Demokratik Açılımın Çağdaş Nedenleri
İngiltere’de açılım “Magna Carta” demektir; kralın keyfi yetkilerinin sınırlanması, demokrasinin güçlendirilmesidir. Almanya’da açılım demek “Berlin duvarının yıkılması” demektir; kardeş iki halkın kaynaşması, sınırların kaldırılması, hakların iki halk adına eşitlik içinde sınırsız yaşanmasıdır. 1215’de İngilizler, 1990’da Almanlar yaşama standardını yükselten haklarını kazanırken zor süreçlerden geçmiş birçok çetin engeli aşmışlardır. Günümüzde ise bu devletler doğru zamanda yaptıkları açılımların verdiği güçle; içerde sınırsız demokrasinin ve birlikteliğin, dış politikalarda ise dünya devletleri adına düzen kurucu pozisyonun verdiği imkânlardan yararlanmaktadırlar.
Şimdi sıra bizde... Türkiye’de soyut devlet normlarının somut sivil halk üzerindeki keyfi uygulamalarının asgariye indirilmesi ve toplumun genelini oluşturan iki halkın(Türk-Kürt) arasına atılan nifak tohumlarının ortadan kaldırılması için köklü bir değişime ihtiyaç vardır. Bu duruma ister açılım ister değişim ister demokratik anlamda gelişim diyelim... İlla ki bir isim koymamıza da gerek yoktur. Ancak dış politikada dünyanın düzen kurucu devletleri arasına girmemiz için iç politikadaki aksayan yönlerimizi sorunsuz bir şekilde halletmeli, demokrasiyi hak ve özgürlük adına sınırsız yaşatmalı, toplumsal barışı,zihinlerde en ufak bir soru işaretine yer vermeden sağlamalıyız. Bu sebeple açılım denilen değişim ve gelişim sürecine kesinlikle ihtiyacımız vardır.
Batılı bir lisanla anlatmamız gerekir ise, açılım demek günümüz gereklerini yerine getirmek; çağdaşlaşmak demektir. Çağdaş olmak öyle sözde laflarla, kültür dejenerasyonuna yol açan uygulamalar değildir. İnsanların çağdaş olmasını istiyorsanız, önce devletin zihniyetini çağdaş dünya normlarına uyarlamanız gerekmektedir. Çağdaş olmak, halkın ihtiyaç duyduğu her konuda hürriyet özgürlüğünü tesis etmektir. Çağdaşlık; hürriyet alanı sınırının oligarşik devlet yapısının keyfi uygulamalarının dışına çıkartılmasıdır. Çağdaşlık; vatandaşı hala 86 yıllık ezber içinde demokrasi şuurundan uzak bireyler haline getirmek olmamalıdır. Çağdaş devlet; vatandaşlarını düşman olarak görmemeli, onlara cahil bir teba gibi davranarak haklarınıaramalarının önüne geçmemelidir.
Eğer siz Türkiye’de hak ve özgürlüklerin tam olarak yaşandığına, hukukun kimseyi kayırmaksızın adaletli bir biçimde uygulandığına, %100 demokrasiye saygı duyulduğuna inanıyorsanız; elinizi kolunuzu bağlayıp yerinizde oturmaya devam edebilirsiniz. O zaman devlet de kanunların verdiği keyfi uygulamaların gereklerini yerine getirmeye devam edebilir. Martin Luther King derki; “Hitler'in Almanya'da yaptığı her şeyin yasal olduğunu asla unutmayın.” Yasal olan ancak toplumsal barıştan uzaklaşma adına daha vahim sonuçlara imza atacak, hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına sebep olacak keyfi devlet uygulamalarının önüne geçmemiz gerektiği inancıyla soruyorum, sizce de bazı şeyler değişmeli değil mi?
Açılımın ilk aşamalarında ülke olarak belli başlı sorunlar ile karşılaşacağımız aşikardır ancak unutmayalım ki hiçbir toplum, demokrasi ve özgürlük adına edindikleri hakları fedakarlık etmeden, belli bedeller(manevi anlamda) ödemeden kazanmamıştır. Hak ve özgürlüğün simge ismi Gandi sırf Hintli olduğu için, elinde birinci mevki bileti olmasına rağmen üçüncü mevkiye geçmediği için Pietermaritzburg'da(Güney Afrika) trenden atılarak başlamıştı bedel ödemeye. ABD’de Toplumsal adaletsizliği dile getiren ve zencilerinde insan olduğunu hatırlatan Malcolm X, maalesef ABD’nin ilk zenci başkanını görmeden öldürüldü. Bugün bu açılımlara imza atanlar veya destek verenler, Türkiye’de ideal demokrasinin tesis edilip, hak ve özgürlüklerin sınırsız yaşandığını göremeyebilirler... Ancak bu durumu düşünmeksizin çocuklarına ve torunlarına bundan daha güzel hangi miras bırakılabilir sorusunu sorarak daha fazla motive olmalıdırlar. Çözüm yollarının sonuna kadar arkasında durup, sağlıklı sonuçlar alabilirlerse, gelecek nesiller ve tarih bilimi onların isimlerini altın harflerle yaşatmaya devam edecektir.
Bu işi sadece hükümetin arkasında durduğu bir eylem olarak görürsek yanılgıya düşeriz. Bu iş Türkiye’nin uzun zamandır çözüm bekleyen bir meselesidir. Bu mesele hem hükümetin, hem devletin, hem de vatandaşın sorumluluğualtındadır. İşte tam burada hükümetin asli görevi ortaya çıkmaktadır. Hükümet meselenin çözümü adına sorumluluk bilinci yüklemek için bütün milletvekillerine, mülki idari amirlerine, yazılı-görsel medya mensuplarına, akademisyenlere ve en önemlisi millete, yapacakları bir dizi çalışmayı çok net bir şekilde aktarmak durumundadırlar. Gerekirse şehir şehir, ilçe ilçe dolaşarak, köy kahvelerine kadar inerek meselenin önemini sağlıklı şekilde anlatmak zorundadırlar. Aksi takdirde yapılan çalışmaların halkın zihninde temel bulamayacağını bilmeleri gerekmektedir.
Zaman içersinde açılımın ne demek olduğunu tam olarak anladığımızda süreç bizim için daha da kolaylaşacaktır diye düşünüyorum. Kendi kendimizi yönetebilme, dünya devletleri arasında saygın bir aktör olabilme ve huzur içinde birlikte yaşayabilme adına açılımlara, gelişimlere ve değişimlere ya da batılı lisanla gerçek manada çağdaş zihniyette bir devlete kavuşmaya; EVET!
(Bilal Kalyoncu, İç Politika, 23.09.2009)