Küreselleşme Süreci ve ABD
Küreselleşmenin bugünkü içeriği ağırlıklı olarak ABD’deki gelişmelerden etkilenmesine rağmen, esas itibariyle ABD’ye mal edilemez. Anthony Giddens’ın da gözlemlediği gibi; “Küreselleşme sadece Batı’nın Dünyanın geri kalanı üzerinde tahakküm kurması değildir. Küreselleşme ABD’yi de diğer ülkeler kadar etkiler.” ABD’nin küreselleşme sürecinin tek üstün ve rakipsiz gücü olduğu yolundaki iddiaların temel dayanağı, ABD’nin giderek daha da rakipsiz hale gelen askeri gücüdür. ABD savunma bütçesi bugün kendisinden sonra gelen 25 dev askeri gücün toplamından daha yüksektir. Ayrıca, günümüzde Amerikan askeri gücünün yalnızca güvenliği sağlama fonksiyonu taşımadığı görülmektedir. Örneğin, Amerikan silahlı kuvvetlerinin ülke güvenliğini korumanın yanı sıra Amerikan şirketlerinin gireceği pazarlarda öncülük yapmak, ABD’nin ekonomik ve siyasi çıkarlarını korumak gibi misyonları da vardır.
Küreselleşme sürecinin ABD’ye mal edildiği ve dolayısıyla ABD hegemonyasının dünya üzerinde emperyal bir “pax” oluşturabileceği inancının temel dayanak noktalarından bir diğeri de, var olan askeri potansiyelin iktisadi ilişkilerle desteklenmekte olduğu düşüncesidir. ABD, 20. yüzyılın başından beri dünya ekonomisinin lokomotifi konumundadır ve pek çoklarına göre bu durum küreselleşme süreci ile garanti altına alınmıştır. ABD’nin üstünlüğü bugün ekonomi, para tedavülü, askeri alanlar, yaşam tarzı, dil ve bütün dünyayı saran kitle kültürü ürünlerine kadar yayılmış durumdadır ve dünya genelinde insanların düşüncelerini biçimlemekte, hatta düşmanlarını bile cezbetmektedir. Bu gerçekler ABD’nin küreselleşme sürecinin en önemli oyuncusu olduğunu ortaya koymaktadır. Fakat, küreselleşmenin artık herhangi bir ülke tarafından kontrol edilemeyecek bir olgu haline geldiği gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Bu durumun en somut göstergesi ABD’nin küreselleşme sürecinin ortaya çıkardığı güvenlik tehditleri konusunda diğer ülkelerden daha zor bir durumda olması ve kontrolü dışındaki bu tehditlerle mücadele etmek zorunda olması gerçeğidir.
Küreselleşmenin kontrolden çıkan bir süreç haline gelmesi ABD’nin dış politika anlayışını revize etmesini gerekli kılmıştır. Obama’yla birlikte Amerikan dış politikasında yaşanan değişim süreci bu kapsamda değerlendirilebilir. ABD yönetimi sert güç (hard power) unsurlarının yerine yumuşak güç (soft power) unsurlarını devreye sokarak bu süreçte hegemonyasını sürdürmeye çalışmaktadır.
(Dr. Bilal Karabulut ABD Masası, Kıdemli Araştırmacı 19.10.2009)