AB Treni Rayında Mı?
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn Demokratik Açılım ve Kürt Sorunu hususlarında yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Rehn yaptığı açıklamada hükümetin açılım paketini AB’nin yakından izlediğini ve ilerlemeleri memnuniyetle karşıladıklarını bildirdi. Diğer taraftan özellikle Kürt sorunu konusunda söylemlerin ve çözüm önerilerinin içinin doldurulması gerektiğini ifade eden Rehn, “Türk hükümeti ve parlamentosunun Güneydoğu’daki ekonomik ve sosyal gelişmeyi sağlayacak, tüm Türklerin dilsel ve kültürel haklarını genişletecek ciddi bir inisiyatif sunup sunamayacağını görmemiz gerekiyor” dedi. Ermenistan ile ilişkiler konusunda da yorum yapan Rehn, ikili ilişkilerin geliştirilmesinin bölgesel istikrarı sağlayacağını ve sürecin mutlaka desteklenmesi gerektiğini bildirdi.
Peki, şimdi sorulması gereken sorular: AB Treni rayında mı? Yakın zamanda askıya alınan reform süreci artık hızlanır mı? Kürt Açılımı, ya da Demokratik Açılım ve Ermenistan Açılımı iç ve dış politikada hararetle tartışılırken, AB’nin “açılım gereğini vurguladığı” diğer mevzular nelerdir? 12. İlerleme Raporu henüz yayınlanmamış olsa da yapılan açıklamalardan bir takım ipuçlarına ulaşmak mümkün. İlerleme Raporunda öne çıkacak muhtemel eleştiriler öncelikle Türkiye’nin Rum bandıralı gemilere limanlarını açmasını ön gören ve Türkiye’nin “protokolün imzası Kıbrıs Rum kesiminin tanınması anlamına gelemez” açıklamasını belirterek imzaladığı Ek Protokolün bir an önce uygulanması yönünde olacaktır. AB perspektifinden değerlendirildiğinde, anlaşılan Ankara’nın şartlı imzası pek de bir anlam ifade etmemekte ve Rum kesimine yönelik limanların kapatılması uygulaması, Ek Protokolle çelişmektedir.
Diğer taraftan temel hak ve özgürlükler konusunda da ciddi eleştiriler beklenmektedir. Bu bağlamda, Obama’nın da Türkiye Ziyareti sırasında eleştirdiği, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmaması dini özgürlükler çerçevesinde eleştirilere yol açacaktır. Haziran ayından bu yana Ada’ya düzenlenen ziyaretler, konunun uzmanlarca masaya yatırılması ve buna benzer çabalar maalesef “Kürt Açılımı” tartışmalarının gölgesinde kalmış ve bu hususta pek fazla yol kat edilememiştir. Dini özgürlükler konusunda öne çıkması muhtemel bir diğer mevzu da AB normlarında dini azınlık olarak kabul edilen Alevilere yönelik dini hak ve özgürlükler meselesi olabilir. “Alevi Açılımı” konusu da Ruhban Okulu meselesi gibi, “Kürt Açılımı” ya da “Demokratik Açılım” tartışmalarının gölgesinde kalan önemli meselelerdendir. Bu bağlamda Başbakan’ın, Alevi inancına göre kutsal kabul edilen Muharrem ayında önde gelen Alevi dernekler ve liderler onuruna düzenlediği iftar daveti, olumlu bir adım olarak değerlendirilmiş ancak arkası getirilememiştir. Lozan normlarında azınlık olarak kabul edilmeyen Alevi Cemaati’nin dini hak ve özgürlükler konusundaki şikâyetleri İlerleme Raporu kapsamında tartışılabilir.
Dini özgürlüklerin yanı sıra: sivil- asker ilişkilerinde normalleşme konusunda hala AB standartlarının yakalanamaması; etkin bir yolsuzlukla mücadele stratejisinin halen geliştirilememiş olması; ifade özgürlüğü ve insan hakları konularında AB normlarına henüz ulaşılamamış olunması; adil yargılama ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda hükümetten bir üyenin bulunması hususlarında yaşanan sıkıntılar da muhtemel eleştiri malzemeleri olacaktır.
Genel bir değerlendirme yapıldığında, Türkiye inandırıcılığı ve samimiyeti ölçüsünde “Demokratik Açılım” ve Ermenistan ile ikili ilişiklerin geliştirilmesi hususlarında atılacak ve atılan (TRT6 gibi) somut adımlar çerçevesinde sürece eli güçlenmiş bir şekilde devam edebilir. Diğer taraftan bu konuların iç siyaset malzemesi olarak kullanılması ve sürecin tıkanması, reform çabalarını sekteye uğratabilir. Bu dikenli yolda “Durmak yok, yola devam” diyebilmek için muhalefet, iktidar ve ordunun dâhil olabileceği, uzun vadeli hesapların göz önünde bulundurulduğu akılcı ve uzlaşmacı bir iç ve dış politika vizyonuna ihtiyaç vardır.
(Fulya Gökcan, Siyaset Bilimi, Hukuk, Kamu Yönetimi ve Eğitim Masası, Kıdemli Asistan, 04.09.2009)