, senkronize ve planlı adımlar atılmalıdır. Suç örgütleri açısından en caydırıcı önlem ellerindeki gelirlerin, menkul ve gayrimenkullerin alınarak devlete intikal ettirilmesidir. Önümüzdeki dönemde suç gelirlerinin müsadere edilmesine yönelik işbirliği çabalarında artış yaşanacağı değerlendirilmektedir.
Sınır aşan organize suçla mücadelenin de bir süreç olduğunu ve bu süreci rasyonel tercihler ışığında elbirliğiyle yönetenlerin daha başarılı ve uzun vadeli sonuçlar alacağını unutmamak gerekir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı, 22.10.2009)
[1] http://www.azstarnet.com/allheadlines/285768
[2] Peter Heilein, “UN Says Global Demand For Illegal Drugs Soaring”, 29 Haziran 2005, (http://www.voanews.com/burmese/archive/2005-06/2005-06-29-voa5.cfm?moddate=2005-06-29)
[3] Mathieu Deflem, “History of International Police Cooperation”, Richard A. Wright ve J. Mitchell Miller (Der.), The Encyclopedia of Criminology, (New York:Routledge, 2005) s. 796.