ENGLISH
23.05.2012
Ana Sayfa » Savunma - Güvenlik - TerörGeri Dön «

Suçla Mücadelenin Üvey Evlatları

10.11.2009 12:20:24

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Suçla Mücadele Politikalarının Üvey Evlatları: Mağdurlar

 SUÇLA MÜCADELE POLİTİKALARININ ÜVEY EVLATLARI: MAĞDURLAR


Geçen hafta, uzun yıllardır tanıdığım bir arkadaşım beni telefonla arayarak kimsenin olmadığı bir zaman diliminde gündüz evine hırsız girdiğini ve bu durumdan ailece çok etkilendiklerini söyledi. Geçmiş olsun dileklerimi iletmek üzere ertesi gün evine gittim. Olay öğleden sonra 14:30 civarında, bina görevlisi alışveriş yapmak için markete gittiği esnada evin çelik kapısının kilitleri kırılmak suretiyle gerçekleştirilmiş. Karı koca ikisi de adeta şoktaydı. Ancak eşi hanımefendi olaydan çok daha fazla etkilenmiş, ürkek ve titrek sesle konuşuyor, evde yalnız kalmaktan korkuyor, “iyi ki evde yoktum, ya yalnız olduğumda hırsız eve girseydi ben ne yapardım?” diyerek içinde yaşadığı durumun vahametini ifade etmeye çalışıyor. Durumu ilk önce komşular fark ediyor ve hem polise hem de ev sahibi olan arkadaşa telefonla haber veriyorlar. Arkadaş ve eşi eve polisten sonra geliyor. Her ikisi de polisin olaya yaklaşımından, tutum ve davranışından pek memnun olmadıklarını, polislerin hırsızlık olayını adeta çok normal bir suç türü olarak gördüklerini ve mağdur psikolojisine hiç önem vermediklerini özellikle vurguladılar. Bu tabloyu görünce suçla mücadele yaklaşımlarında karşılaşılan ve teorik olarak çok büyük önem arz eden iki konuya pratik olarak şahit oldum. Bunlar, suç sonrası mağdurların yaşadığı sorunlar ve suç korkusunun, güvenlik endişesinin insanlar üzerindeki olumsuz etkileri. Her iki konunun da oldukça önemli ama bir o kadar da ileri düzeyde ihmal edilen hususlar olduğuna inanıyorum. Bu nedenle burada ilk önce mağdurların durumu daha sonraki bir yazımda da suç korkusu ve güvenlik endişesi üzerinde birkaç hususu ifade etmenin yararlı olacağına inanıyorum.
 
Bir suç işlendiğinde genelde bütün dikkatler şüpheli üzerine yoğunlaşır, enerji suçun aydınlatılması ve sanığın yakalanması yönüne odaklanır, çalışmalar adeta tamamen “suç ve suçlu odaklı” bir güvenlik konsepti üzerine kurulu olarak gerçekleştirilir. Şüphelinin tespiti, yakalanması ve dava süreci boyunca kamu kaynakları bu kişiler için oldukça cömert harcanır. Bu çok doğal ve olması gereken, evrensel hak ve hürriyetlere, adil yargılanma hakkına uygun bir model. Burada herhangi bir sorun yok. Ancak sorun, terazinin diğer ucunda bulunan ve suç olayında hep en çok ihmal edilen, unutulan mağdurlara ilişkin yaklaşım ve uygulamalarda. Maalesef, suç mağdurları çoğu kez kendi kaderleriyle baş başa bırakılmakta, haksızlığa uğramakta, kötü muamele görmekte, gereksiz yere ve uzun süre meşgul edilmekte veya yeterince ilgilenilmemekte böylece, mağdur ikinci defa mağdur edilmektedir.
 
İlk bakışta sadece polisiye bir olay olarak görülen suç aslında toplumsal derinlikleri olan bir olgudur. Suç geniş anlamda toplum ve ceza adalet sistemi dar anlamda ve birinci derecede ise mağdurlar ve daha sonra da onların yakınları üzerinde derin olumsuz izler bırakır. Yani ortaya çıkan bu olumsuz tablodan en çok etkilenenler, maddi veya manevi açıdan suçtan doğrudan zarar gören mağdurlar ve onların aile fertleri ile iş ve sosyal çevre yakınları daha sonra da toplumdur.
 
Hiç kimse, mağdur olmak için gönüllü değildir. Ancak her ne kadar bu rol hiç oynanmak istenmese de, kimin ne zaman nerede hangi suçun ne şekilde mağduru olacağının bilinmediği bir gerçeklik içerisinde, birçok insan farklı nedenlerden dolayı bu istenilmeyen deneyimi yaşamak zorunda kalmaktadır. Suçların artması ile birlikte toplumda suçla ilgili endişe ve korku da artar ve yaygın hale gelir. Böylece güven ortamı ortadan kalkar, yaşam kalitesi düşer ve toplum içinde yaşanılmaz bir hale gelir. Toplum, kendini oluşturan bireylerle birlikte bir bütündür ve bu nedenle de bir kişinin zarar görmesi, herkesin zarar görmesi demektir. “Ateş düştüğü yeri yakar” diyerek geçiştirilmeyecek kadar önemli olan bu konuda yaklaşım; “ateş sadece düştüğü yeri değil beni/bizi de yakar” şeklinde toplumsal duyarlılık, sahiplenme, yardımlaşma şeklinde kendini göstermelidir. Bu nedenle de verilen zarar, her yönüyle toplumsal sahiplenme ölçüleri içerisinde giderilmeye çalışılmalıdır. Kendisi ve diğerlerinin refahı, huzuru ve mutluluğu konusunda duyarlı olan her toplum, suça maruz kalmış, fiziksel veya ruhsal zararlar görmüş mağdurlara karşı yakın ilgi, sempati, yardım ve destek gösterme konusunda çaba göstermelidir.
 
