KAYSERİ’DE KAYBOLAN ÇOCUKLAR
Kayseri'nin Talas ilçesinde yaşayan Ahmet Tuna Tekin (8) ile kız kardeşi Dilruba Tekin (6) ve aynı mahallede oturan arkadaşları 11 yaşındaki Türkan Ay, Ramazan Bayramının 2. günü şeker toplamak için birlikte evlerinden ayrıldıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamadı. Çocukların bulunması için polis ekipleri yoğun bir araştırma başlattı. Türkiye'nin her bir yanında aranan çocuklar için polis, gelen ihbarları değerlendirerek çalışmalarını sürdürüyor. Çocukların İzmir’de bulundukları yönünde gelen bir ihbarı değerlendiren İzmir polisi, bir apartmana baskın düzenledi ancak söz konusu evde çocukları bulamadı.
(Tıkla-1)
Ahmet Tuna ve Dilruba’nın babası Hamza Tekin, polisin yapmış olduğu çalışmaları takdirle karşıladığını ve bu çalışmaların olumlu sonuçlanmasını umutla beklediğini söylemiştir.
(Tıkla-2)
Kayseri´deki arama çalışmaları sürerken bir kayıp haberi de Bolu’dan geldi. Bolu’nun Çanakçılar köyünde yaşayan Nermin Çelik´in 2 yaşındaki oğlu Samet Çelik evinin önünde oynarken 9 gün önce kayboldu. Aile çocuklarının kaçırıldığı endişesini taşırken, yetkililerden yardım bekliyor.
(Tıkla-3)
Görüldüğü üzere son zamanlarda küçük yaştaki çocukların kaybolması (veya kaçırılması) olayları ülke gündeminde önemli bir yer oluşturmaktadır. Normal ölçüler içinde konuya sadece istatistiksel veriler çerçevesinde bakıldığında yetmiş iki milyonluk bir ülkede her gün çok sayıda suç, olay veya benzeri üzücü durumların yaşanması oldukça doğal gibi gözükebilir. Ancak, empatik bir yaklaşımla; ‘ateş sadece düştüğü yeri değil beni de, bizi de yakar’ ve ‘aynı olay benim, benim çocuklarımın başına da gelebilir’ şeklindeki bir bakış açısı konunun vicdanımızın ve zihinlerimizin derinliklerinde daha iyi hissedilip anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Evet olaylar gerçekten insanı, özellikle anne ve babaları çok derinden üzmektedir. Çocuklar sokakta arkadaşlarıyla oynamak, eğlenmek ve çocukluklarının tadını çıkarmak istemektedirler. Bu, onların en doğal hakkı. Ancak, görülen o ki, bazıları bu hakkı onlara çok görmekte ve kendi kötü, sapkın ve yasadışı emellerine çocukların bu sevimli, neşeli ve masumane arzularını ve oyunlarını alet etmektedirler.
Bu çocuklar kaybolmadı, büyük bir olasılıkla kaçırıldılar. Özellikle Kayseri’de meydana gelen olayın organ mafyası tarafından kaçırılma olasılığı çok yüksek. Çocuklardan birinin yaşının 11 olması da dilendiricilik amaçlı kaçırılma olasılığını zayıflatmaktadır. Çünkü, bu yaştaki çocuğun daha sonra bir yolunu bulup kendini kaçıranların elinden kurtulması veya onları ele vermesi de söz konusu. Bu nedenle (umarım yanılıyoruzdur) mevcut gelişmeler organ nakli amaçlı bir kaçırma olayı ile karşı karşıya olduğumuza işaret etmektedir.
Bu durumda polis, organize suç örgütleriyle mücadele bağlamında çalışma yapmalı, ülkede bu alanda yasadışı ve kısmen yasal(!) faaliyetlerde bulunan grup ve çetelere yönelik sessiz ancak kapsamlı çalışma yürütmelidir. Bilinen örgütler ve bu örgüt elemanlarının operasyonel anlamda izlenmesi ile bazı olumlu sonuçlara ulaşılabilecektir. Kamuoyunun ve medyanın yoğun ilgisi ve polisin kapsamlı araştırması söz konusu örgütü telaşlandıracak ve hata yapmasını kolaylaştıracaktır. Diğer taraftan, çocukların resimleri medyada yer almalı, büyük illerimizin ana merkezlerinde vatandaşların görebileceği belirli yerlere asılmalıdır. Üçüncü olarak, herkes bu konuda duyarlı olmalı, çevresinde gördüğü şüpheli her durumu polisle paylaşmalıdır. Unutulmamalıdır ki, modern toplumlarda suç ve toplumsal sorunlarla mücadele sadece polisin değil her vatandaşın sorumluluğudur. Konunu kısa sürede aydınlatılması ve çocukların sağ salim ailelerine kavuşması dileğiyle…
(Doç.Dr. Aytekin, Geleri, Savunma – Güvenlik – Terör Masası, Kıdemli Araştırmacı, 06.10.2009)