ENGLISH
23.05.2012
Ana Sayfa » Savunma - Güvenlik - TerörGeri Dön «

Terör ve Finansman

10.11.2009 11:33:24

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Terörle mücadele etmek dünyanın neresinde olursa olsun büyük bir finansman gerektirmektedir.

 Terör ve Finansman

Terörle mücadele etmek dünyanın neresinde olursa olsun büyük bir finansman gerektirmektedir. Ülkemizde 30-35 yıldır gündemde olan PKK terörünün ülkeye dolaylı ve dolaysız maliyetinin 250–300 Milyar Dolar olduğu tahmin edilmektedir. Bu da yıllık 10 milyar Dolara denk düşmektedir. Bu rakam birçok ülkenin bir yıllık bütçesinden daha fazladır.

Terörle mücadelenin ülkelere ekonomik bir maliyeti olduğu gibi, terör örgütleri için de varlıklarını ve faaliyetlerini sürdürmenin kendileri için bir maliyeti vardır. Bakıldığında, terör örgütlerinin varlıklarını devam ettirebilmek için ideolojik temelin yanında, halk desteğine, kendisine bağlı elemanlara ve eylem gücüne ihtiyacı olduğu aşikârdır. Yani diğer bir ifadeyle yapılan bir planın yürütürlüğe konulması ancak ve ancak personel ve bütçe desteğiyle ile mümkün olabilir. Tüm bunlar finansman meselesini ortaya çıkarmaktadır. 

Hepimizin bildiği gibi, böyle bir hain plan 1978 yılında Ülkemizin bütünlüğüne yönelik olarak uygulamaya koyulmuştur. Maoist-Leninist ideolojik temeli benimseyen PKK (Kürdistan İşçi Partisi) kuruluş amacını bağımsız birleşik Kürdistan’ı kurmak olarak açıklamıştır. Bu sözde devletin sadece Türkiye değil, aynı zamanda İran, Irak ve Suriye toprakları üzerinde kurulmasının hedeflendiği bilinmektedir.

35 yıl sonra da örgüt bu amaçtan vazgeçmiş değildir. PKK’nın kurucusu ve halen en etkili ismi olan Abdullah Öcalan 1979 yılında Suriye’ye kaçmış ve silahlı şiddet eylemleri yapabilecek eğitim ve insan kaynağı ve teşkilat yapısına örgüt burada kavuşmuştur. 1998 yılında Suriye’den çıkmak zorunda kalan PKK ardından Irak topraklarını silahlı militanları için merkez üst olarak kullanmaya başlamıştır. Örgüt, Avrupa ülkelerini de finans ve propaganda üssü olarak kullanmaya devam etmektedir.

Irak’ın kuzeyindeki dağlık alanda ortalama 4000-4500 silahlı terörist barındığı tahmin edilmektedir. Bu rakam 90’lı yıllarda çok daha fazla olduğu tahmin edilmekteydi. Dağ kadrosunun dışında örgütün şehir ve Avrupa yapılanması da bulunmaktadır. 1984’ten beri dönemsel olarak artan ya da azalan çeşitli silahlı eylemler ve toplumsal gösteriler düzenlenmektedir. Örgüt silahlı mücadeleyi siyasi safhaya taşıma gayreti içinde çeşitli faaliyetlerde bulunduğu da müşahede edilmektedir.
 
Yukarıda çok kısaca değindiğimiz tüm faaliyetler ve bizatihi örgütün kendisi arkasında ciddi bir parasal gücü gerektirdiği açıktır. Çok basit bir hesaplama yapalım. Sadece dağ kadrosunu ele alalım. Silahlı eylemlerde kullanılan bu grubun yiyecek, giyim-kuşam, ilaç, elektrik gibi bir insanın hayatını idame ettirebilmesi için gerekli olan hertürlü lojistik malzemeye ihtiyaç duyduğu kaçınılmazdır. Kandil dağındaki her bir teröristin günlük maliyetinin (yeme, içme, kıyafet, barınma) ortalama 20 Dolar olduğunu varsayarsak, bu rakam 4 bin kişi için günlük 80 bin Dolar etmektedir. Sadece bu bölgedeki terör elemanını sadece hayatta tutma maliyeti ortalama 30 milyon Dolara denk gelmektedir. Öldürülen PKK militanlarının ailelerine ödenen paralar, silah ve mühimmat ihtiyacı için harcanan paralar, silahlı ve silahsız eylemler için ayrılan finansman, yönetici kadrosunun kişisel harcamaları, dergi ve gazeteler ile Belçika’dan yayın yapmaya devam eden Roj tv için tahsis edilen bütçe, dernek ve vakıfların harcamaları bu rakamın dışındadır. Bunları da üstüne koyduğumuzda karşımıza en az 150-200 milyon dolarlık bir mali gider tablosu çıkmaktadır. 

Örgütün var olabilmesi ve varlığını devam ettirebilmesi için gerekli olan bu paranın bir şekilde örgütün kasasına girmesi lüzumludur. Silaha, insan kaynağına, örgütsel hiyerarşiye sahip bir örgütün finansmanı için suç faaliyetlerinden yararlanmaması mümkün değildir. Dolayısıyla bu noktadan sonra suç ekonomisi devreye girmektedir. Terör örgütlerinin başlıca üç finansman kaynağı vardır. Birincisi, suç faaliyetleri yoluyla gelir elde edilmesidir. İkincisi, vakıf, dernek ya da diğer oluşumlar aracılığıyla teröre yakınlık hisseden kişilerden, şirketlerden bağış ve aidat adı altında para toplanmasıdır. Üçüncüsü terörü dış politika aracı olarak gören devletlerin maddi desteğidir. Üçüncü yol ise doğrudan finans yardımı, askeri ve lojistik malzeme temini, eğitim, hareket ve örgütlenme alanı sağlama gibi çeşitli alanlarda olabilmektedir. PKK/Kongre-Gel terör örgütünün, bu üç yoldan da sonuna kadar yararlanmaya müsait bir yapıda olduğu bilinmektedir. 

Suç faaliyetlerinden finansman elde edilmesi noktasında, her terör örgütünün, bildiği ve etkili olduğu alanda, maksimum kar elde edeceği yasadışı alana nüfuz ettiğini görmekteyiz. Örneğin Kolombiya’nın dağlık bölgesinde konuşlanmış olan FARC terör örgütü, o bölgenin en yaygın ve en çok gelir getiren suç faaliyeti olan kokain kaçakçılığından nemalanmaktadır. Kuzey İrlanda’daki IRA ve IRA’ın İngiliz Hükümetiyle müzakerelere başlamasına tepki olarak 1997’de ortaya çıkan ‘Gerçek IRA’ terör örgütü için sigara kaçakçılığı en önemli finans kaynaklarından birisi olmuştur. Zira, İngiltere’de vergi yükü en yüksek tüketim maddelerinden birisi olan sigaranın ülkeye gümrüksüz sokularak satılması önemli bir yasadışı gelir getirmektedir. (1)

PKK da suç faaliyetleri açısından, PKK yokken de o bölgede bilinen ve var olan işi yapmaktadır. Güney doğudaki sınır illerimizin kaçakçılık suçları bakımından yoğun olarak kullanıldığı bilinmektedir. Eroin, sigara, alkol, çay, şeker, akaryakıt ve göçmen kaçakçılığı en çok bilinen ve yaygın olarak yapılan yasadışı ticaret faaliyetleridir. Türkiye, İran, Suriye ve Irak’ın kesişen sınırlarını içine alan bu kaçakçılık faaliyetleri, bölgenin sarp ve kontrolü güç arazi yapısı, birbirine geçmiş sosyal ve etnik yapı ve kuralsızlığın kural olarak benimsenmesi gibi unsurlarla beslenmektedir. Aileler ve aşiretlerce bir geçim ve zenginlik kaynağı olarak görülen kaçakçılık, bölgede adeta bir yaşam biçimi haline gelmiş durumdadır. Hal böyleyken, PKK’nın bu bölgedeki nüfuzunu ve şiddet uygulama potansiyelini paraya çevirmemesinin önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Yasadışı alanda cereyan eden bu faaliyetlere terör örgütünün müdahalesine karşı devlete şikâyette bulunmak da zaten mevzu bahis değildir. Zira devletin ekonomik mağduriyetine sebep olan faaliyetin bizzat kendisi suç teşkil etmektedir. Terör örgütüne göre, kaçakçıların yasadışı gelirlerinin devamı için örgütün varlığına ihtiyaçları vardır. PKK, bölgenin yasadışı ekonomisinden tahminlere göre %10-15 seviyesinde sözde vergi ve bağış adı altında nemalanmaktadır.
 
Terör örgütü kurumsal anlamda bizzat kaçakçılık yapaktan ziyade bu faaliyetleri kolaylaştıran, koruyan, gözeten ve bunun karşılığında maddi menfaat temin eden bir fonksiyon üstlenmiş görünmektedir. PKK’ya gönüllü ya da gönülsüz verilen paralar sadece bu bölgede değil, Avrupa’da da toplanmaktadır. Avrupa’da birçok ülkede vakıf ya da dernek şeklinde teşkilatlanmış olan terör örgütü, burada yasal ya da yasadışı faaliyetlerden elde ettiği gelirin bir kısmını yine bu faaliyetlerin devamında diğer bir kısmını ise Kuzey Irak’taki silahlı kanada göndermektedir.  
  
Sadece kaçakçılık değil yolsuzluk faaliyetleri de PKK açısından bir kazanç kapısı haline gelmiştir. Bölgenin birçok belediyesi örgütün siyasi uzantısı olarak kabul edilen partinin kontrolü altındadır. Bu belediyelerce verilen ihaleler örgütün de ilgi odağında olduğu ve ihaleleri kazananlardan %10-15 oranında terör örgütüne kesinti yapıldığı ileri sürülmektedir. Bu paralar aslında o bölgeye yapılması gereken alt yapı hizmetlerinden çalınmaktadır. Dolayısıyla, halkın yaşam kalitesini yükselten sağlık merkezinden, asfaltlı yolundan, sosyal dinlenme tesislerinden vazgeçilmesi anlamına gelmektedir.

Bunun dışında terör örgütünün bizzat kendi içinde de yolsuzluk olaylarıyla yüz yüze kaldığı bilinmektedir. Bu da terörün finansmanını kontrol edenlerin aynı zamanda kendi şahsi finansmanlarını da hesap etmekten geri durmadıklarını gözler önüne sermektedir.  

Peki, bu kadar farklı yönleri bünyesinde barındıran terör finansmanına uluslararası toplum nasıl yanıt vermektedir? 

Öncelikle, Birleşmiş Milletler, terörizmi çeşitli açılardan engellemeye yönelik ülkeleri daha fazla çaba göstermeye davet ettiği ve çeşitli yükümlülükler yüklediği toplam 16 Sözleşme ve Protokol hazırlamış olduğunu belirtelim. Bunlar teröre karşı geliştirilen küresel sistemin kanunlarıdır. Bunların içinde 2002 yılında yürürlüğe girmiş olan Terörizm Finansmanının Önlenmesine Dair BM Sözleşmesi de yer almaktadır. Bu Sözleşme 167 ülke tarafından onaylanmış durumdadır. Ülkemiz de 2002 yılında bu Sözleşmeye taraf olmuştur. Burada hemen belirtelim ki, PKK’nın kendisinde yaşam alanı bulduğu Irak, bu Sözleşmelerden çoğunu onaylamamıştır. Buna ‘Terörizm Finansmanının Önlenmesine Dair BM Sözleşmesi de dâhildir.(2)

Bakıldığında PKK’nın Iraktaki dağ kadrosu, Kuzey Irak’taki yerel güç odakları olan Barzani’nin KDP’si ve Talabani’nin KYB’sinin kontrol ettiği sokaklardan ve yollardan geçerek kasabalardan ve şehirlerden her türlü ihtiyacını tedarik etmektedir. Paranın bizzat terör örgütünün silahlı kanadıyla buluştuğu bu bölgede, terörün finansmanı suçu her an gerçekleşmektedir. Ancak bunun engelleneceğine dair bir kararlılık, irade ve hareket ne bölgede varlık gösteren yerel güç odaklarında ne de Batı devletlerinde görülmektedir. Avrupa ve ABD, terörün finansmanı denince uluslararası alanda El-Kaide ve Taliban, yerel düzeyde ise kendi ülkelerinde şiddet eylemi yapan örgütleri mercek altına almaktadır. Bunların içinde ise PKK/Kongre-Gel terör örgütü genelde yer almamaktadır. 
  
Terörle mücadelede askeri ve polisiye taktiklerin yanında para hareketlerini izleyen, örgütün finans damarlarını bilen ve bunlara karşı etkin tedbirler alabilen bir yapıyı da gerektirmektedir. 11 Eylül’den sonra ABD’nin öncülüğünde dünya gündemine giren terörün finansmanı olgusu özellikle Avrupa’da terörle mücadele eden kolluk birimlerinin teşkilatlanmalarında da bazı değişikliklere sebep olmuştur. Örneğin, terörle mücadele birimlerinin bünyesinde sadece terörün finansmanı suçuyla mücadele etmekle görevli ayrı alt-birimler kurulmuştur. 

Ülkemizde ise parçalı bir yapı söz konusudur. Terörle Mücadele Kanununa yapılan bir eklemeyle terörün finansmanı suçu 2006 yılında kanunumuza girmiştir. Ancak bu maddenin uygulama alanı bulduğunu söylemek güçtür. Teşkilatlanma anlamında bakacak olursak Maliye Bakanlığına bağlı MASAK Dairesi terörün finansmanın önlenmesiyle görevlidir. Yasa, MASAK’tan bu konuda mali istihbarat üretmesini istemektedir. Diğer taraftan kolluk boyutuyla terörle mücadele eden iki ana birim vardır. Bunlar Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığıdır. Bu teşkilatların bünyesinde terörle mücadelede görevli ayrı birimler bulunmaktadır. Ancak bu birimlerin altında bizatihi terörün finansmanıyla mücadeleden sorumlu alt-birimler yoktur. 

Dolayısıyla, Türkiye’ye karşı terörün finansmanı suçunun dünyanın neresinde işlenirse işlensin etkin soruşturulabilir hale getirilmesi, cezasının artırılması ve bu soruşturmaları yürütecek alt-birimlerin kurulmasının mücadeleye ivme kazandıracağı değerlendirilmektedir. Ayrıca, kurulacak etkin ve hızlı müsadere mekanizmalarıyla, terör örgütünün elinden alınacak mal varlığı ve yasadışı gelirlerin, ekonomik anlamda ülke bütçesine ağır bir yük getiren terörle mücadelenin finansmanında kullanılabileceği akla gelmektedir.  

(Ömer Ersoy, Araştırmacı, 13 Ekim 2009)
 





SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya