Ankara’da Mini MGK Toplantısı
3 Eylül 2009 Perşembe günü Başbakan Erdoğan’ın başkanlığında Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın yanı sıra tüm bakanlar ve kuvvet komutanlarının iştirak ettiği bir zirve toplantısı yapıldı. Toplantı sonrası zirvede ele alınan konulara ilişkin detaylı bilgi verilmeyerek “terörle mücadele politikasında izlenecek politikalar tartışıldı” şeklinde kısa bir açıklamayla yetinildi.
Açıklama her ne kadar sadece terörle mücadele ile sınırlı bir toplantı imajı çizmeye yönelik olsa da konunun özünde “demokratik açılım”ın, daha sonra da terörle mücadeleye ilişkin hususların olduğunu söylemek daha uygun olur. Demokratik Açılım projesinin sadece hükümetin değil Cumhurbaşkanı, Silahlı Kuvvetler, bürokrasi ve ilgili kurumların hepsinin dâhil olduğu bir devlet projesi olduğu ısrarla ifade ediliyor. Muhalefet, bazı medya kuruluşları ve sivil toplum örgütleri projeye karşı çıkmakta, bunu sadece hükümetin kişisel girişimi olarak görmekte ve Silahlı Kuvvetlerin de bu Açılıma karşı olduğu yönünde doğrudan ve dolaylı açıklamalar yapmakta. Ancak söz konusu MGK toplantısından sonra bu iddia ve eleştirilere bir cevap olarak Genelkurmay da dâhil olmak üzere devletin bütün kurumlarının bu Projeye destek verdiği açıklaması yapıldı. Bunun üzerine özellikle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Hükümeti ve Genelkurmay Başkanlığını hedef alan çok ağır ithamlarda bulunmuş, hükümeti ihanet Genelkurmayı da bu yapılanlar karşısında sessiz kalmakla suçlamıştı. MGK’da hükümetle aynı görüşleri paylaştığını ifade eden Genelkurmay bu ve benzeri diğer açıklamalar karşısında kamuoyunda bir şeyler söyleme, kendilerine has geleneksel yaklaşımlarını sergileme ve daha önce ifade ettikleri temel ilkelerden ödün vermediklerini vurgulamak üzere bir basın açıklaması yaptı. Bu basın açıklamasında Türkiye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez, üniter bir devlet yapısına sahip olduğu, dilinin de Türkçe olduğu ve Anayasa’nın ilk üç maddesinde yer alan bu hususların değiştirilmesinin asla mümkün olamayacağı ifade edildi. Bu açıklama kamuoyunda sanki Genelkurmay Başkanı MGK’da başka kamuoyunda başka şeyler söylüyor, aslında Hükümetle aynı görüşleri paylaşmıyor ve “Açılım” sürecine de karşı çıkıyor şeklinde gösterilmeye ve algılanmaya başlanınca doğal olarak başta hükümet olmak üzere büyük bir ümitle bu Açılımın olumlu sonuçlanmasını bekleyen geniş kitlelerde rahatsızlık meydan gelmeye başladı. Bu nedenle, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve diğer bakanlar böyle bir durumun söz konusu olmadığını devletin zirvesinde bugüne kadar görülmeyen bir uyum ve kararlılığın mevcut olduğunu önemle ve ısrarla ifade etmek ihtiyacını hissetmişlerdir. Başbakan, İçişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı aynı şeyi söylüyor. Buna rağmen, inanmama konusunda ısrarını sürdürenlerin asıl amacının “üzüm yemek yerine bağcıyı dövmek” olduğu şeklinde bir durum söz konusu gibi. Buna rağmen, ben inanıyorum ki, uygun bir usul ve yöntemle süreç idare edilebilirse onlar da bu büyük, hayırlı ve aydınlık projesinin ucundan tutacaklardır. Bu yüzden, nedenler ve koşullar ne olursa olsun iyi niyet ve devlet adamlığı sorumluluğu içerisinde hareket ederek ilgili tarafların endişelerini de anlamak, oturup konuşmak ve tartışmak ve bu şekilde üzerinde uzlaşılabilecek bir zemin bulmaya çalışmak büyük önem taşımaktadır.
Mevcut gelişmeler üzerine böyle bir toplantının düzenlenmesine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Kamuoyunda yanlış anlaşılmalara yol açabilecek açıklamalardan kaçınmak bu anlamda büyük önem taşımaktadır. Bu toplantıda, Hükümet çevrelerinden yapılan açıklamalarda mesaj hep aynı olurken Silahlı Kuvvetlerin de benzer yaklaşımı sergilemesi ve kamuoyunda sanki devletin zirvesinde uyumsuzluk ve hatta çatışma varmış gibi bir yanlış anlaşılmaya meydan verebilecek söylemlerden kaçınılması daha uygun olacaktır. Tabii bu Sayın Başbakan’ın ve hükümetin bu projenin içeriği, sorun oluşturan temel konular ve çözüm önerileri, hedefleri ve olası sonuçları konusunda Genelkurmay’la uyum içerisinde olmasıyla mümkündür. Aksi takdirde, “bu bizim projemiz, lütfen siz de uyun” şeklindeki bir yaklaşımın işi zora sokacağı düşünülmektedir. O yüzden, görüş birliğinin ve uyumun ilk önce devletin üst düzeyinde ve kurumlarında yaşanması hayati önem taşımaktadır.
Bu bağlamda, yapılan toplantıda Sayın Başbakan’ın Meclis’te çerçevesini ve detaylarını açıklayacağı “Demokratik Açılım Paketi” üzerinde daha spesifik konulara ilişkin görüşmelerin yapıldığı düşünülmektedir. Bu şekilde askerler ve hükümet ileride ortaya konulacak detaylar konusunda şimdiden görüş alışverişinde bulunma ve hemfikir olabilecekleri bir çizgiye gelmek zorundadırlar. Aksi halde, büyük umutlar ve beklentiler içeren böyle bir projenin devletin projesi olmadığı, sadece hükümetin adeta “kendisinin çalıp kendisinin söylediği ve dinlediği” bir temenniler mektubu olmaktan ileri gitmesi mümkün olamayacaktır. Böyle bir aşama, ülkede aklıselim hiç kimsenin arzu etmediği, hatta aklından bile geçirmek istemediği bir sonuç olacaktır. Bu yüzden şimdiden (aslında çok önceden başlanılması gerekirdi) kamuoyuna açık olmayacak şekilde devletin zirvesinde temel hususlar üzerinde görüş ve politika birlikteliğinin oluşturulması kaçınılmazdır. Başta muhalefet olmak üzere, bazı medya kuruluşları ve sivil toplum örgütleri en ufak bir hata, boşluk, eksiklik veya yanlış anlaşılmaya müsait bir söz, davranış, eylem bulmak için adeta tetikte beklemektedir. Bundan sonraki süreçte milletin büyük çoğunluğunun artık hayal kırıklığına tahammülü bulunmamaktadır. Bu ana gerçek dikkate alınmak suretiyle atılacak adımlarda sabırlı, dikkatli, bilimsel, makul ve çözüme yönelik olunmalıdır.
Diğer taraftan, son günlerde meydana gelen terörist eylemlere ilişkin mücadele yöntemleri ve gelecekte atılması gerekli terörle mücadele adımlarının etraflıca konuşulmasında yarar bulunmaktadır. Öyle görünüyor ki, PKK içerisindeki derin yapılanma böyle bir toplumsal huzur, barış, kaynaşma ve birlik projesine pek sıcak bakmamaktadır. Böyle tepkilerin olabileceği gerçeğini önceden görebilmek ve buna göre sağduyulu davranmak da devlet idareciliğinin bir gereğidir. Gerek yasal kurum ve unsurlar gerekse yasadışı yapılanmalar güçleri elverdiği ölçüde süreci baltalayıcı, provoke edici eylemlerde bulunmaya devam edeceklerdir. Bu tür olası girişimlere karşı duyarlı ve sağduyulu yaklaşılmalıdır. Nasıl ki onlar bu tür yaklaşımı bir görev olarak görüyor ve büyük bir azim ve kararlılıkla görevlerinde başarılı olmak için çaba gösteriyorlarsa, bu ülkenin sağduyulu vatandaşlarına, yetkililerine, aydınlarına ve devlet büyüklerine düşen görev ve sorumluluk da, yılmadan, sakin, emin, rasyonel ve kararlı adımlarla toplumu ve ilgili kesimleri ikna etmek suretiyle demokrasinin, hak ve özgürlüklerin hâkim olduğu, mutlu, huzurlu, refah seviyesi yüksek toplumu elbirliğiyle inşa etmektir. Yapmak, inşa etmek her zaman zor, yıkmak ise bir o kadar kolaydır. Gönülden istemek ve bu yönde çaba göstermek çözümün %50’sidir. Demek ki, geriye fazla bir şey kalmamış. O halde herkesin üzerine düşen biraz iyi niyet, sabır, hoşgörü, anlayış ve gayretle geriye kalanı tamamlamaktır.
(Merve Seren, Savunma - Güvenlik -Terör Masası, 4 Eylül 2009)