Polisin suç mağdurlarına yönelik olumlu yaklaşımlar sergilemesinin, onlara yardımcı olmasının insani ve mesleki etik değerler ışığında çok önemli bir yönü vardır. Polis, özellikle suç sonrası sıcağı sıcağına mağdurun yanına ulaşan ilk kamu görevlisi olması nedeniyle, büyük bir manevi ve mesleki sorumluluk taşımaktadır. Suç sonrası mağdur psikolojik açıdan kendini çökmüş, çaresiz, ümitsiz, kimsesiz ve halen riskte görüyor olabilir. Polis, her şeyden önce bir insan, daha sonra da mesleki profesyonelliğe sahip uzman bir görevlidir. Bu değerler gereği polis kendisini karşıdaki mağdurun yerine koymalı, onun acısını ve sorununu anlayıp hissetmeli ve empati kurmalıdır. Suçun mağdur üzerinde meydana getirdiği olumsuz ekonomik, sosyal ve psikolojik etkiler ışığında mağdura sağlanacak destek ve yardımın niteliğinin ve çerçevesinin iyi belirlenmesi gerekir.
 
Polis, görevi nedeniyle çok sık suç ve mağdurla karşılaşması açısından artık bu tür olay ve gelişmelere duygusallığın dışında tamamen suç ve suçlu odaklı yaklaşabilmekte; mağdurun psikolojisini dikkate almayabilmektedir. Hiç kimse profesyonel mağdur değildir. Yani, bu insanlar yaşamları boyunca belki bir veya birkaç defa bu tür olaylarla karşılaşmış ve mağdur olmuşlardır. Bu yüzden mağduriyet anında ve sonrasında ne yapmaları gerektiğini bilmemesi, bilse dahi o şok anında hemen hatırlayıp uygulamaya koyabilmesi, hislerini, acısını bir kenara itip sağduyulu davranması pek mümkün olmaz. Mağdur olmak, gerçek zarar seviyesi ne olursa olsun, onlar için aşılması çok zor bir durumdur. Bu anlamda polis deneyimi ve bilgisi çerçevesinde kendisi için çok basit gibi görülen bir olayın ve mağduriyetin karşıdaki muhatap (mağdur) açısından çok büyük bir anlam ve acı dolu olabileceğini dikkate almalıdır.
 
Mağdur ile polis arasında tesis edilecek bu olumlu ilişkinin adli suç soruşturmaları açısından da çok önemli etkisi bulunmaktadır. Suçla ilgili bilgiler elde etmek, böylece olayı aydınlatmak ve suç sanıklarını yakalayıp adalete teslim etmek için soruşturmanın her aşamasında mağdurun yakın desteğine ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak burada vurgulanması gereken çok önemli bir nokta var. O da şudur: Suç mağdurlarına meydana gelen olayı aydınlatmada ve suçluya ulaşmada yararı olacağı için yapmacık ve adli çıkar odaklı yaklaşılmamalıdır. Burada tamamen insani ve mesleki değerler gereği içten, samimi ve yardımcı olacak şekilde yaklaşılmalıdır. Böyle bir içtenlik, yardım ve destek zaten doğal süreç içerisinde adli soruşturmanın işleyişine olumlu katkı sağlayacaktır.
 
Polis birimleri, hizmet içi eğitimlerinde mağdurlarla ilişkilerde dikkat edilmesi gerekli konularda uzman kişilerden yararlanmalıdır. Ayrıca, çevrede mağdurlara gönüllü olarak yardımcı olabilecek güvenilir, meslek sahibi kişilerin adı, soyadı, adresi, mesleği, telefonu ve ilgi alanı bilgilerini içeren bir listenin karakollarda veya ilgili şubelerde bulunmasında büyük yarar vardır. Bu bağlamda, cinsel suç, alkollü araç kullanma, çocukları öldürülen aileler ve diğer travma mağdurları için gönüllü yardım hizmeti sunabilecek özel organizasyonlar teşvik edilmeli ve desteklenmelidir.
 
Polisin toplumla kaynaşabilmesi ve verimli olması halk üzerinde olumlu bir izlenim bırakır. Polis ile vatandaşlar arasındaki temasın ve iyi ilişkilerin kurulup gelişmesi, her şeyden önce güçlü bir polis-halk bütünleşmesine ve dolayısıyla vatandaşıyla barışık bir sistemin oluşmasına yardımcı olur. Bu gelişim, daha sonra, vatandaşların çevrede oluşan suç ve suçlular hakkında polise bilgi vermesine ve doğal olarak, polisin suçları önlemesi ve suç sonrası faillerin yakalanması konusunda başarılı çalışmalar yapmasına yol açar. Bu anlamda polis, sadece kendisini değil (hatta kendisinden daha çok ve daha önce) kurumsal anlamda, üyesi olduğu polis teşkilatını temsil ettiğini unutmamalı ve görevini yerine getirirken duygularını kontrol edebilen, karşısındaki kişiyi anlayabilen, onun yerine kendini koyabilen, adeta bir psikolog gibi davranabilen profesyonel bir kamu görevlisi olarak vatandaşa hizmet sunabilmelidir. Kanunların, toplumsal beklentilerin ve genel sağduyunun polise yüklediği misyon budur. Polisten beklenen bu temel misyona uygun hareket etmesi, iç içe olduğu topluma gönülden hizmet etmesidir. Bu normalin çok üstünde bir beklenti olmasa gerek!
 
(Doç. Dr. Aytekin Geleri, Savunma, Güvenlik ve Terör Masası, 3 Eylül 2009)





SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya