DİSK Başkanına Silahlı Saldırı
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, 06.10.2009 Salı günü saat 14:45 dolayında Şişli'deki DİSK Genel Merkezi’nde bulunan makam odasında daha önceden tanıdığı Rıza Tunçbilek adlı bir kişi tarafından sol bacağından ve ayağından tabancayla 5 el ateş edilerek vuruldu. Saldırgan, olay sonrası odaya giren Çelebi’nin yakın koruması tarafından etkisiz hale getirilerek yakalandı. Zanlı’nın Çelebi’yle aynı mahalleden çocukluk arkadaşı olduğu, önceden birçok kez görüştüğü ve olay günü de önceden randevu alarak görüşmeye geldiği öğrenildi.
Çelebi, saldırı sonrası Florence Nightingale Hastanesi’ne kaldırılarak burada ameliyata alındı. Hastane’nin Başhekimi Opr. Dr. Mücahit Atmanoğlu, Süleyman Çelebi'nin ayaklarında 2 kurşun bulunduğunu, girip çıkan kurşunlara bağlı kırıklar meydana geldiğini ve hayati tehlikesinin olmadığını ifade etti.
Rıza Tunçbilek’in Süleyman Çelebi’yle eski dava arkadaşı olduğu ve uyuşturucu madde bulundurmaktan poliste kaydının bulunduğu öğrenildi. Rıza Tunçbilek'in polisteki ilk ifadesinde, "DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi ile geçmiş yıllarda halı ticareti yaptıklarını, 1995 yılından kalan 175 bin mark alacağını tahsil edemediğini ve olay günü de bu konuyu görüşmek için gittiği makamında, parayı tahsil edemediği için bu yola başvurduğunu, amacının Çelebi'yi öldürmek olmadığını, sadece alacağını istediğini ve Çelebi'nin borcunu ödemesini istediğini, eğer ödemezse tekrar aynı yola başvuracağını söylediği" öğrenildi. Zanlı’nın yakın mesafeden ve sadece bacağına ateş etmesi, Çelebi’yi öldürmek kastıyla hareket etmediğini göstermektedir.
Zanlı’nın alacağını tahsil etmek için 15 yıl beklemesi düşündürücü ve sorgulanabilir olsa da olay bir alacak-verecek sorunundan kaynaklanmış gibi görülmektedir. Sendika Başkanları hakkında genelde sendika imkânlarını kendileri, yakınları ve arkadaşları lehine kullandıkları, yolsuzluk mekanizmalarını devreye sokarak aşırı zenginleştikleri ve lüks yaşam sürdükleri yönünde haberler duymaya alışan kamuoyu için bu olay ve ileri sürülen gerekçeler açıkçası çok ilginç. Türkiye’de alacak-verecek meselesinden dolayı her yıl çok sayıda bu tür olay yaşanmakta, taraflar mahkemelik olmakta, hatta bazen alacakların tahsili için mafya dahi devreye sokulabilmektedir. Bu yönü itibariyle, meydana gelen olayı özellikli kılan en önemli husus, borcunu ödememekte ısrar ettiği için saldırının muhatabı olduğu iddia edilen kişinin DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, olayı gerçekleştirenin de onun eski dava arkadaşı (olduğu öne sürülen) bir kişinin (Rıza Tunçbilek) olmasıdır.
Olay sonrasında sıcağı sıcağına DİSK Basın Danışmanı Fahrettin Erdoğan’ın hemen polisi suçlaması, polislerin olay sonrası geç geldiğini ileri sürmesi de çok ilginç. Bu olayda, Çelebi’nin koruması olan polis, kendi hayatını tehlikeye atarak zanlıyı anında etkisiz hale getirmiş, başarılı bir iş yapmıştır. Bu yönüyle Polis’in, kurumsal ve bireysel anlamda teşekkürü hak ettiği bir durumda, sol ideolojinin bilinç altında var olan polis karşıtlığı psikolojinin dışa vurmasının bir ifadesi olan bu türden bir suçlayıcı yaklaşım ile karşılaşması da üzücü olan bir diğer husustur.
Zanlı suç işlemiş, yakalanmış ve hakkında adli süreç başlatılmıştır. İşin bu yönünde herhangi bir sorun görülmemektedir. Bununla birlikte, Türkiye sessiz sedasız bir şekilde toplumsal bir krizin eşiğinden dönmüştür. Ya zanlı Rıza Tunçbilek olayı bir alacak-verecek meselesinden dolayı değil de Danıştay saldırganı Alparslan Arslan gibi hareket edip; “dini inançları nedeniyle işlediğini” söyleseydi, ya olaydan sonra elini yukarı kaldırıp “dini içerikli sloganlar” atsaydı! Ne olurdu o zaman Türkiye’nin hali!
(Doç.Dr. Aytekin Geleri Savunma – Güvenlik – Terör Masası, Kıdemli Araştırmacı 07.10.09)