Karayılan’dan Çelişkili Açıklamalar
Jamestown Foundation tarafından yayınlanan 'Terrorism Monitor' isimli elektronik dergiden Wladimir van Wilgenburg’un, PKK terör örgütünün elebaşlarından Murat Karayılan’la yaptığı görüşme; derginin 29 Eylül tarihli sayısında yayınlandı. Bu görüşmede Wilgenburg’un sorularını cevaplayan Karayılan, kontrolü altında olan terörist sayısını kolayca artırabileceğini, fakat şu anda meşru müdafaa stratejisini takip ettiklerini söyledi. Son dönemde PKK’nın lider kadrosu içerisinde en fazla ön plana çıkan ve adından en çok söz ettiren kişi olan Murat Karayılan, meşru müdafaa stratejilerinin en önemli parçasını siyasal mücadelenin oluşturduğunu, askeri faaliyetlerinin çoğunun savunma amaçlı olduğunu iddia etti. Daha ziyade propaganda amaçlı bir üslup sergileyen Karayılan, PKK’nın barış için hazır olduğunu, fakat direnişe devam etmeye de aynı şekilde kararlı olduklarını söyledi. Burada Karayılan’ın dikkat edilmesi gereken bir ifadesi var ki, o da Öcalan’ın Kürt sorununa barışçıl bir çözüm bulma yaklaşımına rağmen KCK’nın, Türk devletinin eski tarz yaklaşımlarında ısrar etmesi halinde buna karşı direnmek gerektiği hususunda karar aldığını vurgulamasıdır.
Karayılan’ın dikkat çeken bir başka vurgusu ise, Avrupa ülkelerinin son 11 yıldır kendilerine karşı olduğu ve yok etmek için büyük bir baskı uyguladıkları iddiasında bulunmasıdır. Bu iddia Türk kamuoyundaki genel kanaatlerin tam tersinedir. Çünkü özellikle bazı Avrupa ülkelerinin PKK’yı destekledikleri hususunda Türk kamuoyunda hep yaygın bir kanaat söz konusu olmuştur. Ayrıca özellikle PKK’nın uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetlerine ilişkin operasyonların dışında Karayılan’ı doğrulayacak çok fazla gelişme olmamıştır. PKK’nın Avrupa Birliği terör örgütleri listesine dâhil ettirilmesi dahi, Türk hükümetlerinin gayret ve baskılarıyla olmuştur. Karayılan, bölgesel olarak ABD’nin Irak’tan çekilme sonrası hesaplar içerisinde olduğunu ve bu nedenle bölgeyi yeniden düzenlemek istediğini iddia etmektedir. Bu bağlamda Amerika’nın Türkiye’nin enerji hatları bakımından öneminin arttığını düşündüğüne zira bölgede bir koridor teşkil ettiğine işaret etmektedir. Bu durum, bölgesel istikrar açısından Kürt sorununun çözümünü bölgesel ve uluslararası düzeyde daha da önemli kılmaktadır. Ona göre bölgesel istikrar ise ancak Batı tarafından Kürt hareketinin yok edilmesi ya da Kürt sorununun çözülmesi yoluyla sağlanabilir.
‘Kürt Açılımı’ konusunda ise, hükümetin Kürt sorununun çözümü için yapmaya çalıştıklarını ‘yetersiz’ olarak nitelendirmekte, özellikle IRA ve ETA’ya atıfta bulunarak dünyanın her tarafında iki taraflı görüşmelerin olduğunu, fakat Türk hükümetinin kendilerini muhatap olarak dikkate almadığını ifade etmektedir. O’na göre hükümet, sorunu kendi başına çözmeye çalışmaktadır, ancak bunu nasıl yapacağını da henüz ortaya koyamamıştır.
Öcalan’ın serbest bırakılmaması, Kürtlere otonomi verilmemesi ve anadilde eğitime müsaade edilmemesi gibi hükümetin kırmızıçizgilerine dikkat çekerken, bu şekilde Kürt sorununun nasıl çözüleceğini sormaktadır. Oldukça tahrik edici bir üslupla soruları cevaplamaya devam eden Karayılan, aynı zamanda son derece spekülatif ve abartılı iddialarda bulunmaktadır: O’na göre devlet, bir taraftan Kürt Açılımı’nda bulunurken diğer taraftan da İran, Irak hükümetleri ve ABD ile yaptığı gizli toplantılarla Kürt hareketine yönelik büyük bir askeri operasyona hazırlanmaktadır. Af konusunda ise, ‘kim kimi affedecek?’ diye sormakta, “yaklaşık 70.000 sivilin bilinmeyen suikastçılar tarafından öldürüldüğünü, bu nedenle kendilerinden de özür dilenmesi” gerektiğini söylemektedir.
ABD ve Avrupa’nın Kürt sorununun çözümü konusundaki yaklaşımlarına ilişkin olarak da çelişkili bir yaklaşımda bulunmaktadır: Karayılan’a göre ABD, Türkiye’nin Kürtlere karşı uyguladığı politikaları yıllardır desteklemektedir. Diğer taraftan da ABD’nin Türkiye'ye hep sorunun çözümü için adım atması gerektiğini söylediğini, fakat bunu gerçekte kendisinin yapmadığını iddia etmektedir. O’na göre Türkiye istese de istemese de ABD sorunu çözmek istemektedir. Bunu ifade ederken diğer taraftan da çelişkili bir biçimde, ABD’nin Türkiye’nin PKK’yı bitirme teşebbüsünü kabul edeceğini düşünmediğini ifade etmektedir. Karayılan’a göre Fransa ve Almanya’nın yaklaşımı ise daha farklıdır. Bu iki ülke Türkiye’yi AB’de istememekte, bu nedenle de Kürt sorununun çözümünü arzulamamaktadır. Zira savaş varsa, Türkiye’nin üyeliğine daha kolay karşı çıkabileceklerdir.
(Doç. Dr. Ertan Beşe, Savunma Güvenlik Terör Masası, 30.09.2009)