İsrail: Sağlık ve Güvenlik – Genetik Müdahale Yasağı Uzatıldı
13 Ekim 2009 tarihinde İsrail Parlamentosu (Knesset) 1999 tarihli genetik müdahale (insan kopyalama ve genetik değişiklik için hücre üretme) yasağını öngören yasayı 23 Mayıs 2016 tarihine kadar uzattı. Kanun ilk çıktığında 5 yıllık bir süreyi kapsamıştı. Ancak daha sonra uzatılmasına karar verilmişti. Geçen hafta verilen uzatma kararının gerekçesinde şu belirtilmektedir; özellikle, insanlar üzerinde uygulanacak olan klonlama tekniğinin doğuracağı sonuçlar tam olarak bilinmemektedir. Ayrıca, bu konu tüm dünyada etik ve hukuki açıdan tartışılmaya devam etmektedir. 1999 tarihli kanun, klonlanma tekniğiyle insan üretmeyi yasaklamaktadır. Diğer taraftan kanun, insan onuruna zarar vermeyeceğine karar verilmesi halinde, Sağlık Bakanının izniyle ve Helsinki Yüksek Komitesi’nin, insan üzerinde tıbbi deneyler yönetmeliğine uygun olarak yayınladığı tavsiyelere bağlı kalarak, genetik müdahaleye olur vermektedir. (Tıkla-1)
1997 yılında İskoç bilim adamlarının, İngiltere’nin Roslin Enstitüsü’nde, Dolly isimli kopya koyunun doğduğunu ilan etmeleriyle, insan kopyalama ihtimali de, dünyanın karşı karşıya kaldığı en ciddi tehdit ve endişelerin arasına girmiştir. Koyundan sonra inek, keçi, kedi, domuz ve fare gibi birçok hayvanın kopyalanmış olması ve bu alanda teknolojik kabiliyetlerin giderek artması endişeleri daha da arttırmaktadır.
Tartışmalar devam ederken, BM Genel Kurulu, insan kopyalamanın yasaklanmasını tavsiye eden Uluslararası Deklarasyonu 34’e karşı 84 oyla kabul etmiştir. (Deklarasyon her türlü insan kopyalama uygulamasının insan onurunu zedeleyeceğini vurgulayarak, tüm ülkelerden bu konuda yasal tedbirler almasını istemektedir.) Karara göre, insan onuruna aykırı genetik mühendislik uygulamaları da yasaklanmalıdır. Bağlayıcılığı olmayan bu karara hayır diyen ülkeler de olmuştur. Çin, Fransa, Hindistan, Japonya, Hollanda, İspanya ve İngiltere bu ülkeler arasındadır. Aslında bu görüş ayrılığının çıkış sebebi, yasak kararının insan kopyalamanın tüm biçimlerini kapsamasıdır. Karşı çıkan ülkelerin çoğu, tedavi ve bilimsel araştırma amacıyla bu tekniğe başvurulabileceğini savunmaktadırlar. Türkiye, karara, çekimser oy vererek, hayır diyen ülkelere daha yakın bir düşüncede olduğunu göstermiştir. (Tıkla 2)
İnsan nesli üzerinde atom bombası etkisi yapabilecek bu ihtimalle birlikte birçok felaket senaryosu da akla gelmektedir. Örneğin, insanların para karşılığında, böbreği, dokusu ya da karaciğeri için kendi kopyasını yaptırması, savaşlar için insan–hayvan karışımı yaratıkların üretilmesi, ya da insanların kendi yakınlarının kopyalarını istemeleri bu senaryolardan birkaçıdır. Atomu parçalayarak dünyanın kucağına müthiş bir bomba bırakan bilimin, insan tabiatını parçalamasına izin vermemeliyiz. Aksi halde dünyada normal insanların yaşayacağı biyolojik bir çevre kalmayacaktır. İnsanların bireysel güvenliğini doğrudan ilgilendiren bu riskin en aza indirilmesi ise, bu hayati konuyu ülkelerin keyfine ve tercihine bırakmadan, küresel bağlayıcılığı olan bir düzenlemenin getirilmesine bağlıdır.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı, 21 Ekim 2009)