ENGLISH
30.07.2010
Ana Sayfa » Siyaset Sosyolojisi ve PsikolojisiGeri Dön «

Yeni Bürokrasi

10.11.2009 11:33:55

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Devletlü bürokrasinin siyasal ve sosyal değişmeleri önemsememesi ve statükocu tavrı, Türkiye’nin demokrasi geleneğini benimsemesini geciktirmiştir.

 

YENİ BÜROKRASİ
 
Türkiye’de bürokratik geleneğin değişiminde belirleyici en önemli unsur, siyasette halkın yerinin ne olduğuna ilişkin anlayış farklarına dayanmaktadır. Tanzimat’tan günümüze halk egemenliği (hâkimiyet-i milliye) gibi içeriği devletlü bürokrasiye göre değişen kimi kavramlar etrafında siyaset şekillendirilmeye çalışılmış ise de, halkın siyasetin öznesi mi yoksa nesnesi mi olduğu meçhuldür. Gerçekte devletlü bürokrasi tarafından belirli bir ideoloji tarafından şekillendirildiğine bakılırsa o pek çok kez halkın nesne olarak algılandığını söylemek mümkündür. Devletlü bürokrasinin hâkim olduğu dönemlerde halk gündelik hayattan, tercihlerine ve inancına kadar pek çok alanda biçimlendirilmek istenmekte ve tekil bir kimlik uğruna bireyin bütün kimliklerinden vazgeçmesi beklenmektedir.
 
Devletlü bürokrasinin siyasal ve sosyal değişmeleri önemsememesi ve statükocu tavrı, Türkiye’nin demokrasi geleneğini benimsemesini geciktirmiştir. Ancak demokrasinin yeşermesi sonucu ortaya çıkan yeni bürokratik gelenek iledir ki, “Yeter! Söz milletindir!” gibi bir söylem, elitistlerin halk adına söz söylemesinin gereksizliğini ve karar verme mekanizmasının halk olması lazım geldiğini dile getirebilmiştir. Bu söylem oldukça popülist olmasına ve içeriği yeterince doldurulmamasına rağmen, kökleşmiş bürokratik gelenekten tarihsel bir kopuşu ifade etmektedir. Dikkatlerden kaçmaması gereken bu durumun, gerçekte statükocu olması beklenen muhafazakâr bir parti ile gerçekleşmiş olmasıdır. Bu nedenle İdris Küçükömer’in haklı olarak dile getirdiği gibi, halkı yönetilecek koyun olarak gören Türk solu gerçekte sağcı ve gericidir. Türkiye'nin ilericileri, bir diğer ifadeyle solcuları ise sağ cenahta görülen muhafazakâr, geniş halk kitleleridir.
 
Yeni bürokratik gelenek halka daha yakındır ve onun değerlerinden haberdardır. Ancak onun da en büyük zaafı aşırı pragmatik oluşu, popülistliği ve iktidarı parselleme uğruna ilkelerinden ödün vermesidir. Bir yandan halkın değerleriyle barışırken, bir yandan da yandaşlarını doyurmanın, popüler kültürün temsilciliğini yapmanın peşindedir. Naiftir, ürkektir devletlü bürokrasinin şamarına, darbesine alışıktır. Bu nedenle kimi zaman da devletlü bürokrasiye göz kırpmaktan kaçınmamaktadır.
 
Özellikle 1980 sonrasının Thatcherizm’i ile şahlanan neo-liberal düzeni dünya siyasetinde belirgin bir yer edinmeye ve bu yeni düzen Türkiye’de de yeni bürokratik anlayış ile yerleşmeye başlamıştır. Kimi zaman üstü örtülü, kimi zaman ise aşikâr bir biçimde halkla ve halkın değerleriyle barışma mücadelesi vermiş bu yeni bürokratik gelenek, samimiyetinin de ötesinde bunu siyasal bir rant olarak da kullanmayı başarabilmiştir.  Bu nedenle varlık sebebini hep halkın içinde aramış, popülist söylemlere sığınmış; uzun soluklu politikalar yerine zaman ve zemine göre değişen siyasî arayışların içinde olmuştur.
 
2002 yılında Türk siyasî hayatında eşine ender rastlanır bir sayısal çoğunlukla iktidara gelen ve bu nedenle aşırı özgüvene sahip AK Parti’nin bu yeni bürokratik geleneğin gerçek temsilcisi olduğu söylenebilir. Devletlü bürokrasi mensuplarının pek çoğunun yasadışı örgüt oluşturmak iddiasıyla meşgul oldukları bir dönemde rahat hareket etme imkânı bulan AK Parti bürokratları, Türkiye’nin sırtında yıllardır birer kambur olarak duran sorunları acilen çözüm bulmaya çalışmaktadırlar. Bu aciliyetin dış boyutu kadar, iç gelişmelerle de tetiklendiği ve aslında demokratik açılımlar adı verilen bu hareketin yerli olmakla birlikte ithal mamalarla beslendiği söylenebilir.
 
Türkiye Cumhuriyeti bir dönüşümün içindedir. Ancak henüz toy olan yeni bürokrasinin kökleşmiş devletlü bürokratik gelenekle nasıl başa çıkacağı muammadır. Açılım adı ile ortaya atılmasına rağmen somut çözümler ve öneriler henüz ortaya konamamıştır. Anlaşılan o ki, AK Parti bu kökleşmiş gelenekle mücadelesinden yara almadan çıkmanın endişesini taşımaktadır. Ancak safların gözle görünür bir biçimde ayrışmaya başladığı bu süreçte Türkiye’yi gelecekte nelerin beklediği artık yaydan çıkmış demokratik açılımların alacağı yöne göre belli olacaktır.
 
(Yahya Kemal TAŞTAN, Siyaset Sosyolojisi-Psikoloji ve Siyaset-Kamu Yönetimi-Hukuk-Eğitim Masası, Kıdemli Araştırmacı, 12.09.099)

 




SİYASET SOSYOLOJİSİ VE PSİKOLOJİSİ KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE, “Türkiye’de İletişimin Denetlenmesi” analizi yayınlandı...
19.07.2010 11:06:02

SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın yeni kitabı “Korku ve İktidar” kitapçılarda...
09.07.2010 09:38:27

SDE "Yeni Rusya" Çalışması Yayınladı...
07.07.2010 11:11:11

"Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi" 10-12 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirilecektir...
28.06.2010 16:15:43


<Temmuz 2010>
PtSaÇaPeCuCtPz
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678

Anayasa Paketinin oylanacağı referandumda ne yönde oy kullanırsınız?

Evet
Hayır


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya